Haber Ajanda Dergisi | Sayı: 147 | Şubat 2019

83 şubat 2019 MEHMET SERHAT BIÇAK her tür ayrımcılığın ön- lenmesine, Ulusal Önleme Mekanizması çerçevesinde de işkence, kötü ve gayr-ı insanî tutumların önüne geçilmesine dair gerek ulusal ve gerekse uluslararası alanda katkı vererek sınırlı bütçe ve sınırlı sayıda personeline rağ- men elinden gelenin fazlasını yapmaktadır. Özgürlüğünden mahrum bırakılan ve koruma altına alınan insanların bulunduğu pek çok müesseseye ha- berli veya habersiz düzenli ziyaretler yaparak mevcut durumun fotoğrafını çekip raporlamakta ve hem yerel, hem de merkezî birimlerdeki yetkililere gerekli uyarıları yapmaktadır. “Türkiye, göçmenler konusunda bir insanhakları şampiyonu!” Dünya ile kıyaslandığın- • da, ülkemizdeki insan hakları durumu hangi seviyede? Suriye’den Arakan’a, Filistin’den Yemen’e, Doğu Türkistan’dan Balkanlara, Venezuela’dan Sudan’a insanların varlık hakları- nı korumaya canla başla çalışanTürkiye, niçin içerideki işbirlikçilerin de ortaklığıyla eleştiri bom- bardımanına tutuluyor? Türkiye’nin insan hakları konusundaki karnesi bel- ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre iç açıcı değildir, ama bunu düzelterek insan hakları alanında ve diğer önemli meselelerde istenen seviyeye gelmeye çalışmakta olan bir Türkiye vardır. Çünkü Türki- ye, artık bir dünya markasıdır ve insan hakları alanında da bir dünya markası olma yo- lunda hayli uzun bir yol al- mıştır. Özellikle göçmenlere karşı sergilediği tavır, aslında Türkiye’nin insan hakları karnesinde hiçbir devlette bulunmayan bir övgüye lâyıktır. Türkiye, Batılı ülkelerin göçmenler konusunda tutun- duğu tavrın tam aksine, insan onurunu yücelten bir konum ve görüntü arz etmektedir. İnsan hakları alanında çeşitli eleştiriler olsa da göçmenler konusunda bir insan hakları şampiyonudur. “Meyveveren ağaç taşlanır” Fransa’da ele yüze alın- • mayan insan hakları, niçinTürkiye’de bir “koz” olarak görülebiliyor? Hâlâ bir yara mı bu bizim için, yoksa hâlletmemize rağmen bir çığırtkanlık davulundan başka bir şey değil mi? İnsan hakları, ulusal ve uluslararası siyasette ülkele- rin, içeride de muhaliflerin eline verilebilecek en büyük kozdur. Bu tür kozların ve- rilmemesi hem insanlık, hem de hükûmet için gereklidir. Ama bu ve benzeri konuda seslerin yükselmesi, düşünce ve ifade hürriyetinin varlığı- nın bir eseridir. “Meyve veren ağaç taşlanır” sözü gereği, önümüze bakmak ve her alandaki mevcut güzelliklere daha fazlasını ilâve etmek gerekir. Hem örfümüzün, hem de inancımızın gereği olarak, insanımıza hizmetin en güzelini sunmaya devam etmeliyiz. Zira inancımızda insan, “eşref-i mahlûkat” olarak telâkki edilmiştir. Bize düşen de bu şerefli varlığa her alanda ibadet aşkıyla hizmet etmektir. Kamuoyu, insan hakları • mevzuunu bu topraklarda daha sağlıklı anlamlan- dırmak ve yaşatmak adına ne yapabilir? Nerede bir yara görsek, hep birlikte sahip çıkmamız gerekir. Fertler, kurumlar ve devlet/iktidar el ele vererek, birlikte insan haklarını yaşat- maya çalışmalıdırlar. Mehmed Âkif Ersoy merhumun şu dizeleriyle sohbetimizi noktalayalım isterseniz: “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim/ Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim/ ‘Adam, aldırma- da geç git’ diyemem, aldırı- rım/ Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım/ Zul- mü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/ Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem/ Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım/ -Boğamazsın ki…-Hiç olmazsa yanım- dan kovarım/ Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam/ Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam/ Doğduğumdan beridir aşkım istiklâle/ Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle/ Yu- muşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum/ Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyu- num…” Bu güzel söyleşi için te- • şekkür ederim… Ben de teşekkür eder, Ha- ber Ajanda dergisine yayın hayatında başarılar dilerim. insan hakları savunucularının hayranlık duyduğunu hatır- latmak isterim. Hâlen ülkemizde milyon- larla ifade edilen çok sayıda Suriyeli ve diğer ülkelerden göç eden insanların olduğu- nu ve Türkiye’nin bu insanla- rı misafir olarak görüp eldeki imkânlar nispetinde onları el üstünde tuttuğunu söyleme- ye bile gerek yoktur. Özellik- le insan hakları ve demokrasi havarisi olan Batılı ülkeler bu konuda sınıfta kalmış ve bu mağdur insanlara karşı en aşağılık, ayrımcı ve kötü mu- amele örneklerini sergilemiş- lerdir. Devletimiz bu konuda da elbette üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır, yap- maya devam edecektir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun ana sorumluluğu da insan hakla- rının korunması ve geliştiril- mesi, her türlü ayrımcılığın önlenmesi ve gayr-ı insanî muamelelerin son bulmasıdır. Devletimiz her iklimden • ve her renkten vatanda- şını hakkıyla eşit ve bir tutmaya çalışıyordur, an- cak zafiyetler yaşanmıyor değil. Bu yaraları kapat- mak adına Kurumunuz nasıl bir yol izliyor? Daha önce de söylediğimiz gibi, insan hakları evren- seldir ve coğrafî sınırların ötesindedir. Bu yüzden her iklimden insana, herhangi bir ayrımcılık yapmadan eşit ve adil muamelede bulunulması, ülkemiz adına gurur vericidir. Zafiyetlerin olması da doğal- dır. Bu konuda kurumumuz zaten yetkileri dâhilinde uluslararası antlaşmalar çer- çevesinde insan haklarının korunması ve gelişmesine,

RkJQdWJsaXNoZXIy NTkwNDg0