Haber Ajanda Dergisi | Sayı: 146 | Ocak 2019

21 ocak 2019 Poşet bedava mıydı? BUNDAN sonra alışveriş esnasında, aldığınız ürünleri içine yerleştirdiğimiz her poşet ücrete tâbi. İyi de, zaten bedava değildi ki… Sadece ücretini doğrudan istemiyorlardı. Artık poşetin içine “Evdeki çöpleri koyarım” diyerek başka po- şetler sıkıştırmanın âlemi yok! Zira poşet de pahalı… Kasiyerler fazladan poşet ka- çıran biri hakkında tutanak tutup polis filan çağırabilirler, ta o kadar! Çevre temizliği ve toprağı koruma mevzuuna gelince… Poşetin içine yerleş- tirdiğimiz ürünlerin ambalajları toprağa karışmadan havada mı eriyor? Uluğ Bayındır “K ADIN hakkı diye bir şey yoktur, çünkü ‘Hakkı’, erkek is- midir” şeklinde aklıma geldikçe kendime kızdığım tuhaf bir lâf var. Tabiî ben, böyle bir espriye gülmeyecek kadar entelektüel biriyim(!). >> Türkiye’de sporun futbol- dan ibaret görüldüğü söy- leniyor. Hayır! Türkiye’de spor, paradan ibaret görülü- yor. Hangi hamle para geti- riyorsa, Türkiye’de o alanda iş birikiyor, güya yatırım yapılıyor. Kulüplerin sahip- lerinin olmadığından, an- cak şirketleşerek halka arz edilmesinden bahsediyor başkanlar. İyi de, bunu spor- severler istemedi ki, spo- run, özellikle de futbolun yöneticileri istedi! Zira para kazanmak istediler. Baba Hakkı gibi, Süleyman Seba gibi fedakârlıkla yönetme- nin acı olduğunu, koskoca kulüpleri yönetirken para kazanılmadığını gördüler ve kulüpleri, kulüplerimizi şirketleştirdiler. Zannettiler ki, şirket- leştirip halka arz ettikleri sportifimsi yatırımlara para akacak. Bugün Spor Toto’ya bağlı ve onun dene- timindeki bahis şirketleri olmasa, ülkemizde sporun cenazesi kalkacak! “Bahis” konusunun haram olması bir tarafa, konunun niçin Türkiye’de futbol üzerinden değil de para üzerinden okunduğunu görmek açısından öyle önemli bir başlık ki bu… Sporun dostluk, kar- deşlik, ahlâk ve dinçlik olduğunu öğretirken, onu şirketlere lokma edip para bataklığına hapsettikten sonra ülkemizde sporla birlikte şiddeti ne zamandır bir arada andığımızı hesap- layacak mıyız? Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin birkaç yıl Avrupa’ya gitmeyip de aynı sistem içinde yeniden yapılandırmaya girmesiyle bu iş düzelmez. Zira Avrupa mevzu süreklilik arz ediyor ve bu kulüpler gitmese de ülkemizi temsilen başka kulüplerimiz o turnuvalara gitmek zorunda kalacaklar. Bu durumda sorun çözül- müş mü olacak? Stat yapmak da para ka- zanmak içindi, şirket açmak da… Ülke sporu, ancak yeni- den kulüp ruhunun keşfiyle yükselecektir. Kadına şiddet protestosunda kadına şiddet! >> Fakat derdim şu: Kur’ânî hakikatiyle varlığı algılayamadıkça kadından yaşlıya, en- gelliden çocuğa birçok kategorimiz olmaya ve bu kategorilere göre sözler îcâd etmeye devam edeceğiz. Bu îcâdın insanî olmadığını, 1990’ların sonuna doğru keşfedi- len görgüsüz bir slogan üzerinden anlatabilirim sanırım: “Verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz, kaldırımınız hayırlı olsun!” “Burada iş yapıyoruz, daha ne istiyorsunuz?” çıkışmasının nazik bir kılıfıydı bu söz. İnsan için yapılanı insanın başına kakma üzeri- ne kurgulu bu sözün aynısı, hak meselesi çerçevesinde insanı bütün varlığından ayıran şekliyle yapılır oldu. Bir zamanlar 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olduğunu ancak ezberlemiştik ki Çalışan Kadınlar Günü, Kadına Şiddetle Mücadele Günü ve sair başlıklar altında kadın hakları konusu da böyle örsele- nir oldu. Evet, “örselenir” oldu! Zira bu başlıklarla kadına hakları hatırla- tılmadı, varlığı unuttu- ruldu. Öyle ya, bizim gibi bir ülkenin toplum normlarına rağmen daha çok çalışan ve ai- lesinden feragat etmeyi önceleyen programlar dayatılıyor kadınımıza. İşin tuhafı, başarılı da oluyorlar! “Niçin boşan- ma sayısı artıyor?” diye sormanın hiçbir anlamı yok bu yüzden! Hele mesele şiddet olunca, çok ama çok enteresan tablolar ortaya çıkıyor. Kadına şiddetle mücadele kapsamında yapılan program ve kampanya- ların şiddet pompala- dığı gözlerden kaçıyor. Bakınız, ortada öyle bir örnek var ki, akıllara zarar! Kadın Meclisleri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kap- samında Taksim Tünel Meydanı’nda bir araya geldi. Türkiye’nin dört bir yanında öldürülen kadınların aileleri ve şiddete uğrayan kadın- lar da eylemde yer al- dılar. Başlayan eylemin izinsiz olduğu gerek- çesiyle polis yürüyüşe izin vermedi. Yürümek için hareketlenen gruba polis önce kalkanlarla, ardından gaz tabanca- sıyla biber gazı sıkarak müdahalede bulundu. Nasıl ama? Yürüme isteğinde şiddet, yapı- lan müdahalede şiddet ve sonrasında “kadın hakları”, “kadına şidde- te karşı mücadele” ve sair hamâsî söylemler… “Daha neler görece- ğiz?” demek istemiyo- rum, zira bu sorunu acilen hâlletmeliyiz.

RkJQdWJsaXNoZXIy NTkwNDg0