Previous Page  12 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 12 / 116 Next Page
Page Background

10

temmuz

2016

Türkiye

Ajanda

Bir hüsrânın adıdır

“Kılıçdaroğlu”

TÜRKİYE

Cumhuriyeti tarihinin ilksiyâsî fırkası olanCumhuri-

yetHalkPartisi, yakınpolitikgeçmişinönemli figürlerindenDeniz

Baykal’ınGenel Başkanlığı bırakmasıylaberaber “kurucumerkez” çer-

çevesindençıkarakmarjinalleşmeyolunadoğruciddî adımlar atıyor.

>> Baykal’ın iğrenç bir komp-

loyla birlikte istifasına sebep

olan biz gizli el, SSK’ya Genel

Müdür olduğu dönemde imza

attığı skandal ve yolsuzluklarla

anılan, ancak bir anda çıkarıl-

maya başlandığı televizyon

programlarıyla âdetâ CHP

liderliğine hazırlanan Kemal

Kılıçdaroğlu’nu bu partinin

başına oturttu.

CHP, hep dillendirme üzere

olduğu Atatürk ilkelerini taşı-

mayı bırakın, söz konusu ilke-

leri reddeder biçimde izlediği

politikayla azınlık psikozunu da

aşarak radikal bir paranoyaya

tutulmuş görünüyor. Ne Cum-

huriyetçilik, ne Milliyetçilik, ne

Halkçılık, ne Devletçilik, ne de

İnkılapçılık derdindeki CHP,

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel

Başkanlığı dönemlerinde Laik-

lik üzerinde de tutunamaz oldu.

Zira doğrudan edindiği anti-

İslâmkimliği, onunmezhepçilik

üzerinde durduğu aşırılığı bile

körüklüyor.

Her şey bir yana, CHP’nin

bugünlerde sıkıntısı bambaşka!

Zira CHP, Kemal Kılıçdaroğlu

nezdinde ahlâk, vicdan ve millî

hassâsiyetler çerçevesinde

sürekli bir gaflet içinde. Geçti-

ğimiz ay insanî tüm erdemlere

hakaret ve kadını pespaye

lâflarına malzeme etme gibi

ahlâksızlıklara imza atan Kılıç-

daroğlu, en sonunda iç savaş

çığırtkanlığına da soyundu.

Katıldığı bir televizyon progra-

mında (ve daha sonra yaptığı

bazı konuşmalarda) başkanlık

sistemine dair ağzından çıkar-

dığı bakla oldukça büyüktü.

“(Erdoğan’ı kastederek) ‘Her

şeyi ben yapacağım’ diyor, ben

de, ‘Böyle bir sistem kurmak

isterseniz, kan dökmeden yap-

mazsınız’ dedim” şeklindeki

açıklamaları sebebiyle tepki

çeken Kılıçdaroğlu, bu sözlerini

savunurken Cumhurbaşkanı

Erdoğan’ı potansiyel bir katil

gibi göstermekten hayâ etmi-

yor ve ekliyor: “‘Biz sokaklara

çıkacağız, siz de TOMA’larınızla

çıkıp bizi öldürmeye çalışacak-

sınız’ dedik. Ben çocuklara iyi

bir Türkiye bırakmayacaksam

siyâsette ne işimvar? Ben de-

mokrasiyi savunmayacaksam

neyi yapacağım?”

Kendisinden hayâ bekle-

mekle hata ettiğimiz Kılıçda-

roğlu, PKK ve DHKP-C’lileri

hastanelerde ziyaret etmeyi

insanlıktan saydığını belirt-

tikten sonra, aynı hayâsızlıkla

şehit cenâzelerine gidiyor

ve poz veriyor. Peki, halk bu

Kılıçdaroğlu’nu görmüyor

mu? Elbette görüyor! Ancak

Kılıçdaroğlu, belli ki kendini

görünmez adam filan sanıyor.

Örneğin Ankara’daki bir şehit

cenâzesinde, üzerine yumurta

atılıyor. Yumurtalı protesto-

nun gerçekleştiği gün, bu kez

Antalya’da CHP’lilerin kendisini

dolandırdığını söyleyen bir

vatandaş tarafından yuhalanı-

yor. (Kaldı ki, ağızlarına dola-

dıkları yolsuzlukla mücadele

üzerinden Erdoğan’a çatmaya

kalkışan Kılıçdaroğlu iktidarın

sahibi bile değil.)

Aynı hafta içinde bu kez

Kahramanmaraş’taki bir

şehit cenâzesine gönderdi-

ği çelenkten ismi sökülen

Kılıçdaroğlu’nun, bu olayın

ertesi günü gittiği şehit

cenâzesindeyse önüne mermi

atılıyor. Kimsenin görmediği

mermiyi alan CHP Genel Baş-

kanı, bir basın toplantısı düzen-

leyerek “Önüme mermi attılar,

kendi güvenliğimi kendim sağ-

layacağım” diyerek açıklama

yapıyor. Ancak ne enteresandır

ki, Kılıçdaroğlu’nun önüne mer-

mi attığı söylenen şahsın bir

CHP’li olduğu ortaya çıkıyor.

Ve nihâyet Kılıçdaroğlu, gö-

rüp görebileceği (tabiî anladıy-

sa) en ağır tepkiyle karşılaşıyor.

Mardin-Midyat’ta şehit düşen

Nefise Özsoy’un eşi, cenâze

namazında yanına duran

Kılıçdaroğlu’nu âdetâ sessizli-

ğiyle gömüyor. Mahzun eş, diğer

yanındaki Emniyet âmiri ile

yer değiştirerek Kılıçdaroğlu ile

yan yana durmak istemediğini

belirtiyor.

CHP’de iflas çanları çalıyor.

CHP’de tükenmişliğin adı “Kı-

lıçdaroğlu”… CHP kırmızı alarm

veriyor. CHPmarjinalleşiyor.

CHP, terör sevici mezhepçile-

rin elinde her gün boğuluyor,

eriyor. Atatürk’ün içinden grup

çıkartıp parti kurdurttuğu ana

ırmak kuruyor. Türkiye’nin

siyâsî anlamda üzüleceği bir

şey varsa gerçekten, o şey

CHP’nin yaşadığı erozyondur.

CHP ağaç sevgisinden bahsede-

dursun, onun kendi içindeki çı-

narları söke söke orman bırak-

madığının biz farkına varıyoruz.

CHP’deki toprak kaymaları işte

bu yüzden! Peki, onu kurtarabi-

lecek biri var mı?

CHP’yi kotarmaya ilişkin bir

not düşelim… Cumhurbaşkanı

Erdoğan, 26 Şubat 2014 tari-

hinde, o günlerde Başbakan

ve AK Parti Genel Başkanı

sıfatıyla TBMM’deki AK Parti

Grup Toplantısı’nda, CHP eski

Genel Başkanı Deniz Baykal’ın

ahlâkî olmayan görüntülerini

alanların “paralel yapı” oldu-

ğunu belirterek şöyle diyordu:

“Daha ne kadar buna sessiz

kalacaksınız? Sayın Baykal,

sana da sesleniyorum! Bütün

bu olanlardan sonra daha hâlâ

neyi bekleyeceksin? Aynı şeyi

MHP’ye de söylüyorum. Genel

Başkan Yardımcılarınızla ilgili

çıkan yayınlar, yine aynen bu

yapının görüntüleridir. Susan

herkes, bu insanlık dışı suça

ortak olur!”

CHP’yi yeniden kurdurtacak

değiliz, ancak birileri daha da

kudurmadan kurtarmaksa

mümkün!