Previous Page  11 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 11 / 116 Next Page
Page Background

9

temmuz

2016

Mehmet Şeker //

mehmetseker.ajanda@gmail.com

bazıları hâlâ gerçeği kabullen-

mekte zorlanıyorlar.

Ambargolar, baskılar, borçlar,

dayatmalar… Parasını verip aldı-

ğımız silahları bile şartlı teslim

etmişler; bazen de teslimi erte-

lemişler. “Şurada kullanamaz-

sın, burada kullanamazsın!” gibi

komik şartlar, çocuk oyunların-

da görülen, o anda îcâd edilmiş

uyduruk kuralları andırmış.

***

O komik ötesi oyunlara

son vermeye başladığımızda,

ekonomik olarak güçlenmeye

geçtiğimizde, kendi silahlarımı-

zı yaptığımızda ve hepsinden

önemlisi, gücümüzü fark etme

eğilimine girdiğimizde karşımı-

za yeni numaralar çıktı.

70’lerin ASALA’sı son buldu,

o dönem iç savaş denemeleri

başladı. Adı o zamanlar “anar-

şi” idi, fakat düpedüz gençler

birbirlerini kırıyorlardı. Ardın-

dan PKK baş gösterdi. Şimdi

onun belini kırma noktasına

yaklaştık, başımıza yeni belâlar

sarmaya başladılar.

Son yüzyılın teslimiyetçi

kafa yapısı tamamen kaybol-

madı maalesef. “Bizden adam

olmaz!” anlayışında diretenler

gözlerinde Batı’yı öyle yücelt-

tiler ki, hâşâ huzurdan, Tanrı-

laştırdılar. “Amerika’nın izni ve

bilgisi olmadan biz helâya bile

gidemeyiz” diyen büyük büyük

adamlarla karşılaştık. “Adamlar

her yaptığımızdan haberdar”

sözlerini neredeyse çerçevele-

tip duvarlara asacaklar. Karşı

duvara da, “Onlardan habersiz

adımatamayız” yazmış da gün-

de kırk vakit okuyorlar ve ona

göre davranıyorlar sanki.

İştemanda zihniyeti budur!

Adı ister “Amerikanmandası”

olsun, ister “İngiliz mandası”...

“Sömürge kafası” da diyebiliriz.

Kendi potansiyelinin farkına

varmayan, varanları da engelle-

yen bir yapı bu.

Bir gün çıkar, “otoriteden izin

almak gerektiğini” söyler; bir

gün çıkar, “Bunun hesabını biz-

den sorarlar!” diye feryâd eder.

O berbat teslimiyetçiliğini kendi

içinde yaşamakla yetinmez,

başkalarına da kuduz davranış

biçimiyle bulaştırmaya çalışır.

Bizimesas sıkıntımız budur!

Bilinç değişimi ve özgüven

noksanlığından kurtulmak

zorunda olduğumuzun farkına

varanların daha etkin ve daha

güçlü olmaları şart! Ancak

burada da başka bir problem

çıkıyor: Erken davranarak fida-

nın kırılma riski…

Sömürge zihniyetiyle tesli-

miyetçi davrananlar bir yanda,

bu ülkenin gücüne inanarak

büyük işler başarmakta kararlı

olanlar bir yanda… Bir de bu

ikisinin arasında kalan orta ke-

sim… İşte onlar, fidanın kırılma-

ması için en fazla titizlenenler!

***

Şimdi yapmamız gereken

şu olsa gerek: Birinci gruptaki

teslimiyetçileri manda kafala-

rıyla oldukları yerde bırakacak

ve onlarla kıyasıyamücadele

edeceğiz. Bumücadeleyi yapa-

cak olanlar da ikinci ve üçüncü

gruptakiler. Bir araya gelecek, el

ele verecekler. Yoksa…

Aksi hâlde fidanmidan kal-

maz ortada!

Bakın, şimdi yeniden eski

kartlarını kullanmaya niyet-

lendiler ve liseli gençleri hare-

ketlendirmeye çalışıyorlar. 80

öncesindeki gibi çatıştırabilir-

lerse, “Elle gelen düğün bayram”

diyecekler. Türkiye için yeni

oyunlar, eski taktiklerle kuru-

luyor. Aslında biz bu filmi çok

gördük ve bütün oyuncuları

tanıyoruz. Figüranları bile ez-

berledik. Apaçık görünen o ki,

haritaları yeniden çizmek isti-

yorlar. Bunu beyân etmekten de

çekinmiyorlar. Haklılar… Aradan

yüz yıl geçti, eskidi. Doğrusu

biz de aynı fikirdeyiz: Haritalar

değişmeli! Fakat onların istediği

gibi değil, bizim istediğimiz

şekilde…

Masanın üstünü boşaltın!