Previous Page  10 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 10 / 116 Next Page
Page Background

8

temmuz

2016

Üst aklın numarası bitmez!

Türkiye için yeni oyunlar

Ayın Yorumu

Türkiye

bir heyecan, ama elde avuçta

kalan, koca imparatorluk ile

mukâyese edildiğinde oyuncak

sayılır. Kısıtlı imkânlar, düşük

ve yorgun nüfus… Üretim zayıf,

insan gücü zayıf…

Hepsinden önemlisi, heye-

can zaman içinde kaybolmuş.

Büyük bir teslimiyetçilik iliklere

kadar sinmiş. Dünyanın büyük

devletlerine şapka çıkartır

olmuşuz. Onları o kadar gö-

zümüzde büyütmüş, o kadar

yüceltmişiz ki, Batı’ya dair ne

görsek hayran kalmışız. “Adam-

lar yapmış arkadaş!” sloganının

peşine bir yenisi eklenmiş:

“Bizden bir cacık olmaz!”

Çöküş dönemindekinden

daha büyük bir karamsarlık...

Batı ülkeleri modern, ileri, mü-

reffeh… Biz? Tu kaka!

Bu ruh hâli, daha düne kadar

devametti maalesef. Yeni yeni

toparlanmaya başladık. Her şe-

yimizle bağımlı hâle geldiğimiz

Batı bizimüzerimizde öyle bir

hâkimiyet kurmuş ki, içimizden

Biz bu filmi çok gördük

ve bütün oyuncuları tanıyoruz. Figüranları bile ez-

berledik. Apaçık görünen o ki, haritaları yeniden çizmek istiyorlar. Bunu beyân etmekten

de çekinmiyorlar. Haklılar… Aradan yüz yıl geçti, eskidi. Doğrusu biz de aynı fikirdeyiz:

Haritalar değişmeli! Fakat onların istediği gibi değil, bizim istediğimiz şekilde…

V

AKTİYLE

Kanada’da bir tarihmüzesine gitmiştik. Ülkenin geçmişiyle

ilgili malzemeleri bir araya getirmiş, modern bir mizansenle sergiliyorlar-

dı. Birkaç kalas, duvar kalıntısı, bir iki çanak çömlek vs...

>> Kapalı bir salon, gösterişli

bir sahne. Gâyet başarılı ışık-

landırma. Koltuklara oturuyor-

sunuz, kulaklıklar vâsıtasıyla

birkaç dilde yayın yapıyorlar.

Sahnede ara sıra canlı oyuncu-

lar da görünüyor.

Kanada’nın tarih sahnesinde

rol alması daha dün sayılır. 19.

yüzyılda şekillenmeye başlıyor,

20. yüzyılda oturuyor.

O gösteriyi izlerken, aklıma

İstanbul Yeni Câmi geldi. Bizde

câmiler genellikle beş altı yılda

tamamlanmıştır. Biraz gecike-

cek olsa dedikodular bile başlar.

Örneği çoktur. Bir tek Yeni

Câmi’nin yapımı uzun sürmüş-

tür. 1597’de başlayan inşaat,

1665’te bitirilmiş. Hikâyesi uzun.

Hepsini burada anlatamayız.

Meraklısı bakar. Fakat şu ta-

rihlere dikkat çekmek isterim:

1665’te açılışı yapılan câmi

için uygun gördüğümüz ismi

düşünecek olursak, tarihlerden

daha önemli olduğunu görürüz.

“Vâlide Sultan Câmii” demiyo-

ruz da “Yeni Câmi” diyoruz.

O tarihlerde Kanada’yla

Amerika’nın ne durumda ol-

duğunu bir düşünelimve kıyas

yapalım. Montreal’deki müzede

sahnelenen gösteri, bu bilgiler

ışığında fıkra gibi kalıyor.

***

“Osmanlı altı asırdan fazla

hüküm sürmüş” ifâdesini “bir

varmış, bir yokmuş” ölçeğinde

ele alamayız. Altı asır ne de-

mektir, parmak hesabıyla da

içinden çıkılmaz. Koca devletin

çöküşü bile iki yüz yıl civarında.

Biz, sözünü ettiğimo tarih

müzesi mantığıyla bir gösteri

sahneleyecek olsak, seyircilerin

aylarca koltuklarda çakılı kal-

ması, yatıp kalkıp seyretmesi

gerekir. Yine de o kadar ayrıntı-

ya giremeyiz.

Tarihe ilgi duyanlar için,

Osmanlı tarihini okurken, ilk

dönemler çok keyifli geçer. Bir

yandan da Mehter sesi gelir

kulağımıza. Fakat yokuş aşağı

iniş başladığında, koca koca

adamlar bile o kitapları elinde

tutmakta zorlanır. Çok can

sıkıcıdır, fenâ hâlde bunaltıcıdır.

Ağır gelir.

Hâlbuki o dönemleri de iyi

bilmek durumunda olduğumu-

zu biliriz. Fakat peş peşe gelen

yenilgiler, devamlı toprak kaybı,

aynı anda birçok cephede sa-

vaşmak zorunda olmak bizim

için işkenceye dönüşür. Bir an

önce kurtulmak isteriz. Ayrıntı-

ları tarihçilere bırakmak gerek-

tiğini düşünürüz. Lâkin gerçek-

lerden kaçamayız. Osmanlı öyle

ya da böyle çökmüştür. Îtiraz

etsek de, davul çalıp kutlamayı

düşünsek de…

Çöküş yıllarında insanlarımı-

zın genel ruh hâli muhakkak ki

büyük bir karamsarlık olarak

tanımlanabilir. İster yöneticiler,

ister okumuş yazmış kesim,

isterseniz halk açısından bakın,

netîce değişmez. Bezginlik,

yılgınlık, ümitsizlik…

Sürekli yenilgi ve toprak kay-

bının ne demek olduğunu biz

bugün tamolarak anlayamayız;

o dönemi yaşayanlara sormalı.

Hiçbiri hayatta olmadığına göre,

yazdıklarına bakabiliriz.

Osmanlı gücünü koruyarak

devametseydi, dünyanın

bugünkü hâli muhakkak bam-

başka olurdu. Ama varsayım

üzerinden ne kadar gidebiliriz?

“Olsa” ile “bulsa”yı ekmişler, hiç

bitmiş. İşte bugünün realitesi!

***

Sonrası malûm… Topraklar-

dan geriye elimizde bir avuç

kalıyor. Bir sınır çiziyorlar, adına

“Misâk-ı Millî” diyorlar, onu

da tamolarak koruyamıyor,

gerisine düşüyoruz. Ardından

tekrar işgâl ve daha da ufalan

topraklar…

Neyse ki işgâlcileri defetmiş,

Edirne’den Kars’a elimizde

tutmuşuz. Yeni bir devlet, yeni