Previous Page  7 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 7 / 116 Next Page
Page Background

5

mart

2016

>>Belirttiğim gibi kökünü

“cedel” kelimesine dayandırı-

yor sözlük. Hani salondaki priz

arıza yapar, musluk damlatır

veya çocuğun ev ödevi vardır

da “Dur hele!” deyip toptan

girişir ya kimi, “Kolay gelsin,

ne yapıyorsun?” dediğinizde

“Şununla cedelleşiyorum” der

muhatabınız; işte onun verdiği

cevaptaki cedel, bu cedel!

Sözlüğe göre iki tarafın

birbirine üstünlüğünü kabul

ettirmesini ihtiva edince,

mücadele sözcüğünün “cedel”

üzerinden şekillenmesi, kendi-

sine de farklı özellikler kazan-

dırıyor. Zira yukarıda verdiği-

miz örneklerde kişi, cedelleşti-

ği uğraşıların hiçbirinde “canlı”

bir karşı tarafla ilgilenmiyor.

Bilakis hepsi “cansız”…

Öyleyse cedel, bizim po-

tansiyelimiz ve göze aldığımız

meselenin taşıdığı zorluğu

kendimize göre büyütmemizle

alâkalı. Nitekim başta elektrik

arızalarına karşı bilgi potan-

siyelimiz varsa, basit bir prizi

dert edinip onunla cedelleşti-

ğimiz düşüncesine kapılma-

yız. Su tesisatı veya kırtasiye-el

işi becerisi konusunda da aynı

durum geçerli…

Bizimüstünde durmak

istediğimiz şey de bu aslında.

Zira başta potansiyelimizin

yeteceğini düşünmesek,

örneğin o basit priz arızasını

hâlledeceğimize inanarak

çerçevesini sökmeye kalkış-

mayız dahi. Bu yüzden “canlı”

ilemücadele ederken “cansız”

ilemücadele etmeyi küçük

görmeye yatkın fıtratımız.

Ancak düşünmeyiz nedense

“Peki, cansız olan canlıdan

daha karmaşıksa?” diye!

Mesela en çetrefilli müca-

dele sahalarından biri olarak

“savaş” çerçevesi üzerinde

beraber düşünelim. Bu nokta-

da tarih boyunca çeşitli teknik

ve yöntemlerin geliştiğini

göreceğiz elbette. Yeryüzün-

deki nüfusun çok ama çok az

olduğu zamanları düşünüp

iki kardeşten birinin, diğeri-

nin başına taşla vurmasıyla

başlayan harp fikrinin silah-

lanma ve ekipman edinme

hususunda nasıl şekillendi-

ğini görürüz en başta. Tarih

okumaları evvela “meydan

savaşlarına” götürür bizi.

Meydan savaşlarında her

göz, karşısındakinin ve kendi-

sinin varlığını doğrudan görür

ve yeterlilik hesabı yapar

mutlaka. Tabiî aynı insanlık

tarihi, bu tür savaş tarzının

üzerine “cephe savaşlarını”

da çıkarır karşımıza. Sistem

belki yine karşılıklı anlamda

doğrudan gözle her şeyi gör-

meye dayalıdır ama teknoloji

daha da etkindir bu tarzda.

1980’lerin yarısına varmadan

Reagan’ın ağzından bir film-

den uyarlama son nesil savaş

tarzının ismini duyarız: “Star

Wars” (Yıldız Savaşları)…

Son nesilde, ilk iki ver-

siyonda yer alan doğrudan

görme yoktur. Maalesef!..

Zaten bu da insanın delikanlı

kişiliğine ters… “Bizim racona

ters” mi demeliydim yoksa?

Zira ne gördüyse, kendisinden

sayı veya kapasite anlamında

büyük olduğunu kabullense

bile gözüyle gördükten sonra

karşısındakine aman verme-

yen bir fıtrata sahip olmuşuz

hep. Ancak görmediklerimizi

ise küçükten, hatta yoktan

saymış, “canlı” olarak kabul

etmemişiz. Görmediklerimiz-

den zarar gelince de afallayıp

kalmışız.

Mücadele, ama kimle

mücadele? Gördüğümüzle

mi, yoksa gördüğümüzün

yanında göremediğimizle mi?

Canlılık nedir, cansızlık ne?

Uyku bir cansızlık hâli midir?

Bu ülkenin biricik iradesi,

karşısında yalnız ve yalnız

siyasî liderleri gördü. Han-

gisine uyacağını da kendine

göre kestirdi, hangisiyle iş

tutulmayacağını da... Ancak

bu ülkenin biricik iradesi

hep doğrudan gördükleriyle

muhatap olmaya alışınca,

görmediklerinin neler ya-

pabileceklerini anlayamadı.

Zira milletin gördüğüne göre

yargı da yürütmeydi, yasama

da yürütmeydi, yürütme de

yürütmeydi, medya da yürüt-

meydi, sanat da yürütmeydi,

spor da yürütmeydi…

Her şeyi yürütmeden bilen

milletin, saydığımız diğer

unsurların ve tabiî ki daha

da çoğunun “karşı tarafın

görünmeyenleri” olduğunu

anlaması uzun zaman aldı.

Peki, bunun ayrımını yapma

noktasında nasıl hükümler

vermeli, nasıl kararlar almalı?

“Söz de, karar da mille-

tindir” diyerek bu milleti

cesaretlendiren lidere adeta

kafa tutarak “Milletin edecek

sözü de yok, alacak kararı da!

Biz kararımızı verdik. Nokta!”

deme cüretini gösterenlerin

hâlâ görünmediklerini san-

maları, sanırım bu milletin

delikanlılığını hafife almala-

rından ileri geliyor.

Öyleyse gardınızı alın

görünmeyenler, millî irade

geliyor!

Mücadele

“M

ÜCADELE”

kelimesini, derinliğini

“cedel” köküne bağlayarak anlatı-

yor sözlükler. Bu izahı yaparken

mutlaka iki taraftan bahsediyor tabiî. İki tarafın

birbirine karşı üstünlük kurma gayreti, çatışma-

sı, savaşı veya bu türden ne varsa hepsi mücade-

le ile anlatılabilir.

Editör

haber

ajanda

Mehmet Serhat Bıçak

msbicak.ajanda@gmail.com