Background Image
Previous Page  7 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 7 / 116 Next Page
Page Background

5

eylül

2015

>> Dîn-i Mübîn-i İslâm,

çerçeve itibariyle barışı niteler.

Yani “tanış olmayı”… Boşuna

“Gelin tanış olalım” demiyor-

dur, değil mi? Tanışabilme

becerisi, işte bu niteleme üze-

rine kuruludur; sırf bu yüzden

İslâm olana yüklenen isim

“Müslim” ifadesiyle şekillen-

miştir. Müslim “İslâm olan” de-

mekse, karşımıza “barışan” bir

kimlik çıkar. Peki, hayatında ilk

defa gördüğü kimseyle küsmüş

müdür ki barışsın, “tanışmış”

mıdır ki küssün?

“Barışçı” veya “barışan” gibi

ifadelerin hepsini geçelim;

Müslim veya Müslüman,

kelime ve kavram üzerinden

yürütülen bütün kök çıkarım-

larına göre ancak “tanışabilen”

anlamında bir açılım sunar

önümüze.

“Tanışabilen” anlamını ta-

şıyan Müslüman’ı görmek için

“İlay-ı Kelimetullah” biçiminde

anılan terimi kullanabiliriz.

Zira İlay-ı Kelimetullah için ilk

şart tanışmaktır. Bunu önce

Habibullah Efendimiz’in (sav)

hayatında yakalarız. Zira O’nu

her yönüyle tanıyan insanlardır

O’nu kabul edenler. Örneğin

O’nu en iyi tanıyan kişi Hazreti

Hatice Annemiz değil midir?

O (sav), Akabe’de de yeni

insanlarla tanışmıştır. O’nun

Habeşistan’a gönderdiği kafile-

ler de yeni insanlarla… Elçile-

riyle gönderdiği mektuplarda

da bunu görürüz. Muhyiddin-i

Arabî’de, İmam Gazalî’de,

Ebu’l-Hasan Harakanî’de, Hacı

Bektaş-ı Velî’de de, Ayvaz

Dede’de de buna şahidizdir.

Barış ruhu ve şuuru, tanış-

manıza yansımakla birlikte

sizi barışık kılar. Siz tanıştı-

ğınızla barışıksınızdır, o da

sizinle. Bu medenî fiilin ancak

medenilerce gerçekleştirilebil-

mesi mümkünken, taklitten

tahkike geçemeyenlerin

üzerinde bu elbise durmaz.

Yani taklitçiler tanışmayı

beceremezler. Bunu da örne-

ğin Atlantik’in batısında yer

alan yeni kıtayı keşfe gitmiş

İspanyollarda, Portekizlilerde,

İngilizlerde görürüz. Yahut

Afrika’ya asla tanışmaya

gitmediğini her şeyiyle belli

eden Fransızlarla görürüz. Kı-

zıl saçlı çillilerin Aborijinlerle

yaşadıkları ilk ânı anlatmaya

gerek bile yok.

Onlar tanışmak değil,

kendilerini “tanıtmak” için

gitmişlerdi varmak istedikleri

yerlere. Kendilerini “efendi”

olarak tanıtmanın derdindey-

diler. Öyle de oldu! Bu taklidin

ilk anları, daha ileride film

metaforları haline dahi geldi.

“Selam dünyalı, biz dostuz!”

diye gelen her uzaylı dost

olmadığını gösterdi dünyayı

işgale kalkışarak. Bu sahnele-

rin en korkak, pardon dünyalı

olanı ise Avatar’dadır.

Belli ki bu tanışamama

durumunun altında yatan bazı

temeller vardı. Yurtlarından

çıkarak yeni yerlere gitme

isteği hangi düşünceden form

bulmuş olabilirdi ki? Yoksa

üzerinde yaşadıkları fakirlik

ile din ve mal noktasında

hissettikleri baskı mıydı onları

sıkışmışlıktan kaçırtan? Bu

buhran, onları hiçbir şeye

güvenmeme ve her şeyden

korkma haddine getirmişti.

Onları bu uçurumdan çekip

alacak bir şey yoktu. Karşıları-

na çıkan her şeyden korktular.

Kimseyle tanışmayı deneye-

mediler. Atlantik’in batısında

kalan yeni kıtanın kuzeyinde

karşılaştıkları insanlar onlar-

la tanışmayı denemişlerdi.

Ancak bu bile onlar için bir şey

ifade etmemişti; o tanışabilen

insanların soylarını kurutma-

ya cehdettiler.

Hep korkuyla yaşayan bu

taklit insanları, hayata ve dün-

yaya her zaman “Küçük olsun,

benim olsun” diyerek baktılar.

Onların yetiştirdiği bu düşün-

ce, siyasetlerine de yansıdı.

Koca koca ülkeler, yine kendi

yetiştirdikleri birkaç korkak

politikacının korkuları çizgi-

sinde şekillendirildi. Adına

ırkçı dediler, toplumcu dediler

(ama “evrenselci” diyemedi-

ler), dinci dediler… Hâsılı hepsi

de kendi ayarındaki insanları

kuşatıp yeni insanlarla tanış-

mayı engellediler. Bu yüzden

genişleyemedi düşünce

ufukları.

Biz de yaklaşık iki buçuk

aydır her gün bu tip politika-

cılarımızla karşılaştık ve ken-

dilerini “tanıtmalarına” izin

verdik. Kimi her gün başka

laflarla çıktı karşımıza, tanıya-

madık. Madem onlar kendi-

lerini tanıtamadılar, öyleyse

bugünden sonra biz kendimizi

tanıtalım ve ancak tanışmak

isteyenlerle tanışalım!

Kurban Bayramınız

mabârek olsun efendim!

Tanışmak,

yüksek meziyetler ister!

T

ANIŞMAK,

yalnızmedenî canlıların

gerçekleştirebildikleri enmuhteşem fiil-

lerden biridir ve her tanışma, bir ilk ânın

muhtevasına sahiptir. Bir insanla nasıl tanışırsa-

nız, o insana dair o ânın sunduğu referanslarla

dolu kodlar oluşturursunuz kendiniz için. So-

ğuksa soğuk, sıcaksa sıcak…

Editör

haber

ajanda

Mehmet Serhat Bıçak

msbicak.ajanda@gmail.com