Background Image
Previous Page  10 / 116 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 10 / 116 Next Page
Page Background

8

temmuz

2015

Başyazı

haber

ajanda

Gençlikne işe

H

ER

düşündüğümde beni dehşete

düşüren bir gözlemimi paylaşma-

ma izin verin lütfen…

Yaklaşık yirmi yıldır çeşitli üniver-

sitelerde öğretimüyeliği yapıyo-

rum. Başta tıp fakülteleri olmak

üzere, sağlık bilimlerine ait hemşi-

relik, fizik tedavi, beslenme gibi bölümlerle diş hekimliği

ve psikoloji alanlarında dersler veriyorum. Şimdiye kadar

binlerce öğrencimoldu. Derslerimde sadece elimdeki

müfredatı anlatıp geçmek beni kesmediğinden, sıklıkla

da öğrencilerimle hayata ve ideallere dair konuşma fırsatı

yaratmaya çalıştım. Yıllar içinde yavaşça fark ettiğimacı

gerçek ise şuydu:

>> Öğrencilerimin hepsi,

Türkiye’de belli eğitimderecele-

rinden geçmiş, yıllarca okumuş,

üniversite sınavı denen bir sınav

engelini aşmayı başarmış, çeşitli

meslek eğitimleri almak üzere

üniversite eğitimine başlamış

insanlardı. Kısacası, üniversite

sınavı kıstas olarak alınacak

olursa, bu gençlerin tamamı belli

bir eleğin üzerinde kalmış, seçil-

miş insanlar olarak düşünülebilir.

Hayattan ne beklediklerine dair

ufak sondajlamalar yapmaya baş-

ladığımda çoğu kez koca bir “hiç”

ile karşılaşıyorum. İlimyapmak,

meslek inceliklerini öğrenmek

için üniversiteleri dolduran bu

gençlerin hemen hepsi, sıradan

bir hayata, sıradan ve ortalama

bir rutine ve olabildiğince sıradan

bir ömre hazırlanmaya şartlandı-

rılmış gibiler. Dünyayı değiştire-

bileceğine, yeni düşünce ufukları

keşfedebileceğine inanan, ken-

disinden bir tane daha olmadığı

gerçeğinin farkında olan çok az

öğrencimoldumaalesef. Kabaca,

uzaktan, herhangi bir sayısal

ölçümve çalışma yapmadan, sa-

dece gözlemlerime dayalı olarak,

elimden geçen öğrencilerin yüzde

sekseninden fazlasının böyle bir

ruh halinde olduğunu söyleyebi-

liyorummaalesef. İlme, önderliğe,

dünyayı daha iyi bir yer yapmaya,

düşünülmemişi düşünmeye, ya-

pılmamışı yapmaya cesareti olan

çok az öğrenci tanıdım. Cesareti

olanların büyük çoğunluğunun

da örneği ve yöntemi yoktu.

Dünyayı değiştirmeye kararlı

insanları bırakın, değiştirmeyi

hayal edebilen insanlar bile

yetiştiremiyoruz. Var olanlar ise

tamamen sistemkazası…

Farklı fakülte ve bölümlerde

derse girmenin bir avantajı da

karşılaştırma yapabilecek kadar

çeşitli örnek görebilmemoldu

aslında. İlk düşünüldüğünde, en

yüksek puan dilimininden öğ-

renci alan tıp ve diş hekimliği gibi

alanlarda bu oranın daha yüksek

olmasını bekleyebilirsiniz. Ama

maalesef öyle değil. Hatta hafifçe

tersi: Sistemde başarı arttıkça,

sisteme uyumve çizilen kutunun

dışında düşünebilme yeteneği

köreliyor. Giriş puanları için

harcanan çaba arttıkça, sisteme

daha sıkı bağlanılıyor, rutin daha

kıymetli hale geliyor.

Fakültelerimizde okuyan

üniversite öğrencilerimizin büyük

çoğunluğu “bilme”ye, “ilme”

talip değil. İstedikleri arasında

gerçekliğin yeni yüzlerini görmek

yok. Sınavlarda çıkacak soru-

ları bilmek, sadece dereceleri-

sertifikaları toplamak, sadece

gerekli basamakları çıkmak,

hayatlarını idame ettirmek ve

sonuçta “huzurlu” bir emeklilikle

ölüp gitmek… Vadettiğimiz ve

vazettiğimiz yaşam, bundan

ibaretmiş gibi görünüyor.

Bumanzara, “insanım” diyen

herkesin kanını dondurmalıdır.

Dondurmuyorsa, ciddi bir soru-

numuz var demektir.

On iki yıl temel eğitimveriyo-

ruz. Üzerine yıllarca üniversite

eğitimi… Ardından lisans üstü eği-

timlerde harcanan yıllar… Sonuçta

ne elde ediyoruz? İnsanlığa fayda

anlamında ancak bir arpa boyu

yol gidebiliyoruz. İnsandan başka

hiç bir canlı, sırf hayatını sürdüre-

bilmek için ömrünün neredeyse

yarısını “öğrenme” süreçleri için

harcamıyor. Evet, beyin geliştikçe,

oyun ve öğrenme ile geçirilmesi

gereken zaman uzuyor (mesela

maymunlarda olduğu gibi). Fakat

insandaki bu ömür israfı, hele ki

günümüzde, akıl alır boyutlarda

değil.

Meslekgarantisi?

Üniversite tercihi yapacak

gençler bana internet üzerinden

ulaşarak genelde hep aynı so-

ruları soruyorlar: Puanıma göre