93
mart
2014
etkili olmaya başlayan ve “Gümrük Birli-
ği” politikası ile AB’nin “komşuluk politi-
kası” alanında (Baltık-Hazar hattı) tehdit
oluşturmaya başlayan Rusya, bir kez daha
Batı’nın hedefinde. Daha özelde ise, (çok
açık bir şekilde gündeme gelmemekle
birlikte) aslında tüm dünya, Almanya’nın
doğuya doğru politikası” ile Rusya’nın
güneye doğru politikası” arasındaki sınırlı
rekabette başlayan bir kriz üzerinden, kü-
resel boyutta bir çatışmaya sürükleniyor.
Kuzeyimizde ikinci bir Kırım Savaşı’nı
başlatabilecek tehlikeli bir oyun oynanıyor.
Karşılıklı restleşmeler ve arka bahçelerdeki
gövde gösterileri, dünyayı büyük bir krize
doğru sürüklüyor. ABD ve Rusya arasında
erken başlayan bu “dalaşma”, başta Türkiye
olmak üzere tümbölgeyi tehlikeli bir sürece
doğru sürüklüyor. Ukrayna-Kırım krizinde
statükodan yana tavır koyan Türkiye’nin
tarafsız kalma çabaları daha da zorlaşabilir.
Türkiye’nin bu tehlikeli oyunda daha dik-
katli olması ve bir NATO üyesi ülke olarak
bir oldubitti ile karşı karşıya kalmaması
gerekiyor.
Peki, Türkiye ne yapmalı?
Türkiye, hiç kuşkusuz bu gelişmelerin
yine merkezinde bulunuyor ve sürecin
geleceğinde belirleyici olan ülkelerden.
Dolayısıyla Türkiye’nin takınacağı tavır, iz-
leyeceği siyaset ve yapacağı tercih oldukça
önemli. Türkiye’nin, her ne kadar sorunlu
müttefiki ABD ve bir anlamda komşusu
Rusya arasında “aktif tarafsız” bir konum-
da kalmaya çalışsa da bunu uzun bir süre
daha sürdürebilmesi pek olası görünmüyor.
En azından Türkiye ve Rusya’nın Suriye
üzerinden yaşadıkları geleceğe dönük en-
dişeler ve birtakım hayal kırıklıkları, bunun
birer göstergesi olarak kabul edilebilir.
Bu kapsamda Ankara’nın fazlasıyla dik-
katli olması ve temkinli adımlar atması
kaçınılmaz görülüyor. Atacağı her adım-
da, Batı kadar Kuzey’e de dikkat etmesi ve
Birinci Kırım Savaşı’nı bütün boyutlarıyla
göz önünde bulundurması ise bir mecbu-
riyet olarak karşısına çıkıyor. Diğer taraf-
tan Ankara’nın, Rusya’nın bölgeye dönük
emperyal hırsları ve bu kapsamda yakın
çevresine radikal dönüşünün, orta ve uzun
vadede Türk dış politikası üzerindeki etki-
lerini de hesap etmesi bir zorunluluk hali-
ne dönüşmüş vaziyette.
Ankara-Moskova hattında son yıllar-
da rekabetten işbirliğine dönük bir süreç
yaşansa da tarihsel jeopolitik gerçekler ve
çıkarlar, bölgede iki cambazın aynı ip üze-
rinde olamayacağını gösteriyor. O yüzden
Türkiye’nin bölgedeki kırmızı çizgilerini
ve çıkarlarını (özellikle enerji güvenliği ve
ulaşım bazlı) koruması ve Rusya’nın da bu-
güne kadar bölgede oluşmuş bulunan den-
geye ve bu denge içinde Ankara’nın yerine
dikkat etmesi gerekiyor. Bunu Moskova’ya
net bir şekilde hissettirmenin yolu da Gü-
ney Kafkasya’dan geçiyor.
Türkiye’nin bölgedeki liderlik pozisyo-
nunu güçlendirecek en önemli adım ise, bu
bölgede Rusya’nın elindeki en önemli ko-
zun kazanılmasından geçmektedir ki bu da
Rusya’nın Güney Kafkasya’daki son kalesi
Ermenistan’dır.
Bu durumda Türkiye nasıl bir politika
izleyebilir? Bu noktada Türkiye’nin izleye-
ceği politika, şu şekilde özetlenebilir:
Türkiye, aktif tarafsızlık politikasını sür-
dürmeli, ABD ve Rusya arasında dengele-
yici olabilmelidir. ABD ve Rusya arasında,
bölgenin tercih ettiği bir güç haline gelme-
lidir. Bölgesindeki temel sorun alanlarında
müdahil olmalı ve bu konudaki hassasiyet
ve çıkarlarını izlediği proaktif dış politika
ile çok net bir şekilde ortaya koyabilme-
lidir. Bu kapsamda sorunlu ülkelerle -Er-
menistan örneğinde görüldüğü üzere- te-
mel çizgilerini ve hassasiyetlerini koruya-
rak yeni bir süreci başlatma noktasındaki
hamlelerine devam etmeli ve inisiyatifi ele
almalıdır. Bölgesel işbirliği projelerini de-
vam ettirmekle birlikte, bu tür projelerin
başarısı noktasında ikili diplomasi ve işbir-
liğini de geliştirmeye devam etmeli, böyle-
ce bölgesel çaplı büyük projelerin temelini
sağlam atmalıdır. Enerji güvenliği alanın-
da Kafkasya ile birlikte Hazar ve ötesini
de esas alan projelerini hızlandırmalı ve
bunların uygulanması noktasında uluslara-
rası destek alabilmelidir. Tüm bunlar için
sert güç unsurlarıyla birlikte yumuşak güç
unsurlarını da akıllıca ve etkin bir şekilde
kullanma yoluna gitmelidir.
NATO Savunma Bakanları toplantısı Ukrayna gündemiyle Brüksel’de toplandı. Toplantıya, NATO Genel Sekreteri
Anders Fogh Rasmussen de katıldı.