87
mart
2014
Analiz
haber
ajanda
SINIRSIZ
ve daima ba-
ğışlayan, bundan bıkıp
usanmayan, affı mutlak,
sonsuz, eşsiz ve benzersiz,
El-Ğaffar olan Allah, iki
doğunun ve iki batının
Rabbidir.
Allah’a karşı hata
yapanın, insanlara karşı
hata yapması doğaldır.
Bağışlamakta zorlanan
kişi bu hakikati bilmelidir.
İnsanın işleyebileceği en
büyük kusur ise kusursuz-
luk saplantısıdır. Ancak
her şeyin bir adabı, usulü
vardır. Usulsüzce yapılan
bir iş, esasını yitirir. Bir
şeyi “o şey” yapan, usul
ve esasıdır. Esas ve usul
birleşince gaye hâsıl olur.
Bir örnekle bunu dillen-
direlim.
Vahşi… Hazreti
Hamza’yı şehit eden
Vahşi… Taifliler de İslam’a
girmek için Resulullah’ın
yanına gidince, Mekke fet-
hedildiğinde Taif’e kaçan
Vahşi’nin artık kaçacak
yeri kalmamıştı. Kâinatın
Efendisi, Vahşi’yi İslam’a
davet için haber gönderdi.
Vahşi ise Resulullah’a şu
cevabı iletti: “Ya Muham-
med! Beni nasıl İslam’a
çağırırsın? Allah’a şirk ko-
şanlar, Allah’ınmuhterem
kıldığı bir canı haksız yere
öldürenler, zina edenler
günahlarının cezasını
çekerler. Kıyamette, o
büyük duruşma gününde
cezaları katmerli olur,
azap ve zillet içinde ebedî
kalır. Hâlbuki ben, bunla-
rın hepsini yaptım. Daha
benim bir kurtuluşum
olur mu?”
Bunun üzerine Allah,
şu ayeti inzal buyurdu:
Ancak şu var ki, dönüş
da masum gösterilmesi,
affetmenin adabından
değildir. Catonist siyasetçi
yakıştırmalarıyla özde
siyaset yapanları kirlet-
mekse bu adabın hiçbir
yerinde yer almaz. Hare-
ketsiz sosyal hareketlerle
sınırları sessizce zorlaya-
rak sokakların göğsünde
kan toplamak, parçalan-
mışlığı ve yıpranmışlığı
arttırmaktan başka bir şey
getirmeyecektir. Arkadan
dolanarak iktidarın sı-
nırlarına girmeye çalışıp
kaçış noktaları bularak
denetimden kurtulma
çabaları affedilenin adabı
değildir.
Türk milleti, karanlığın
ve bilinmeyenin de Rabbi
olan Allah’tan başka kim-
seden korkmayacağını
bilir ve başka hiçbir şeyi
kendine ilah edinmez.
İlahı Karl olan bir kişinin
affedilmesi mümkünse
de bunun esası ve usulü,
Resulullah’ın Vahşi’yi
affetmesindedir. Bumillet
şunu iyi biliyor: “Bir kötü-
lüğün cezası, yine onun
gibi bir kötülüktür. Ama
kim affeder, bağışlarsa,
onunmükâfatı Allah’a
aittir. Şüphesiz ki Allah,
zalimleri sevmez.” (42:40)
yapıp iman edenler, güzel
ve makbul işler işleyenler
bundanmüstesnadır.
Allah, onların kötülük-
lerini iyiliklere, günah-
larını sevaplara çevirir.
Çünkü Allah Gafur’dur,
Rahim’dir.” (25:70)
Daha sonra Vahşi’nin
Ya Muhammed! Dönüş
yapıp iman etmek, güzel
vemakbul işler işlemek
çok çetin bir şarttır. Bana
kalırsa, ben bu işin al-
tından kalkamam” sözü
üzerine hemen şu ayet
nazil oldu: “Şurası muhak-
kak ki, Allah, kendisine
şirk koşulmasını affetmez,
ama bunun altındaki diğer
günahları, dilediği kimse
hakkında affeder.” (4:48)
Bu ayetin ardından
Vahşi şöyle sordu: “Ya
Muhammed, bu konuda
görüşün nedir? Affetmek,
Allah’ın hikmet ve irade-
sine bağlıdır. Bilmiyorum,
beni bağışlar mı, bağışla-
maz mı?” Bu sorunun aka-
binde şu ayet nazil oldu:
Ey Şanlı Nebi! Sen şunu
tebliğ et: Ey çok günah
işleyerek kendi öz canla-
rına kötülük etmekte ileri
giden kullarım! Allah’ın
rahmetinden ümidinizi
kesmeyiniz. Allah, dilerse
bütün günahları mağfiret
eder. Çünkü O, Gafur ve
Rahimdir, çok affedicidir,
merhamet ve ihsanı bol-
dur.” (39:53)
Vahşi, böylelikle tam
istediği cevabı aldı ve
Müslüman oldu. Bazı
kimseler, “Ya Resulallah!
Biz de Vahşi’nin yaptığı
gibi yapmıştık. Aynı şart-
lar bizim için de geçerli
mi?” diye sordular. Fahr-i
Kâinat ise “Bu şartlar,
bütün Müslümanlar için
geçerlidir” buyurdular.
Bireysel olarak, kendi-
mize karşı yapılan hataları
affetmemizin gerekliliği
kadar, siyaseten yapılan
hataların da milletlerce
affedilmesi büyük bir er-
demdir. Ancak affetmenin
adabı, yukarıda vermiş
olduğumuz örnekte saklı-
dır. Affedilen haddini bil-
melidir. Affetme adabının
dışına çıkarak fütursuz
davranışlar sergilenmesi
karşı tarafı incitir ve onda
daha derin yaralar açar.
Kardeş kavgasını başla-
tan, Marksizm temelinde
binlerce genci -İslam’ın
bayraktarlığını yapan- bu
necipmillete düşman
eden kişilerinmeydanlar-
Alparslan Şimşek
ALLAH’A
karşı hata yapanın, insanlara karşı hata yapması
doğaldır. Bağışlamakta zorlanan kişi bu hakikati bilmelidir.
İnsanın işleyebileceği en büyük kusur ise kusursuzluk sap-
lantısıdır. Ancak her şeyin bir adabı, usulü vardır. Usulsüzce
yapılan bir iş, esasını yitirir. Bir şeyi “o şey” yapan, usul ve
esasıdır. Esas ve usul birleşince gaye hâsıl olur.
Affetmeninadabı
S
Bireyselolarak,
kendi-
mizekarşıyapılanhataları
affetmemizingerekliliği
kadar,siyasetenyapılan
hatalarındamilletlerce
affedilmesibüyükbirer-
demdir.Ancakaffetmenin
adabı,yukarıdavermiş
olduğumuzörnektesaklıdır.
Affedilenhaddinibilmelidir.
Affetmeadabınındışına
çıkarakfütursuzdavranış-
larsergilenmesikarşıtarafı
incitirveondadahaderin
yaralaraçar