6
mart
2014
Başyazı
haber
ajanda
>> Bu tip kararlar, bu gün
beyin ve zihin çalışmalarından
biliyoruz ki, kahir ekseriyetle
muhakemeden” kaynaklan-
maz. O zamanki bilgi, birikim,
zan, refleks ve yaşanmışlıkların
ortalaması olarak, kendiliğin-
den ortaya çıkar. Bunun en açık
delili, verilen birçok karar ve
sonrasındaki davranış şekilleri-
nin, belli bir zaman sonra derin
bir analiz yapıldığında, çoğu kez
ziyadesiyle saçma ve gereksiz”
olduğunun fark edilmesidir.
Yani hayatımızda verdiğimiz
irili-ufaklı neredeyse tüm karar-
lar, aslında “şuursuz” zihnimizin
birer ürünüdür.
Kühnüne gazetelerden, der-
gilerden, internet sitelerinden
vakıf olduğunuz; bahsi geçen
insanları şahsen hiç tanımadığı-
nız hadiselerde tarafınızı seçer-
ken bu şuursuz seçimdurumu
daha da belirgindir. Öyle ya, eli-
nizde doğrudan bir veri yoktur;
her şey dolaylı olarak size ulaşır
ve özellikle de “kendi iradeniz
ile” takip etmeye “karar verdi-
ğiniz” kaynaklar sizin için daha
inandırıcı” ve “doğru”; karşıt
görüşü savunanlar ise “yalancı”,
cahil” yahut “manipülatif”tir.
Yani zihninizin rahatı ve tabiatı
gereği, öyle olduğuna inanmak
durumundasınızdır (aksi halde
iç tutarlılığınızı sağlayamazsı-
nız).
Zihnimizinfiltreleri
Bu satırları size sadece bir
beyin ve davranış bilimci olarak
değil, hayatı boyunca birçok
karar vermek” ve “taraf seç-
mek” zorunda kalmış ve bunun
çeşitli sonuçlarını yaşama, bu
sonuçları analiz etme kısmetine
kısmen nail olmuş bir insan
olarak yazıyorum. Hiç birimiz,
beynimizin ve zihnimizin bu
filtreleme” özelliğinden bağışık
değiliz. Zihnimiz, verdiğimiz
kararlar ve zihnimize yükledi-
ğimiz “yazılımlar” aracılığıyla
gerçek dünyayı sıkı bir filtreden
geçirerek algılar; zira yapısı
böyle kurgulanmıştır. Dünya-
daki karmaşık gerçeklikle başa
çıkabilmek için zihnimize der-
cedilmiş en önemli aygıtımızdır
bu “filtreler”. O kadar etkilidirler
ki, istemezsek, söylenileni
duy(a)maz, gösterileni gör(e)
mez hale gelebilir; akletme
yeteneğimizi tümden bu filt-
relerin emrine verebiliriz. Öte
yandan, insan olmanın temel
iktizalarından birisi, bütün
hayvanatla ortak paylaştığımız
bu gerçekliği basite indirgeyen
filtre sisteminin varlığından
haberdar olup, bunu esnetme
ve daha bütüne matuf bir
algıyı inşa etme yolunda çaba
göstermektir. Kemale ermenin
rükünlerinden birisidir bu. Ama
bunu çoğumuz yapamayız; zira
günlük davranış rutinlerimiz
açısından çok zorlu bir görevdir
bu aynı zamanda. Bilginin, daha
doğrusu “malumatın”, insanı
çok aşan bir hızda akıp durduğu
günümüz dünyasında, bu görev
iyice zor, bu sebeple de kemal
iyice uzaktadır artık.
Kırk yılı aşkındır bu ülkede
yaşarımve bu süre boyunca
hep birbirimizi yedik. Bahane-
miz boldu; ve bu gün görüyo-
ruz ki, bahane havuzumuz
neredeyse nihayetsizdir. Her
dönem olağanüstü, her bir taraf
kendince “sütten çıkmış ak
kaşık” ve her cephe kendince
hakikatin yegane temsilcisi” idi.
Aksi bir atmosferi hafiften tat-
sak bile keyif alacak kadar uzun
sürdüğünü hiç görmedik. İşte
bu gün yine şartlar, bizi, insanın
ve evrenin sırlı yaratılışının
mesajlarını okuma yönündeki
asli görevimizden saptırıp, bu
ön-insanlara has” sorunlara
dair kalem oynatmaya zorluyor.
Buna hep direniyorum, diren-
dikçe de insanın üzerine ne
kadar insafsızca hücum ettiğine
her seferinde bir daha, bir daha
şahit oluyorum.
Aynı çatı altındaki karı-
kocalar, anne babalar, ebe-
veynlerle çocuklar, kardeşler,
arkadaşlar arasına bu ihtilaflar
bütün şiddetiyle giriyor. Bizleri
aslında hiç ilgilendirmeyen
mevzularda rahatlıkla birbirimi-
ze düşman hale gelebiliyoruz.
Ben bu oyunu reddediyorum
ve size de reddetmenizi tavsiye
ediyorum. Zira ardımızda an-
cak, zaman geçip de köprünün
altından çokça su aktıktan
sonra, bir çoğunu hatırlamaya
utanacağımız söz ve fiiller
bırakıyoruz.
Bu utancın büyük bölümü,
kendi kendimizi ikna ettiğimiz
yalanlardan kaynaklanıyor.
Doğrudan şahit olmadığımız,
aslını astarını bilmediği-
miz, fakat yaptıklarımızın
doğruluğundan kesinlikle
emin olalımdiye kulağımıza
sağdan-soldan” üflenen, iman
derecesinde kat’i kanaat getir-
diğimiz tümmalumat, ekser
itibariyle yalanlardan oluşuyor.
Malumat doğru olsa da bizim
onu okuma biçimimiz ekseri
filtre”lere bağlı çarpıtmalardan
dolayı, sakat ve eksik. Her adımı
doğru” bile olsa, yalanmı doğru
mu olduğunu birinci elden
tesbit edemeyecek olduğumuz
gerçeği, verdiğimiz kararın
ardından savunduğumuz her
şeyin “potansiyel yalan” olma
riskini beraberinde getiriyor. O
yüzden Hadis’i Şerif’te,
Kişinin
her duyduğunu söylemesi, ona
günah olarak yeter”
ikazına
muhatap oluyoruz. O yüzden,
Ey iman edenler! Size bir fasık
bir haber getirirse, bilmeyerek bir
Yalan ile hakikat
bulunur mu?
B
İR
gün basit bir karar veririsiniz. Bir ha-
disede, bir tartışmada yahut bir kavgada
taraf tutma “fırsatı” ortaya çıktığında, taraf
olup olmamaya karar vermek böyle bir
şeydir. Taraf olmaya karar verdikten son-
ra hangi tarafı seçeceğine karar vermek
de bir karar işidir elbette; fakat genellikle bu basamak,
taraf olma kararını adeta anında kendiliğinden takip eder.
Sadece basit bir karardır; ama sonra, olayın yahut ihtilafın
şiddetine bağlı olarak, artık her sözünüzü, her davranışı-
nızı ve hatta tahayyül ve algınızı etikeleyecek bir hal alır o
minik” karar”lar.