76
mart
2014
ÜRKİSTAN’I
işgal ettikten
hemen sonra Ruslar, Türk
boyları arasında ayrılık
ve çatışmayı tetikleyecek
sömürü politikalarını
uygulamaya koyuldu.
İlk icraatlarından biri de
her boyu kendilerinden
müteşekkil birer kavim
olduklarına ikna etmekti.
Bunun için Türk nüfus, kö-
kenleri gereği birbirlerine
düşman oldukları fikriyle
donatıldılar. Bu uğurda
yapılanlar içerisinde her
boya farklı alfabeler tahsis
edilmesi ve Türk lehçeleri-
ni ayrı birer dil konumuna
getirecek gramatikal un-
surların tespiti, o döneme
baktığımızda neticeleri
itibari ile dikkat çekmek-
tedir. Öyle ki, hiçbiri öteki
için uygulanan alfabeyi
yazıp okuyamaz. Zaman
sonra coğrafyanın da su
ve verimli tarımarazileri
arasında çıkar kavgasını
tetikleyecek biçimde
parsellenmesiyle ayrışma
kendiliğinden sağlanır. Bu-
gün Kazaklar Türkmenleri,
Kırgızlar Özbekleri sevip
benimsemekten yoksun-
durlar.
Misaldensonra…
Tarihimizin hiçbir
evresinde hiçbir dinî elit,
cemaat veya din adamı,
kendi sübjektif din algısına
göre siyaset kurumu gibi
davranma hüviyetine
sahip olmamıştır. Sel-
çuklu ve Osmanlı da bu
tür imtiyaz odaklı dinî
sapkınlıkların yayılmasına
mani olmuştur. Böyle giri-
şimlerde bulunanlar, ağır
müeyyidelerle cezalandı-
rılmışlardır. Son yaşanan
hadiseler bize gösterdi ki,
din ve devlet erklerinin,
varlıklarını birbirlerinin
sıhhati için ayrı kuvvetler
olarak sürdürmeleri, bu
toprakların olmazsa olma-
zıdır (inanç hürriyetine
kısıtlama getiren pozitivist
laiklik uygulamalarından
bahsetmiyorum). Yani
İnançlı insanlar yönetici-
gibi yapay bir hareketin de
Türkiye’de imar edilmesi
planlanmaktadır. Diyalog
Hareketi, Rusların Türkis-
tan ahalisini ayrıştırmak
için kullandığı yönteme
paralellik arz eder. Biri ırk
temelinde başka diller
konuşan ve anlaşmaktan
uzak ülkeleri vücuda
getirirken, öteki ise din
(
diyalog
)
temelinde İslam
dünyasının geriye kalanıy-
la farklı diller konuşmamı-
za, birbirimizi ötekileştir-
memize neden olacak bir
görev ifa eder.
Yaşadığımız tümbu
kaotik süreci imar etmek,
diyalog projesini hakikî
İslamkabul eden ve algı
hapishanelerinde emirlere
tâbi olmayı mücahede
sayan kadrolarlamümkün
oldu. Hâlbuki İslam, irfan
sahibi, iradesi hür, biricik
şahsiyetlerdenmüteşek-
kil nesiller yetiştirmekle
memur bir toplumöngö-
rür. Sahabeler dönemini
hatırımıza getirelim, her
biri kendi şahsî özellikleri-
ni muhafaza ederek İslam
hareketine zenginlik, İslam
devletinin gücüne de güç
katmış, bambaşka düşün
ve algı dünyalarına sahip
bireylerdi. Günümüzde aklı
bulanık ehl-i gaflet (kukla
gibi, efendilerinden gelen
her emre itaati bir “iman
hadisesi” olarak tanımla-
yan otonomdinmensup-
ları), İslam içinde ayrılıkları
körükleyecek bambaşka
bir fırka olma yolunda
ilerlediklerinin farkında
değillerdir. Bu vahim tab-
lonun önüne geçilmeye
muvaffak olunduğu vakit,
tarihin kırılma anlarından
birine şahitlik etmiş olaca-
ğımızı unutmayalım.
lik yapmamalıdır” yahut
Devlet, İslam fıkhına
mugayir davranabilir”
demiyorum, “Dinî bir elit,
siyaset kurumunun bizzat
uygulayıcısı konumunda
olmamalıdır” esasını temin
vemuhafaza etmek gerek-
tiğini ifade ediyorum.
Gelinen noktada, su
yüzüne çıkan ayrıntılarla
hadisenin tıpkı bir satranç
karşılaşmasında olduğu
gibi çok ihtimalli neticelere
gebe kaldığı anlaşılmıştır.
Eski pozitivist mantığın
laisizmmüfredatına anti-
tez olarak imar edilen bu
hareket,
diyalog” teme-
linde
laisizmin bir sentezi
olarak seküler akla hizmet
etmekte beis görmez.
İran’ın aşırı Şii katman-
larını Türkiye aleyhtarı
bir konuma getirmek ve
Vehhabî prensiplerini be-
nimsemiş Arap halklarına
karşı Türkiye’yi sapkınlıkla
ithametmek için “diya-
log” temelinde bir inanç
merkezine dönüşmemiz
kâfiydi. Maksat, bizleri
yeni birtakımmezhep
kavgalarına sürükleyerek,
coğrafyamızı bir kez daha
bütün unsurlarıyla Batı
aklının “Bunlar kendile-
rini yönetemezler” tezi
gereğince Batılı devlet
aygıtlarının kontrolüne
sokmak, kaynaklarını
tüketmiş Batı toplumları
için ikinci sömürge çağını
başlatmaktır.
Çaresiz, ümitsiz insan-
lar, seküler akılla uzlaş-
maktan başka çıkar yol ol-
madığına kanaat getirerek
Diyalog” Hareketi’ne tâbi
olacaklardır (ki bu hareket,
ılımlı İslam” sapıklığının
meyvelerindendir). Tıpkı
İngilizlerin üretimi olan
Suudi Krallığı ve bu krallı-
ğın akaidi olan Vehhabilik
Tarihimizin
hiçbirevresinde
hiçbirdinîelit,cemaatveya
dinadamı,kendisübjektifdin
algısınagöresiyasetkurumu
gibidavranmahüviyetinesahip
olmamıştır.
Muhammed Lütfü Avcı
İRAN’IN
aşırı Şii katmanlarını Türkiye aleyhtarı bir konuma
getirmek ve Vehhabî prensiplerini benimsemiş Arap halkla-
rına karşı Türkiye’yi sapkınlıkla itham etmek için “diyalog”
temelinde bir inançmerkezine dönüşmemiz kâfiydi. Maksat,
bizleri yeni birtakımmezhep kavgalarına sürükleyerek, coğ-
rafyamızı bir kez daha bütün unsurlarıyla Batı aklının “Bun-
lar kendilerini yönetemezler” tezi gereğince Batılı devlet
aygıtlarının kontrolüne sokmak, kaynaklarını tüketmiş Batı
toplumları için ikinci sömürge çağını başlatmaktır.
T
İslamprototipi
Diyalog: Bir ılımlı
30
Mart
haber
ajanda