74
mart
2014
30
Mart
haber
ajanda
>> Geçtiğimiz aylarda derinle-
şen ve daha önceden başladığı artık
apaçık olan kamplaşmada tarafların
dili değişmiyor ki önümüzdeki gün-
lerde daha yoğun bir “bomba haber”
bombardımanına maruz kalacağa
benziyoruz. Daha önce dediğim
gibi, insanın insana “taraf ” olmasını
anlamak zor değil, ama aynı kökten
beslenen insanlar söz konusu oldu-
ğunda bu taraftarlığı kabullenmek
kolay olmuyor.
Bunca bilgi, belge ve haber al-
manın kolaylığına rağmen, işler
yine bildiğimiz gibi yürüyor. Sadece
taraftar” hasleti ile diğerinin dün-
yasından habersiz, kendi gönlüne
kapalı, aklî sorgulamaların yerini bi-
atlerin yahut alışkanlıkların, rüzgâra
kapılmaların yol verdiği tepkiler
görüyoruz. Kimi, onca yanlış in-
sanın içinden nihayet çıkıp gelen
uzun adama”sevdalı; kimi de kendi
tercihi ile ikametini sürdürdüğü ül-
kedeki muhteremi “sürgün sevdalı”
olarak yüreğinde beslemekte. İki ta-
rafın cümlelerine, hâlâ ikna edilebi-
lir olarak gördükleri deyişlerine ba-
karsanız, karşılaştığınız argümanlar
benzer. “İnançların körü olmamak
gerek” veya “Daha düne kadar her
şey iyiydi de bugün ne oldu?!” gibi...
Hakkaniyetten ayrı-
lınca
Bir kez daha sorulmalı gerçekten
bugün neyin, ne adına, nelerin ya-
pılmakta olduğu ve amaçlanan şeyin
gerçekte neye hizmet edeceği. Ba-
şından beri arkasında durduğumuz
ve savunduğumuz şey Başbakan
değildi. Biz seçimin ve seçmenin,
oy üstünlüğü gibi kavramlar ile her
türlü kumpasın ve gelecek inşasının
üstünde olması gerektiğini savun-
duk. Kişisel sempatilerimiz, yapılan
hataların önüne geçmemeliydi. Bil-
hassa çok sevdiklerimizin yanlışla-
rını, yanlışı aramak ve yanlışlamak
adına değil, yanlışı düzeltme adına
tenkit etmeli değil miydik?
Öncesi malum 17 Aralık
Operasyonu’nun ve sonraki teşeb-
büslerin amacı, bu ülkenin hırsızlar-
dan ve yağmalanmaktan kurtulması
değildi. Bu ülkenin daha müref-
feh standartlara ulaşması adına da
gerçekleştirilmedi bu olanlar. 17
Aralık’ta olan, kendilerini demokra-
sinin sonuçlarına katlanmak zorun-
da hissetmeyen ve istediği senaryo-
yu yazarak aşama aşama hayata ge-
Muhalefet
Allah” diyor
B
İR
sonraki sayıda buluştuğumuzda,
bugünlerde yaşadığımız ayrışmanın
politik sonuçlarını net bir şekilde gör-
müş olacağız. Bugün görünen o ki, Türk
siyasetinin kemikleşmiş yapısı, son
birkaç on yıldaki sosyolojik değişime
inat, temel özelliklerini korumaktadır.
Sözde yerel seçimlere giriyoruz, ancak
hâlâ bütün söylemler, sadece partiler ve genel başkanları
üzerinden yürüyor.
çireceğini umanların -şükür ki- bu
kez kaybetmiş olmasıdır.
Bu olaylar “Benim oyumla çoba-
nın oyu bir mi?”diyen mankenimiz-
le “Kim daha çok vergi veriyorsa, o
daha çok seçmelidir” diyerek ken-
disini seçkin ve seçilmiş yönetme
kabiliyetli kişilerden gören işadamı
zihinlerinden mürekkep bir top-
luluğun umutlarını kabartsa da bu
toplum, oynanan oyunu görmüştür.
Bugünlerde olan şey, kesin ola-
rak birilerinin birilerince kullanıl-
dığıdır ki, bütün gerçeklerin ortaya
çıkması ve kullanılanların, safiyane
niyetlerin ardına gizlenmiş, önemli
ve iştahlı projelerin önemsiz piyon-
ları oldukları gerçeğinin anlaşılması
zaman alacaktır. Ömür verirse, ger-
çekten “saf ”bir şekilde saf tutanların
kendilerini sorgulama süreçlerini de
hep birlikte göreceğiz. Değil mi ki
Müslümanız, tövbemiz var; değil
mi ki akıl ederiz, yanlıştan döneriz...
Kardeşin kardeşe ettiğinden rahat-
sız olmamak mümkün mü? Müm-
kün mü böyle bir eksen kaymasında
bir tek müminin yer alabilmesini
hazmetmek? Mümin ki imar eder,
talan etmez. Mümin ki düzelten-
dir, bırakın kusur arayıp ifşa etmeyi,
amaçları uğruna insanları yanlışa
sürükleyecek şartları planlayıp de-
şifre ile tehdit etmeyi.
Şimdilik
Hâlâ değişen bir şey yok ve meş-
ru, gayrimeşru bütün deliller yahut
iddialar ortalığa dökülüyorken, yan-
gına su değil, odun taşıyor herkes.
Niyetlerini ve eylemlerini bir kez
olsun sorgulaması gereken insanlar,