71
mart
2014
Sabri Öğe
sedebilmek için organik bir yapının olması
gerektiği ileri sürülebilir, ancak her fırsatta
bu odaklar -açık veya gizli- hızla bir araya
gelebiliyor, ülkenin faydasını veya zararını
düşünmeye lüzum görmeksizin, her türlü
Erdoğan karşıtı koroya iştirak edebilmek
için adeta bekliyorlar. Bu durum, Sayın
Başbakan’a ve onun üzerinden Türkiye’ye
karşı oyun tezgâhlama, operasyon yapma
heveslilerinin iştahını kabartıyor. Bu tip
operasyonların dâhildeki ustası olan Er-
genekoncuların şimdilik kolu kanadı kırık
olduğundan, son günlerin malum komp-
lolarının asıl sahiplerini dışarıda aramak
gerekiyor. İçeridekiler, sadece işbirlikçi pi-
yonlar.
Hariçteki en keskin Erdoğan düş-
manı İsrail’dir. Bütün çabasına rağmen
Başbakan’ın bileğini bir türlü bükeme-
menin, bükemediği bileği öpmek zorunda
kalmış olmanın da hıncıyla düşmanlığını
zaman zaman en üst ağızlardan ifşa et-
mekten çekinmiyor İsrail. Son yıllarda bu
hain devlet, Türkiye’de belirlemiş olduğu
üç nokta hedefe atış yapıp duruyor. Bu
hedeflerin birincisi, malum Başbakanımız
ve diğerleri de MİT Müsteşarı Fidan ve
İHH’dır.
7
Şubat-17 Aralık komplocularının he-
definde de yine bu üç nokta hedef vardır:
Erdoğan, Fidan ve İHH. Peki, İsrail ile
aynı hedefte buluşan bu komplocular kim-
ler? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, kesin
bir dille Cemaat’i işaret etmiştir.
Karapropaganda
Bu olayların patlak vermesi, bana geçen
yıl muhatabı olduğum bir olayı çağrıştırdı.
Cemaat’in bir mensubuna İHH yetimle-
rine yardım etmesini teklif ettiğimde, bu
kişi İHH’nın karanlık bir yapı olduğunu,
arkasında İsrail’in olduğunun söylendiği-
ni ifade etmişti. O zaman kendi kendime
bunun aslında bir İsrail propagandası ola-
bileceğini, çünkü İHH’yı hedef tahtasına
koyan İsrail’in kendisi iken, Türk halkının
nezdinde kirli olan kendi adını İHH’nın
arkasına koymakla hem bu vakfı Türk hal-
kına karşı daha kolay kötüleme, hem de
propaganda kaynağı olarak kendisini giz-
leme kastının olabileceğini düşünmüştüm.
Öyle veya değil, ama gerçek olan olgu,
Cemaat nezdinde İHH’nın muzır bir teş-
kilat olarak görülmüş olduğudur. 17 Aralık
olaylarında İHH’nın üzerine çok sert bir
şekilde baskınlar düzenlenmiş olması ve
bu operasyonların Cemaat’e mensup savcı-
lar tarafından yapıldığı iddiası, bu olgunun
bir tezahürü olarak görülüyor.
Cemaat, Gezi’nin
neresinde?
Bir de şu tespitlere bakalım: Gezi olay-
ları İsrail’i ziyadesiyle mutlu etmiş, bu
mutluluğunu açıkça ifade etmişti. Gezici-
ler köprü, kanal ve havalimanı gibi devasa
projelere karşı çıkmışlardı. 25 Aralık’ta yine
bu projeler hedef alınmıştı.Demek ki 17 ve
25
Aralık hamlesi, Gezi kalkışmasının de-
vamı. Peki, Aralık hamlesi Cemaat’in eliy-
le icra edilmiş ise, Cemaat, Gezi olayının
neresindedir? Sonuçta Erdoğan, Fidan ve
İHH karşısında, bu her üç olayda da İsra-
il ve Cemaat aynı şeritte görününce, Gezi
olayında elbette aklımız karışacaktır.
Bütün bunlara “Hocaefendi”nin Mavi
Marmara olayında İsrail’i kayıran açık-
lamasını, bir Cemaat ileri geleninin de
Güneydeki sevdiğim ülke” ifadesini ek-
lediğimiz takdirde ortaya nasıl bir fotoğraf
çıkıyor? İşte bütün bu işaretler sebebiyle,
Cemaat’in gazetesinin İsrail mavisi zemi-
ninden hiç mi hiç hoşlanmıyorum.
Her şeye rağmen Cemaat’in, İsrail’in
maşası olduğu tarzında bir düşünceyi ne
gönlüm, ne de dilim kabul etmek istiyor.
Ancak millî varlıklarımıza karşı bu kadar
kin ve düşmanlık beslemesinin, milletin
yarısının desteğini almış bir iktidara karşı
savaş açmanın kendi varlığı açısından ta-
şıdığı riskin büyüklüğü aşikârken bütün
bunları göze almasının sebebi ne olabilir?
Zan üzerine hüküm vermenin günahını
biliyoruz, ancak orta yerdeki tablo ciddidir
ve açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Cemaat’tenaçıklama
bekliyorum
Cemaat, Türkiye düşmanı İsrail ile han-
gi sebeple aynı kulvara düştüğünü, velini-
meti olan iktidara ve Başbakan’a bu kadar
düşmanlığının sebebini, bu kavganın esas
olarak ne zaman ve nasıl başladığını açık-
lamalıdır.
Cemaate karşı tam da bu ihtiyatlı yakla-
şımda bulunmaktayken telekulak skandalı
patlak verdi.Konu henüz gelişme sürecinde
olduğu için üzerinde yorum yapmak erken
ise de Başsavcı, en az 2280 kişi ve kurumun
üç yıldır usulsüz olarak dinlenmiş olduğu-
nu açıkladı. Bu dinlemeler, acaba kimlerin
eline geçmiştir? Bunların içinde İsrail de
var mıdır?!