60
mart
2014
B
İR
milletin ayağa kalkmaması
gerektiğine karar veren
unsurlar, hele bu bizim mil-
letimiz gibi ayakları üzerinde duran
bir milletse ve neler yapabileceği
kestirilebiliyorsa, ilgili milletin tarihî
müktesebatı referans alınıyorsa
gereğini yaparlar.
Yaşadığımız asırda, düşük maliyet-
li mücadeleler daha ağırlık kazanıyor.
Fiilî savaşlara, başka çare kalmamışsa
başvuruluyor. Mesele bir milleti
durdurmaksa, artık farklı yöntemler
kullanılıyor. En belalısı, en zor teşhis
konulanı, en tedavisi zor olanı da
kurdun gövdeye düşürülmesi biçi-
minde icra ediliyor.
Ülkelerin idareleri, ya doğrudan ya
da kurumlar eliyle kendi halklarından
kaçırılıyor. Doğrudan olanı hepimiz
biliyoruz. Bu tür idarelere diktatörlük
adı veriliyor. Bugünkü konumuz bu
değil. Anlamaya çalışacağımız mevzu,
kurumlar eliyle yönetimin milletten
kaçırılması, bizde yapılmaya çalışıldığı
gibi...
Bize ait olmayan bir başka unsu-
run “toplum mühendisleri”, 1950’li
yıllarda devreye girer ve bu süreç,
27
Mayıs 1960’ta tamamlanır. Bu
unsurun “toplum mühendisleri”,
1950-1960
arasında olup biten her
şeyin yanlış ve gün be gün geriye
gidiş ve de Cumhuriyet kazanım-
larının tehlikede olduğunu, halkın
neyi, nasıl seçebileceğini bilmediği
yazılımını içeren “A virüsü”nü, sistemi
durdurma kudretine sahip olanlara
enjekte eder.
Toplum mühendisliği” ürünü olan
A virüsü, sistemi durdurma kudretine
sahip olan hücrelerin içine penetre
olur ve içeri giren virüs, hücrede bu-
lunan bazı enzimleri kullanarak kendi
kalıtım maddesini oluşturacak pro-
teinleri, işgal ettiği hücreye sentez
ettirir. Bu proteinler, virüsün kalıtım
maddesinin çoğaltılması işlemini
başlatır, hücre içerisinde kopyalanan
virüs kalıtım maddeleri, yine virüs
tarafından hücreye sentez ettirilen
proteinsel yapılar içerisine yerleşir ve
ortaya çıkan bu yeni virüs kopyaları,
hücrede belirli bir sayıya ulaştıkların-
da hücreyi patlatarak etrafa saçılır
ve de yeni hücreleri enfekte ederek
onların içerisinde çoğalmaya başlar-
lar. Böylece virüs, içine girdiği hücre
ve onun materyalini kullanarak kendi
hedefine ulaşır, böylelikle sistemi
durdurmayı başarır.
27
Mayıs 1960’ta darbe gerçek-
leşir. Durdurulan sistemin, önceki
yazılımındaki mahsurlar göz önünde
bulundurularak yeni bir yazılımla
yeniden başlatılması gerekmektedir.
Bu yazılım, halkın doğrudan etki
edebildiği “yürütme organının” yetki
ve sorumluluklarının sınırlandırılma-
sını, devletin yapısıyla ilgili fonksi-
yonların TSK, yüksek yargı ve üst
düzey bürokrasi eliyle yürütülmesini
ve gerektiğinde sistemin kolaylıkla
durdurulup yeniden başlatılması
mekanizmalarının açık tutulmasını
içermelidir. Yukarda sıralanan özel-
likleri içeren bir B virüsüne de ihtiyaç
vardır.
Yine “toplum mühendisliği” ta-
rafından üretilen bu B virüsünün
sisteme enjekte edilmesiyle 1960
Anayasası hazırlanır. Gelinen aşama-
da sisteme dost ve düşman unsurla-
rın tanıtılması gerekmektedir. Bunun
için A ve B virüslerinden faklı, siste-
min yasama, yürütme, yargı, asker/
sivil bürokrasi ve medya unsurlarının
hepsine birlikte enjekte edilecek bir C
virüsüne ihtiyaç vardır.
C virüsünün farklılığı, virüs ve gir-
diği konakta hem birbirine benzeyen,
hem de benzemeyen unsurlara karşı
savunma geliştirmesidir. Buradaki
benzer unsurlar, sistemin normal
bileşenleridir. Ancak virüs sebebiyle
geliştirilen yeni savunma örgüsü,
yabancı antijenlerin yanı sıra organiz-
manın kendi bileşenleri ile de reaksi-
yona girer. Konağın kendi yapılarına
karşı başlayan bu otoimmun yanıt
zamanla genişler. Sonunda virüsün
tetiklemesi ile başlayan bu olay,
virüs ortadan kaldırıldıktan sonra bile
konağın antijenlerine karşı savaşma-
ya devam eder. Bunun sonucunda
otoimmun hastalıklar ortaya çıkar ve
böylece görev tamamlanır.
Yıl 1960, tüm olup bitenlerin
anlamı, “Artık sistem, gerektiğinde
kendini iptal etme yeteneğine, yeni-
den başlamak üzere kendi iç yazılımı-
na, dost ve düşman unsurları tanıma
kapasitesine sahiptir” demektir. Yeni
yan yazılımların yüklenme yetisinde-
ki sistem başarıyla çalışır.
30
Mart
haber
ajanda
arkadaşlarımın bazılarına, ço-
cuklarımı okula bırakırken
veya onları okuldan alırken
rastlıyorum. Dedeleri ilkokul
mezunu yeni nesil çocukların
devlet okullarında okumuş
babaları olarak hal hatır soru-
yoruz birbirimize. Büyük bir
ihtimalle mahalle arkadaşla-
rımın çocuklarının bazıları
da yükseköğrenimlerini yurt-
dışında
gerçekleştirecekler.
Mesela ben, lise birinci sınıfı
Amerika’da okuması için
kızımı ikna etmeye çalışıyo-
rum birkaç haftadır. İşte size
Türkiye’yi anlama kılavuzu!..
Eski neydi, şimdi
ne?
Şimdi yine oruç tutuyoruz
Ramazan aylarında, eskisi
gibi... Artık bizi sahura ilko-
kul mezunu ana babalarımız
kaldırmıyor. Biz kolejlerde
okuyan çocuklarımızla bera-
ber iftar ediyoruz.
Bizimmahalleningerçeğin-
denhareketle,şunu açıkça söy-
lemek istiyorum: Türkiye’nin
benzer çevrelerinde yetişen
çocuklar, bugün itibariyle ül-
kemizin Boğaziçi, ODTÜ,
İTÜ veya benzer saygın üni-
versiteleri yanında, dünyanın
birçok gelişmiş ülkesinde
yüksek lisans ve doktora eği-
timlerini sürdürüyor olmalılar.
Yine bu son öngörümden ha-
reketle, yakın bir gelecekte bu
neslin yazdığı romanları, se-
naristliğini yaptıkları filmleri
seyretme zamanının geldiğini
söylemek, bir kehanet olmasa
gerek.
EğerTürkiye gerçeğini biraz
anlama ihtiyacı duyuyorsak,
bu dip dalganın doğru analiz
edilmesi gerektiğini düşünü-
yorum. Onları motive eden
gücün ne olduğu tam anla-
şılmadan, ülkemizde olup bi-
tenleri anlamamızın imkânsız
olduğu kanaatindeyim.
Yeni Türkiye kodlarının
doğru anlaşılması açısından,
yeri gelmişken söylemem ge-
reken birkaç husus daha var.
Benim de içinde bulunduğum
ve yukarıdaki öykülere benzer
deneyimlere sahip olan bu ne-
sil, son 15-20 yılda adeta bir
informal akademik kariyeri
başarıyla tamamlamış bulu-
nuyor.
Akademik terminoloji ile
ifade edilecek olunursa, sözü
edilen nesil, 28 Şubat’ta yük-
sek lisans düzeyinde bir eği-
tim aldı. 2002-2010 arasında
şahit olduğu olaylar -mesela
cunta ve darbe girişimleri,
Ergenekon soruşturması, Av-
rupa Birliği süreci, demokrasi
ve insan hakları tartışmaları,
vesayet girişimleri ve onların
savunucuları gibi- manzume-
si, bu nesle doktora düzeyinde
bir deneyim kazandırdı. Ar-
tık post-doktoral bir seviyeye
ulaşmış bulunan insanımız,
kendisi hangi mezhepten
olursa olsun, Alevilerin ka-
muoyuna yansıyan talepleri-
ni haklı bulmakta ve kendisi
hangi ırktan olursa olsun,
mevcut Kürt meselesini bir
demokrasi sorunu biçiminde
algılamakta, her iki konuda
atılacak olumlu girişimlerin
gönüllü destekçisi olacağının
açık işaretlerini vermektedir.
Bu arada, ülkemizin ge-
leceğiyle ilgili endişe duyan,
laiklik duyarlılığı yüksek çev-
relerdeki vicdan sahiplerine
hatırlatmak istediğim bir şey
var: Sizin rahatsız olduğu-
nuz şey, aslında tam olarak
muhafazakârlaşıyor olduğu-
muz olgusu” değil de, sanki
sözü edilen değerlerin hoy-
ratça sergileniyor olması gibi
geliyor bana. Bu değerlerin iyi
eğitim almış insanlar tarafın-
dan temsil edildiği görüldüğü
zaman, şimdi duyulan endi-
şelerin ne kadar yersiz oldu-
ğunun anlaşılacağını umuyo-
rum.
*
Bu yazıda geçen tüm olaylar ve ki-
şiler gerçektir.
Yaşadığımız asırda
,
düşük maliyetli mücadeleler daha
ağırlık kazanıyor. Fiilî savaşlara, başka çare kalmamışsa
başvuruluyor. Mesele bir milleti durdurmaksa, artık farklı
yöntemler kullanılıyor. En belalısı, en zor teşhis konulanı,
en tedavisi zor olanı da kurdun gövdeye düşürülmesi biçi-
minde icra ediliyor.
Birileri istemese de
millet ayağa kalkacak