57
mart
2014
30
Mart
haber
ajanda
ÜRKİYE’
yi sarsan 17
Aralık operasyonu sonrası
internet ve sosyal medya
üzerinden toplumsal pa-
radigmayı hiçe sayan bir
savaş veriliyor. Her gün,
taraflardan birinin aktör-
lerine ait olduğu iddia
edilen yeni bir ses kaydı,
yeni bir telefon görüşmesi
veya meşhur tabiriyle
tapeler” video paylaşım
sitelerine ekleniyor ve
bu görüşmelerle tapeler,
Twitter üzerinden hızla
yayılıyor. Hiç şüphesiz
sosyal medya ve internet
üzerinden bu kayıtları
yayınlayanlar, toplumsal
algıları kendi lehine çevir-
meyi amaçlıyorlar. Öyle
anlaşılıyor ki bu kayıtlar,
seçimlere kadar yayınlan-
maya devam edecek.
Kayıtlar üzerinden
kanaatler etkilenmeye
çalışılırken, kayıtların
doğruluğu ya da yanlışlığı
da yine medya üzerinden
tartışılıyor. Her medya
grubu, karşıt grubun
Doğru” dediği kayıtların
montaj ve uydurma
olduğunu birtakım argü-
manlarla gazete sayfaları
ve televizyon ekranla-
rında ispata çalışıyor ve
bunu yaparken de kendi
tezlerini destekleyen ses
kayıtlarının doğruluğunu
-
yine birtakım argüman-
larla- kanıtlamaya çaba
sarfediyor. Üstelik teknik
bilgi ve detay gerektiren
konular bile bir uzman
edasıyla anlatılıyor. Yani
ekranlarda boy gösteren
gazeteciler, polis, savcı,
hâkim, siyaset uzmanı,
ses mühendisi, kurgu ve
montaj dehası edasıyla
gündemi değerlendiriyor,
gazetecilik dışında her
şeyi yapıyorlar.
Peki, bu niçin böyle?
Belki de işlerini yapması
gerekenler işlerini yap-
madıklarında, gazeteciler
her işi yapmaya kalkışı-
yorlar. Ya da gazetecilerin
gazetecilik yapma gibi
bir derdi yok. Onların tek
derdi var, o da kendi yayın
politikaları doğrultusunda
desteklediği politik tez-
leri kamuoyunda hâkim
kılma isteği. Yani kendi
tezlerini rasyonalize
ederek kamuoyuna sun-
mak ve bunun üzerinden
kanaatleri kendi lehine
çevirmek.
dalgalar durulduğunda,
kazanan ve kaybeden
belli olduğunda, herkes
bir bakacak ki, aslında bu
süreçte en büyük zararı
gören “mukaddesat”. Evet,
en büyük zararı mukad-
desat görüyor. Çünkü
tarafların sahip olduğu
yerel ve ulusal ölçekli
iddialar, tarafların lider-
lerine yüklenenmisyon,
taraflarınmüntesiplerinin
söz ve eylemleri, bir şekil-
de milletinmukaddesatıy-
la doğru orantılıdır.
Bu süreç durulduğun-
da, mukaddesatı referans
alan ideal iddialarla yola
çıkacak her yeni oluşuma,
yine mukaddesatı refe-
rans alarak yolda yürüyen
her sosyal ya da siyasî
yapıya seküler iddialar
taşıyanlar, yaşananları
hatırlatacak ve mukadde-
sata bir kara da onlar çala-
cak. Umumiyle bu savaşın
tüm taraflarına, hususiyle
de bu savaşın en şiddetli
şekilde yürütüldüğü
medyaya şunu söylemek
gerekiyor: Mukaddesatın
zarar gördüğü her anda,
bunun vebali sizin üzeri-
nizde olacaktır.
Televizyonlar ve gaze-
telerde durum bundan
ibaretken, asıl savaş
internet ve sosyal medya
özellikle Twitter- üzerin-
den yürütülüyor. Twitter
üzerinden yayınlanan
ses kayıtları ve adlî kayıt
olduğu iddia edilen dokü-
manlar, her gün yeni bir
versiyonuyla dolaşıma
sokuluyor. İnternet ve
Twitter’de dolaşıma sunu-
lan her kayıt sonrasında
yorumlar ardı ardına
geliyor. Kayıtları yayınla-
yanlara sövüp sayan veya
alkış tutanlardan tutun da
içeriğini ayet ve hadislerle
yorumlayanlara kadar bir
sürü tepki veriliyor. (Ayrı-
ca takipçileri 100 binleri
aşan, takma isimlerle twit
atarak gelişmeleri yorum-
layan, birbirinin karşıtı
onlarca Twitter hesabı
mevcut.)
Komple teorilerini
aratmayan, ama her oku-
yanın “Acaba gerçek mi?”
dediği yorumlar dudak
uçuklatan cinsten. Tüm
bunlar olurken, her yeni
gelişmeden sonra herkes
Bu iş nereye gidiyor? Bu
savaşı kim kazanacak?”
diye kendine sormadan
edemiyor. Bence burada
Kim kazanacak, kim kay-
bedecek?” sorusundan
çok asıl soru şu: “Bu geliş-
melerden en büyük zararı
kim/ne görüyor?”
Bu soruya aslında her-
kesin bir cevabı var. Bazıla-
rı ekonomiyi işaret ediyor,
bazıları en büyük zararı
masumAnadolu insanı-
nın göreceğini belirtiyor,
bazıları tarafların hepsinin
zarar gördüğünü söylüyor,
bazıları da en büyük zararı
-
tarafların kendilerinin
var olma sebebi olarak
gösterdikleri- ontolojik
misyonun en büyük zararı
göreceğini dile getiriyor.
Bu cevapların hepsi, kendi
iç tutarlılıkları ve cevabı
verenlerin yaklaşım tarz-
larına bağlı olarak haklılık
arz ediyor. Fakat bence bu
sorunun cevabı bunların
hiçbiri değil.
Öncelikle şunu belirt-
mekte fayda var: Ortaya
çıkan durumun vahame-
tine binaen, artık kişilerin,
grupların ya da tarafların
çok bir önemi olmadığını
söylemek gerekiyor. Çün-
kü süreç sonuçlandığında,
ORTAYA
çıkan durumun vahametine binaen, artık kişilerin,
gruplarınyada taraflarınçokbir önemi olmadığını söylemek
gerekiyor. Çünkü süreç sonuçlandığında, dalgalar duruldu-
ğunda, kazanan ve kaybeden belli olduğunda, herkes bir
bakacak ki, aslında bu süreçte en büyük zararı gören “mu-
kaddesat”.
kimezararverdi?
T
17
Aralıkdepremi ençok
Aytekin Atasoyu