55
mart
2014
Bu doku uyuşmazlığının nedeni, “Urbanca”
düşünmenin kodlarında yatar.
Urban, Batı olgusunun müşahhas halidir.
Bizim başarılarımızı, aydınlık kuşağımızı
yok saydırma adına bir oyundur Urban. Ve
Doğu’nun aydınlık kuşağına karşı kurgulan-
mış başarılı bir illüzyondur.O nedenle kaçı-
nılmaz bir gerçektir bu doku uyuşmazlığı.
Urban, Batı dünyası, Batılı olma başarı-
sıdır. Urban, Batılı olanın başarılı olacağı,
başarılı olmak için Batılı olmanın gerekli
olduğu algısı/yanılgısıdır. Urban, beceriksiz
Doğulu algısını fert fert işleyen efsundur.
Bir hokkabazın hilesidir urban. Kılıcını ku-
şanmış şekilde batıdan üstümüze gelen ilk
ordunun mimarı, Batı’yı senin medeniyeti-
ne karşı kenetleyen teorinin duvar ustasıdır.
Urban, ezelde başlayan Doğu düşmanlığı
ve ebede kadar sürecek olan Batılı olmanın
şuur(suzluğ)udur.
Fark: Biz ve onlar
Unutmamalıyız ki,Doğu ve Batı arasında
bir ayrılık noktası vardır,fark vardır.Ezelden
ebede bir farklılıktır bu. Kontrast farkı, ton
farkı, renk farkı, koku ve ahenk farkı, yön
farkı,cennet ile cehennem farkı…Aşk ve aş-
kınlık bizde farklı, onlarda farklıdır. Âşık ve
maşuk, can ve canan bize göre farklı, onlara
göre farklıdır. İbrahim ve Azer arasındaki
fark gibi farktır. Azer ki babadır İbrahim’e
ve isminin manası ateş olan bir babanın oğ-
ludur İbrahim. Günün birinde mühendisi
Urban olan mancınıklar yaptırıldı ve ateşin
ortasına attılar İbrahim’i yakmak için. Top-
raktan yaratılan İbrahim’de yakacak bir şey
bulamadı Azer’in ateşi. Ateş ki ateşinden,
toprak ki toprağından yaratılmışlar vardır;
toprak ile ateş arasındaki fark kadar farktır
Doğu ile Batı arasındaki fark. İbrahim’de
ateş nasıl bir şey bulamadıysa,onlar da bizde
yakacak bir şey bulamaz hiçbir zaman.
Biz ve onlar, farklıyızdır. Biz öyle bir me-
deniyetin evlatlarıyız ki, bize şehir denil-
diğinde bir fikrin ışıldadığını görür bütün
melekler. Hem mahiyetini, hem muhitini
anlarız. Bize şehir denildiğinde bir dost, bir
sevgili, bir yoldaş veya karındaşımızı anlarız.
Ve medeniyet şarkılarının ortasında kalırız
adeta.
Biz öyle bir medeniyetin evlatlarıyız
ki, her gündoğumu, İber Yarımadası’nda,
Gırnata’nın dar sokaklarında sükûnetle gez-
diririz kalplerimizi, Afrika’nın kaderi siyah,
gözleri elmas, karnı aç çocuklarına ana gibi
örtü oluruz biz. Filistin’de mazluma cesaret,
Yemen’de yetim düşen Zahide’nin gönlüne
merhemizdir. Ya da bir kavganın orta ye-
rinde kalır, Hüseyin oluruz. Damburanın
tellerinden biri de biz oluruz, bozkırda artık
koşmayan atlara fer olmak için. Oğuz’un
sesine karışıp, Kürşat’ın yanında duran kırk
yiğitten biri oluruz.
Biz, hangi camiye girersek girelim, ya
Sultan Ahmet’in avlusunda, ya Selimiye’nin
kubbesinin altında, ya Doğu Türkistan’ın
yetim şehri Kumul’daki Iydgâh Camii’nde
hissederiz kendimizi ya da Süleymaniye’nin
harcına karışan bir mücevher oluruz. Eyyüp
Sultan’ın dizi dibinde oturur gibi otururuz
her seferinde.Her kayboluşta Tanrı dağları-
nın eteklerine kurulu hüzün şehri Kaşgar’da,
Abak Hoca’nın türbesinde ya da kilit vuru-
lan başka bir caminin kapısının önünde bu-
luruz kendimizi. Kurtuba Kütüphanesi’nde
bir kitap gibi, Fatih Kütüphanesi’nde bir
evrak gibi tozlu raflarda yükü ağır, emaneti
kıymetli sayfalara karışırız toz gibi.
Mutluluğun Yolu”nu Yusuf Has
Hacib’ten dinlerken, Kaşgarlı Mahmut’tan
Divan”ını öğreniriz. Tumaklarıyla sokak-
larda yürüyenlere karışır, kırmızı tombul
yanaklı bir çocuk da biz oluruz. Esaretin
mahsunlaştırdığı, özgürlüğe susamış bir ço-
cuk gibiyizdir biz...
Bugün
Bugüne gelecek olursak…Artık ay doğu-
yor bu topraklarda bir kez daha. Şehirler yol,
kıyamda bekleyen gönüllerse göz kenarları-
na toplanıyor.Urbanca bir dünyanın uzağın-
da pak ve parıldayan bir akış başladı.Mecra-
sına akan aydınlık,“Veda Tepesi”nden zihin
dünyamızın üzerine doğuyor an be an. Neşr
oluyor tüm diplerine kaygının ve karartının.
Ay ışığı haşroluyor meftunların avuçlarında,
yedinci tabakasına yükseliyor göğün. Rah-
met damlacıkları halinde toprağa iniyor her
duası meftunların. Gölge gölge dizili ablu-
kalar ise sönüyor tek tek. Bir hamiyet filizle-
niyor bu topraklarda ve yağmur, bir enkazın
tozunu toprağına kalbediyor...