49
mart
2014
seçmen, “ekonomik istikrar” ve “demokratik
güven” adresi olarak AK Parti’yi benim-
semiş, ancak “AK Partili” olma kıvamına
henüz gelmemiştir. Sadece, ekonomik istik-
rarsızlık ve demokratik güvensizlik isteme-
mektedir. Bu yüzden alternatifsiz tek adres
olarak AK Parti’yi ve tabiî ki lider Recep
Tayyip Erdoğan’ı görmektedir.
Nitekim genel seçimlerdeki oy ile yerel
seçimlerde alınan oy arasındaki oy yüzde-
liğinde olan fark da bu seçmen kitlesinin
pozisyonunu bize çok net hatırlatmaktadır.
Bu bağlamda kararsız seçmenin Gezi olay-
larından ve 17 Aralık’tan kaynaklı bir sar-
sılma yaşamadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Cemaat-Hükümet arasındaki hesaplaşmayı
da bu kitle sadece izlemektedir.
Fakat Sayın Başbakan’ın “istiklal ve istik-
rar” üslubu (açık tanımlar yapmadığı için),
kararsız seçmeni psikolojik olarak germek-
tedir. Çünkü başta kararsız seçmenlerde gö-
rülen genel seçmen psikolojisi, “ekonomik
istikrar” ve “demokratik güven” noktasında
yakın bir tehlike olarak istikrar ve istiklal
krizi görmemekte, 17 Aralık’tan bu yana
yaşananları da gücü elde tutmak için rutin,
politik taktikler olarak değerlendirmektedir.
Tüm kaset tartışmaları, hatta her türlü
kaset, suikast ve benzeri provokasyonlar
bile AK Parti algısını 30 Mart’a kadar de-
ğiştirmeyecektir. Çünkü kararsız seçmen ve
genel anlamda seçmen psikolojisi, gerçek is-
tikrar ve istiklal krizini ancak günlük hayata
yansıyınca ve sosyal parçalanma başlayınca
kabul eder. Bugün bu kriz, tüm olup bitene
rağmen “yakın tehlike”olarak yaşanmamak-
tadır. Dolayısıyla yakın gündem olan darbe
teşebbüsünü “yakın kriz”olarak gören kimse
yok. Psikolojik gerginliğin gölge oyunu olsa
bile seçmen sakin. Bu nedenle seçmen ol-
mayan, krizi kendi elleriyle 30 Mart’ta oluş-
turmayacaktır.
AK Parti’yi bu aşamada cezalandırmanın,
kendi kendisini cezalandırmak olduğunun
herkes farkındadır. AK Parti de şundan
emin: Gerçek istikrar ve istiklal krizi, ancak
günlük hayata yansıyınca ve sosyal parça-
lanma başlayınca seçmende karşılık bulur.
Peki, kararsız seçmen “Kral çıplak!” de-
mediği halde, Başbakan neden “Devlet çıp-
lak dedirtmem!” kararlılığında bir “istikrar
ve istiklal” savaşı başlattı?
Başbakan: Tek tabanca
AK Parti, 17 Aralık’tan bu yana geldiği
noktanın tek sorumlusunun kendi oldu-
ğunun farkında. Bugün AK Parti’yi ele
geçirme, olmadı kapatma, dahası Recep
Tayyip Erdoğan’sız Türkiye’yi dillendiren
neredeyse her çevre ve kişi, aslında Recep
Tayyip Erdoğan’ın kendi elleriyle bir yerle-
re taşıdığı, sahiplendiği, kolladığı çevresi ve
camiası tarafından terk edildiğine tanıklık
ediyor. Yani bir ihanet var, ama bu ihanet,
Türkiye’nin değil, Sayın Başbakan’ın iç so-
runu olarak görülüyor.
İstikrar düşmanı olarak her zaman ve
koşulda “faiz lobisi” kodunu giren Başba-
kan, ilk defa istiklal düşmanı olarak “vaiz
lobisi”ni adres gösteriyor. Faiz ve Vaiz…
Sanırım “Kafiye olsun” diye bulunmuş bir
tekerleme değil bu. Bu, büyük bir final, bir
iç ve dış hesaplaşma... Bu, “Ölmeden önce
ölünüz”tavsiyesine uyarak bir gözden geçir-
me ironisi ve bu, Başbakan için büyük bir
politik iç hesaplaşmadır.
Sayın Başbakan’ın istikrar ve istiklal ta-
nımı nedir bilmiyorum; ama hatırlatmak
isterim ki, istikrarın garantisi “kararsız seç-
men”, devletin istiklali ise “Recep Tayyip
Erdoğan’ın kararlılığı”dır. Bu ikisi yer değiş-
tirirse, “Kral çıplak!” denilmesin diye “Dev-
let çıplak!” demek zorunda kalınacaktır. Bu
da 2023 tarihini “yeni Türkiye”nin başlan-
gıcı değil, “yeni AK Parti” arayışının (belki
bu arayış başka bir siyasî hareket arayışı ola-
caktır) başlangıcı olacaktır. 30 Mart sabahı,
yeni” arayışların uyandığı sabah olacaktır.
30
Mart uyanışı
2023’
e kadar AK Parti, yeni Türkiye’nin
kurucusu olarak, sonrasına ilişkin yaklaşı-
mı ile “kurucu parti” iddiasıyla adeta CHP
gibi davranırsa eğer, 2023 tarihinden he-
men sonra AK Parti’nin kontrolünde veya
dışında yeni bir dönem/arayış başlayacak-
tır. Bu yeni dönemde önderler ve mirasçı-
lar esinlemesi ve beslemesine sığınan yeni
İslamî hareketler” doğabileceği gibi -yani
yeni politik dindarlık eskizleri çalışılabile-
ceği gibi-, bu tamlamanın/ tamamlamanın
hareket kısmında sol-sağ orijinlerinden
devşirilmiş “kutsal hareket” jargonlu ama
modern-laik genç siyasetçilerden oluşan
bir ikinci Cumhuriyet hareketi de doğabilir.
Daha açık ifade ile 17 Aralık sonrası, yakın
gündem olarak Cumhurbaşkanlığı ve genel
seçimler konuşulacaktır ve Erdoğan’sız AK
Parti ihtimali, uzak tehlike olarak “sadece”
beklenecektir. Ancak uzak gündem olacak
Yeni Türkiye için yeni AK Parti”arayışları,
kısa sürede Nurculuk-Milli Görüş zemini
dışında politik dindarlık kurmaya aday iki
hareketle karşılaşacaktır: Laik İslamî hare-
ketler ve muhafazakâr ulusalcılık...
Nurculuk, laik İslamî harekete evrilebilir
ve Milli Görüş de muhafazakâr ulusalcılığa
dönüşebilir. Çünkü Nurculuğun ana gövde-
sini oluşturan Fethullah Gülen liderliğinde-
ki hareket, 30Mart sabahı ancak “laik”alana
sığınarak varlığını sürdürebilecektir. Milli
Görüş zemini ise (siyasal temsilcisi Saadet
Partisi olsa bile), ulusalcı misyona sahip çı-
karsa, AK Parti’nin zemin kaymasını engel-
leyecektir. Bu ihtimal, “uzak gündem, yakın
tehlike” olarak not alınmalıdır.
Dolayısıyla 17 Aralık, gerçekten bir “is-
tikrar ve istiklal” mücadelesinin zaman tü-
neli olmaktadır. Sayın Başbakan’ın “Hoca!
Ülkene gel, iktidara talipsen partini kur ve
yüreğin yetiyorsa meydanlara in!” çağrısı,
aslında politik değil, “tarihî” bir çağrıdır.
Tam da bu noktada, bu çağrının içinde bir
risk var: Tarihî çağrı, tarihin çağrılması ile
sonuçlanabilir.
Ne demektir “tarihin çağrılması”, “Politik
dindarlığın tarihteki tecrübesi, 30 Mart’ta
tekerrür etsin” demektir. Politik dindarlı-
ğın ruhuna “Geldiysen üç kere vur!” seansı
düzenlemektir. Doğrusu büyük bir özgüven
gösterisi ve uzak gündemleri yakın tehlikeye
dönüştürebilecek bir “akıl ruleti” oynamak-
tır.
Seçmenin, “ekonomik istikrar” ve “de-
mokratik güven” krize girmedikçe AK
Parti’den vazgeçmeyeceği ortadayken ve
duygusal açıdan kimsenin aklına Fethullah
Gülen-Recep Tayyip Erdoğan düellosu
gelmezken, yaşananlara Sayın Başbakan’ın
istikrar ve istiklal savaşı” stratejisiyle yak-
laşması, Türkiye’nin yeni hareketlere gebe,
hatta belki doğuma hazırlandığı anlamına
gelmektedir.
Türkiye, 31 Mart sabahına sivil ve ideolo-
jik yeni hareketlerin kararlarının alınmasıyla
uyanabilir.AK Parti, yapacağı operasyonlar-
la sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel
seçim için işleri yola koymakla kalmayacak,
birçok yeni irade ve hareketin yola çıkma-
sına da sebep olabilecektir. Yola çıkacaklar
içinde yine “İslam” öznelliğindeki hare-
ketler dikkat çekecektir. Uzak gündemi bu
hareketler belirleyecektir. “Başbakan, kendi
elleriyle “yeni” sıfatı taşıyan hareketleri te-
tiklemiştir” diyebiliriz. Bundan bizzat AK
Parti etkilenecek mi, bunu 31 Mart sabahı
göreceğiz...