45
mart
2014
tehlike” olarak yaşanmamaktadır. Dolayısıyla yakın gündem
olan darbe teşebbüsünü “yakın kriz” olarak gören kimse yok.
Psikolojik gerginliğin gölge oyunu olsa bile seçmen sakin.
Bu nedenle seçmen, olmayan krizi kendi elleriyle 30 Mart’ta
oluşturmayacaktır.
***
AK Parti, 17 Aralık’tan bu yana geldiği noktanın tek sorum-
lusunun kendi olduğunun farkında. Bugün AK Parti’yi ele
geçirme, olmadı kapatma, dahası Recep Tayyip Erdoğan’sız
Türkiye’yi dillendiren neredeyse her çevre ve kişi, aslında
Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi elleriyle bir yerlere taşıdığı,
sahiplendiği, kolladığı çevresi ve camiası tarafından terk
edildiğine tanıklık ediyor. Yani bir ihanet var; ama bu ihanet,
Türkiye’nin değil, Sayın Başbakan’ın iç sorunu olarak görülü-
yor.
***
Nurculuk, laik İslamî harekete evrilebilir ve Milli Görüş de
muhafazakâr ulusalcılığa dönüşebilir. Çünkü Nurculuğun ana
gövdesini oluşturan Fethullah Gülen liderliğindeki hareket,
30
Mart sabahı ancak “laik” alana sığınarak varlığını sürdü-
rebilecektir. Milli Görüş zemini ise (siyasal temsilcisi Saadet
Partisi olsa bile), ulusalcı misyona sahip çıkarsa, AK Parti’nin
zemin kaymasını engelleyecektir. Bu ihtimal, “uzak gündem,
yakın tehlike” olarak not alınmalıdır.
riyetin reel politikasına tarihî dokunuşlar
yapma potansiyeli taşıyan AK Parti’nin 17
Aralık’tan bu yana yaşadıkları, aslında poli-
tik dindarlık geleneğinin klasik bir örneğine
daha tanık olmaktan ibarettir.Yani tarih, te-
kerrür etmektedir.
El-Cemaat’in
üstlendiği vazife
Vaaz dilinin orijinine edebiyatı koyarak
duygusal iklim oluşturan, tarihsel rolünü
Osmanlı Sünniliği ekseninde geliştiren,
devlete dinin hizmet etmesini amaçlayan
Anadolu milliyetçiliğini yerleştiren ve se-
çilmişlik modunu her zaman rüya-menkıbe
serisine bağlayan Fethullah Gülen’in otuz
yıldır kendini tekrar eden bu anlayış ve tutu-
mu bilinirken, AK Parti’nin, kendi nezdin-
de maksadını aşan algı içinde sahiplenilmesi
sebebiyle “teknik bir hata”dan çok, tarihten
ders alınmamasının bir sonucu olarak şim-
dilerde ağır bir bedelle tasfiye edilmeye çalı-
şılması bir ironidir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın, meydanlarda
Ya eski Türkiye, yeni Türkiye!” hatırlatması
AK Parti’yi yeni Türkiye’nin kurucusu ilan
ederken ve kararsız seçmenleri elde tutmak
isterken, MİT, HSYK ve dershane gibi
konularda aldığı tedbirler sebebiyle yeni
Türkiye’nin CHP’si gibi “jakoben” bir nite-
lik kazandığı ileri sürülmektedir. Kuşkusuz
bu algı yönetiminin liderliğini Cemaat (be-
lirli bir cemaat anlamında, doğru tanımla
El-Cemaat), üzerine vazife bilmiştir.
AK Parti “saflık ve aldanmışlık” duygusal
zekâsı içinde yorum yaparken, aslında sivil
alan ile resmî alan sınırı noktasında tarihteki
tecrübeleri unutması sebebiyle devletin dal-
gınlığına sebep olmuştur. Çünkü Anadolu
tarihi, sivil alanla resmî alan arasındaki çiz-
giyi belirsizleştiren güce talip gönüllü hare-
ketlerle doludur.
Nitekim millî iradeyi temsil ve devletin
yönetme tekniğinin özü olan “kayıt dışı-
örtülü yönetme” sorumluluğu bir makam-
da bulunan Sayın Başbakan’ın, aklınıza
gelebilecek her türlü siyasî, ticarî, kültürel
ve psikolojik ilişkileri varken, her an ve her
türlü karar ve de talimat ağı içinde “İzahı,
devlet sırrını ifşa olur” naifliğinde bağlan-
tılar kurarken beklenmedik bir anda “yatak
odasının kapısının kırılması gibi” yakalayıcı
darbeye maruz kalması ve bunun fetvasının
bir “hoca”tarafından verilmesinin bir anlamı
var: “Politik dindarlık böyle bir şeydir…”
Başbakanlık’a
dublör olma girişimi
Güce talip sivil hareketler, güçle bulu-
şunca kimyası bozulan gönüllülük iklimi-
nin tecrübesizliği ile devletin tecrübesine
çelme takan yersiz hareketlere dönüşebilir.
Bunu devlet arşivi ve tarih sayfaları müker-
rer şekilde kaydetmişken, Sayın Erdoğan’ın
ustalık döneminde çırak çıkma ihtimali
olan kolektif eyleme maruz kalması, aslında
beklenen”bir şeydi.Çünkü gücün etrafında
örgütlenen insan psikolojisi aynıdır: İster bir
sivil yapı içinde olsun, isterse parti içinde, bu
psikoloji gücü kontrol etmek ister.
Fethullah Gülen’in ticaret, siyaset, kültür,
dış politika ve iktidara bakışı, tutumu ve
hesabı otuz yıldır hiç değişmemiştir. Yani
Hoca, son olaylardaki duruşuyla kimseyi
hayal kırıklığına uğratmamıştır. Burada dal-
gınlığa kapılan kişi, Sayın Başbakan’ımızdır.
Bu dalgınlığın sebebini kuşkusuz en iyi
bilen ve gereğini yapacak olan da yine
Başbakan’dır.
Fethullah Gülen’in gücünü oluşturan
sivil, medya, resmî tüm organlar ve doğal
üyelerinin 17 Aralık’tan bu yana kullandık-
ları dil, taktik ve anlayış on yıldır hep vardı.
Üstelik tutumlarında gayr-i meşru olan bir
şey de yoktu. Güce taliptiler ve gücü kont-
rol için oyunun kuralına göre oynuyorlardı.
El-Cemaat’in tek hatası, 2011’den sonra rol
çalmak gibi, biraz da gücü kontrol edecek
kapasitede olmadıkları için, Başbakanlık
makamının dublörlüğüne soyunmalarıdır.
Kuşkusuz Sayın Başbakan’ın birkaç yerde
dublör kullanması (Ergenekon operasyonu
gibi), devlete sızma rollerine kapı aralamış-
tır. Bu, bir tecrübedir tabiî. Ancak politik
dindarlık tecrübesinin bir de devlet içindeki
örgütlenme noktasında tecrübesi vardır ki,
AK Parti “saflık”ve “aldanmışlık”olarak altı-
nı çizdiği reele dikkatlice bakarsa,bu yüzleş-
menin bir de kendi içinde çözmesi gereken
tarafını da fark edecektir: Örtülü yönetimin
deşifre olması...
Halkın bilmemesi gereken “örtülü yöne-
tim” geleneği 17 Aralık’la birlikte deşifre
edilmiştir. Yolsuzluk resmiyle “Kral çıplak!”
iddiasında başlayan operasyon,montaj kaset
tekniğiyle “Devlet çıplak!” noktasına taşın-
mak istenmektedir.
Çıplakolankralmı,
devletmi?
Bir başbakan, devletlerin her zaman örtü-
lü ödenekleri gibi örtülü yönetimlerinin de
olduğunu,devletin bilgisi ve korteji eşliğinde
bu örtülü ödeneği ve yönetimi gerçekleştir-
diğini izah etmek durumunda kalacağı anlar
yaşayabilir. Nitekim Sayın Başbakan’ın oğlu
ile yaptığı görüşmelerdeki kareler (montaj
yöntemiyle deşifre edilmiştir), aslında izahı
çok kolay yapılacak bir örtülü yönetim ör-
neğidir. Ancak bu izah, “devleti halkın ara-
sında çıplak gezdirmek” gibi kendini, yani
toplumu aşağılamak anlamına geleceğinden
Başbakan, gerçeği bizlerle paylaşmayacaktır.
Muhalefet ve hatta devlet tecrübesi,Sayın
Başbakan’ın zor durumda kaldığını bilmek-
tedir. Ancak bu zor durum, ahlakî bantta