44
mart
2014
Başbakan’ın “politik dindarlık ifşası” sonucunda, son elli
yılın “İslamî Hareket/ İslamcılık” bağlamındaki birikim, kendi
bağlamından koparak kayıp zamanlar tüneline girecektir.
Neden? Devletin geleneği ve örtülü yönetimin (örtülü ödenek
demiyorum) bekası için... Bu durumda yapacak bir şey yok;
bu bir tercih, bir sorumluluk… Bu, dünyada ve ahirette hesabı
verilecek, kişiye özel bir karardır ve Başbakan da kararını
vermiş, devletin örtülü yönetimini ifşa etmek yerine politik
dindarlığı ifşa etmeyi tercih etmiştir.
***
AK Parti’nin iç hesaplaşma ve özeleştiri yapması gereken bu
aşamada ilk hatırlaması gereken, stratejik seçmen profilinin
kararsız seçmen olduğu gerçeğini tekrar gündeme almaktır.
Yani AK Parti, “kurucu seçmen” diyebileceğimiz kararsız
seçmenin geçmiş seçimlerde aldığı rolü güncellemelidir. 30
Mart seçimlerindeki vicdan ve avantaj, bu kararsız seçmen
kitlesidir.
***
Tüm kaset tartışmaları, hatta her türlü kaset, suikast ve
benzeri provokasyonlar bile AK Parti algısını 30 Mart’a kadar
değiştirmeyecektir. Çünkü kararsız seçmen ve genel anlamda
seçmen psikolojisi, gerçek istikrar ve istiklal krizini ancak
günlük hayata yansıyınca ve sosyal parçalanma başlayınca
kabul eder. Bugün bu kriz, tüm olup bitene rağmen “yakın
Kapak 2 Dosyası
haber
ajanda
Modern zamanlar sonrası hayatın için-
de ve tarihin akışında yer alamayan, dejavu
yöntemiyle geliştirilmiş “kutsal zamanlar
tünelinde” kulluk serası kuran tarikatların
ve onları besleyerek iki alanda da hâkimiyet
sağlamak isteyen devlet aklının çatışmasın-
dan doğan krizler,sahne önünde politik rant
ivmesi, sahne arkasında ise zihinsel travma-
larla sonuçlanan “kayıp zaman” ile sonuç-
lanmaktadır.
Kayıp zaman, çoğunlukla “kayıp lider”
metaforuyla umuda çevrilerek, kulluğun
yara almış yanlarındaki acı dindirilmeye
çalışılmaktadır. Nitekim “kurtarıcı” arayışı
ve Mehdi beklentisi, kayıp zamanın telafisi
için beklenen lider anlayışını ifade eder. Bu
beklenti, politik dindarlığın en etkileyici ef-
sanesidir.
Anadolu’da var olan ve yukarıda çerçeve-
sini çizdiğimiz bu tecrübeden yola çıkarak
İslam-devlet denklemine ilişkin entelek-
tüel açılıma ve en önemlisi yeni cumhu-
Fethullah Gülen’in tica-
ret, siyaset, kültür, dış
politika ve iktidara ba-
kışı, tutumu ve hesabı
otuz yıldır hiç değişme-
miştir. Yani Hoca, son
olaylardaki duruşuyla
kimseyihayalkırıklığına
uğratmamıştır. Burada
dalgınlığa kapılan kişi,
Sayın Başbakan’ımızdır.
Bu dalgınlığın sebebini
kuşkusuz en iyi bilen ve
gereğini yapacak olan
da yine Başbakan’dır.