39
mart
2014
plânlarını, “Lüsiferik İbrani aklı”nı ve şim-
dilerde adına finanskapital denilen “yüksek
maliye”sini, bir ortaklık potası içinde ele
geçirince baş edilemez bir canavara dö-
nüşmüştü. Onca memleketi envanterine
dahil etmiş olmasına rağmen Majeste ve
B’nai Brit lanetlileri arasındaki doyumsuz
ortaklık, son üç imparatorluk konusun-
da da sürdürülüyordu. Kolonyalist atak,
son demde üç beş sömürge kazanma te-
laşındaki Almanya ve İtalya’nın istekleri-
ne şiddetle karşı çıkılıyordu. Bu yüzden,
hava gergindi. Çok sürmedi ve bu gergin
havayla savaş tamtamları çalmaya başla-
dı. Devletler iki bölüme ayrıştı ve herkes
safını belirlemiş oldu. İttifak (Almanya,
Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve
sonra Osmanlı) ve itilaf (İngiltere, Fran-
sa, İtalya, Rusya, ABD, Yunanistan, Sır-
bistan…) devletleri böylece şekillendi. Ve
herkesin beklediği kıvılcım, 1914’te çaktı:
Habsburg Hanedanı’nın Veliahtı Ferdi-
nand, Saraybosna’da bir Sırp terörist tara-
fından vuruldu…Bu kurşunla birlikte dün-
ya için dört, bizim içinse sekiz yıl sürecek
savaş başlamıştı artık... “İçimizdeki Alman
Timi”nin oldubittisi ile girdiğimiz savaş,
İkinci Fetret”i performe etti. Yüz binler-
ce Anadolu evladı, maalesef ilk sadmede
yıkılmış olan devletin enkazı üzerindeki
birçok cepheye sürüldü ve “bahtsız ölü”ye
sunî teneffüs yapmaya girişti. Bu girişim,
dördüncü yılında ilk raundunu “ölüm ilânı”
ile noktaladı. Sonra kalp masajı dönemi-
ne girdik. Kuşa döndürülen devletin kök
hücresi, Anadolu’daydı ve kurulacak yeni
devletin kimler tarafından kurulacağı mü-
cadelesi başlıyordu şimdi. Yani yeni bir çe-
lebiler/ şehzadeler savaşının eşiğindeydik.
İkinci Fetret’inTimurlenk’i yıkımı bitir-
miş, inşaat alanını da prenslere bırakmıştı.
Daha önce belirtildiği gibi bu kapışmayı
İngiliz ve Alman ekolleri yaptılar.Araların-
da yerli bir damar yoktu, zira fikirler sava-
şında yerliliği temsil eden “Osmanlıcılık”ın
banisi Abdülhamit Han 1908’de hal edil-
miş, 1917’de de hayatını kaybetmişti.