33
mart
2014
duğunu gördük mü? Hayır, böylesi bir riva-
yet yok.Ordumuz Balkanlarda veya Avrupa
içlerinde belki 40 büyük savaş yaptı, hiçbi-
rinde Resulullah’ın (s.a.v.) savaşlara müdahil
olduğunu göremedik. Sadece Doğu’da, yani
dindaşlarımız ile savaşırken,O’nun “biz”den
taraf olduğunu gördük. Nasıl oluyor bu?
İsterseniz Yavuz Sultan Selim’in saltanat
kariyerini hatırlayalım.
Şehzade Selim, veliaht ilan edilmeye-
ceğini anlayınca asker toplayıp babası ile
savaşır, yenilir ve Kırım’a kaçar. Kayınpede-
rinden yardım alır, el altından payitahttaki
yeniçerilerin desteğini kazanır. İstanbul’da
ayaklanma çıkar ve Sultan Beyazıd, tah-
tı oğluna bırakmak zorunda kalır. Devrik
Sultan, henüz sürgün yolundayken her ne-
dense aniden hastalanıp ölür. Yavuz Selim
tarafından zehirletildiği de söylenir. Hatta
kimi rivayetlere göre babası, son nefeslerini
verirken kendisini öldürten darbeci oğluna
beddua eder.
Sonra diğer şehzadelerle mücadeleler
başlar. Sultan Selim, iki ağabeyi ve onların
oğullarını da boğdurur. Taht için rakipsiz
kalınca Doğu Anadolu’da beliren Safevi
tehlikesinin üzerine yürür. Müslüman ve
Türk olan Şah İsmail’i Çaldıran’da yener.
Ama artık doğuya değil, güneye ilerleyecek-
tir. Bu amaçla Suriye’ye yönelir. Savaşlar ne-
ticesinde oraları da fetheder ve ordu, niha-
yet Mısır’a doğru yürüyüşe geçer, Memlûk
Devleti ile ölüm kalım savaşına girilir.
Düşünün: “Halifenizle
savaşacaksınız…”
Şimdi kendinizi o dönemde yaşayan her-
hangi bir Osmanlı askerinin yerine koyun
ve üç beş yıldır ne yapmakta olduğunuzu bir
düşünün: Sultanınız önce babasıyla, ardın-
dan kardeşleri ve yeğenleriyle savaştı. Siz bu
savaşlarda kâh Yavuz Selim’den yanaydınız,
kâh öteki (!) Osmanlı’dan. İç savaş bitip de
taht sahibini bulunca, nihayetinde Sultan
Selim’in askeri oldunuz ve onun size göste-
receği hedefi beklediniz…
Alışılageldiği şekilde Balkanlar boyunca
küffarla cihat edeceğinizi zannederken yü-
zünüzü doğuya döndünüz.Dindaş ve dilda-
şınız olan Safevilerle savaşırken Balkanlar-
daki gibi bir coşkunuz yoktu. Ama aradaki
mezhepsel farklılıklar nedeniyle gazâ ruhu-
nuzu dem be dem kabartabildiniz. Zaten
siz bu konuda tökezleyecek olsanız, devreye
hemen birtakım fetvalar girdi, “Kızılbaşın
canı, malı, ırzı helaldir” dediler, siz de bunu
sorgulamaktan kaçıp savaşma motivasyonu-
nuzu diri tutmaya çalıştınız…
Derken Suriye’ye girdiniz ve şimdi de
Mısır’a doğru ilerliyorsunuz. Evvelce mez-
hepsel farklılık nedeniyle az çok zinde tut-
tuğunuz gazâ motivasyonunuz Sünni ve
Türk olan Memlûklar karşısında işe yara-
maz oldu…
Hani hep deriz ya “Yavuz Sultan Selim,
hilafeti Mısır’dan alıp İstanbul’a getirdi”
diye... Bu söz, o dönem itibariyle Osmanlı
askeri indinde şu demek: “Siz, artık sıradan
bir dindaşınızla değil, bizzat halifenizle sa-
vaşmaya gidiyorsunuz. Üstelik farkındası-
nız. Kâh Çaldıran’da ve Suriye’de savaştı-
ğınız, kâh Mısır’da savaşacağınız insanlarla
dininiz ve diliniz birken, sizin saflarınızda
on binlerce gayrimüslim asker var, onlar
devşirme yeniçeriler değiller,doğrudan doğ-
ruya Hıristiyan olan, sefer vakitlerinde asker
ve vergi veren Balkan eyaletlerinin askerleri.
Yani siz Sırplar, Bulgarlar, Rumlar, Romen-
ler vs. ile birlik olup yıllardır Müslüman
Türklerle savaşmaya devam ediyorsunuz ve
aynı paydaşlarınızla birlikte şimdi de Hali-
fenize karşı savaşacaksınız.”
Rahatça” savaşmak için
Sizce bu askerin savaşma azmi ne dere-
ce yüksek olabilir? Nitekim çöl misali fiziki
zorluklar da eklenince, savaşma iştiyakı dibe
düşen bu orduyu şevklendirebilecek yegâne
unsur kalmıştı. Ve o da kısa sürede keşfe-
dildi.
Evet, nihaî demde orduyu motive etme
görevi Halife’den de yüce olan Peygamber
Efendimize (s.a.v.) verildi. Ne pahasına?
Ümmetinin bir kısmı, ümmetinin diğer kıs-
mıyla rahatça savaşabilsin diye…
Miraçtayken Rabbine en yakîn olduğu
demde bile “Ümmetim, ümmetim…” diyen
bir Rahmet Abidesi, ümmetinin bir kısmını
arkasına alıp diğer kısmıyla savaşmaya gidi-
yor… Ne hazin bir iftiradır bu!.. “Ama” ile
başlayan itirazlarınızın artmış olması nor-
mal. Kendi kendinizi sorgulayın. O rivaye-
tin doğru olmasını neden istiyorsunuz?
Peygamber Efendimizin o günkü or-
dumuza kılavuzluk yapmış olduğu iddiası
hangi nefsanî duygularımızı kabartıyor?
Seçkinliğimiz elimizden kayıyor endişesiyle
mi rahatsızız? Yoksa ilkesel bir hakikat var
da bu hakikat mi ihlal ediliyor?
Rüyadanyakazatırak
heyecanlara
Dünü ve bugünü ortak kodlar üzerinden
Öteki müminlerle yapılan kavga kızıştıkça Peygamberin (!) dili cemâlden celâle, celâlden de tehdide dönüyor. Bu
esnada kamuya verilen mesaj bellidir: “Bana/bize düşmanlık edenler, aslında Allah ve Resulü’nün düşmanlarıdırlar.
Bizim gönlümüz geniş ama Resulullah’ı gücendiriyorlar, Gayretullaha dokunuyorlarlar” ve sair…