31
mart
2014
>> Buraya kadarki kısmın, yazı
bittikten sonra yeniden okunmasını
rica ederek “Hayat Kitabı”na yöne-
lelim…
Kur’an-ı Kerîm’de “Kıssaların en
güzeli” olarak vasfedilen Hazreti
Yusuf ’a (a.s.) dair anlatımda akle-
den muhataplara nice öğütler verilir.
Bunlardan biri de rüyalara dair.Hat-
ta öğüt değil, başlı başına bir emirdir
bu,doğrudan hükümbildirir:“Sakın
rüyanı kardeşlerine anlatma!..”
Üstelik hadislerden biliriz, rüya,
sadece sahibini bağlar, gören kişiye
uyarıcı, muştulayıcı bir kılavuzdur.
Herhangi bir rüya nedeniyle “Filan
işin suçlusu falancaymış”yahut “Rü-
yamda gördüm, bana şu kadar para
vermen lazım” gibi başkalarını bağ-
layıcı hükümler verilemez.
Nitekim ayetle gelen bu emri ha-
yat düsturu edinenlerimiz,rüyalarını
sadece ehline anlatırlar. Zira tabirci-
nin yorumları nedeniyle rüyaların
türlü şekillerde tezahür edebildikle-
rine inanırız. Ya da Yusuf kıssasında
açıkça örneklendiği şekilde, müjde
içeren rüyaları işiten kem kulakla-
rın, rüyayı gören kişiye hasetlenme-
sinden korkarız.
Kardeşlere bir şey
söylenmemişken…
Peki, rüyalar sadece bu ve benzeri
sebepler yüzünden mi “kardeşler”e
anlatılamaz? Bunun başkaca sebep-
leri de olabilir mi? İsterseniz, çoğu-
muzun hafızasında yer edinmiş olan
kamusal bir rüya ile bu sorunun ce-
vabını arayalım.
Rivayettir, Osman Gazi, bir gün
Şeyh Edebali’nin dergâhında uyur-
ken rüya görür.Şeyhin ve kendisinin
göğüslerinden taşan iki ışık birleşir
ve etrafı aydınlatmaya başlar. Şehir-
ler, beldeler, ülkeler bu nur ile ay-
dınlanırlar. Başka bir versiyondaysa,
iki nur birleşip çınar ağacına döner,
çınarın kökleri dünyayı sarıp sarma-
lamaya başlar. Nihayetinde Osman
Gazi uyanır, rüyasını şeyhine anla-
tır. Edebali der ki, “Senin ve benim
nesillerimiz birleşecek. Kızımla ev-
leneceksin ve sizin evlatlarınız üç
kıtada hüküm sürecek”.
Bahsedilen yorum kendini ger-
çekledimi?Evet…Bu rüya ilkolarak
kime anlatıldı? Kur’an’a ve Sünnet-i
Seniyyeye vakıf olan veli bir zata…
Peki o zat, Osman Gazi’ye “Rüyanı
sakın kardeşlerine anlatma!..” dedi
mi? İşte bunu bilemiyoruz.
Kesin olan şu ki, bizim neslimiz-
den 70 milyon “kardeş” bu rüyayı
her nedense biliyor. Listeye asırlık
atalarımızı, dedelerimizi de ekleye-
cek olursak sayı epey kabaracak gibi.
Peki, bu rüya ne vakit kardeşlere
anlatılmaya başlanmış? Kritik olan
soru bu…
Osman Gazi’ye nispet edilen bu
rüya, 13. asrın son çeyreğinde görül-
müş olmalı, ama tarihin kaydına ilk
olarak 16. asırda girmiş, niye acaba?
Gazi’nin rüyasını kim
anlattı?
Anadolu’daki iç karışıklıklar zirve
yapmış. Ankara Savaşı sonrasın-
da uzun süre başsız kalan ve fetret
dönemi yaşayan Osmanlı’ya karşı
eski beylikler bağımsızlıklarını ilan
etmişler. İyi kötü yeniden eski ni-
zamı tesis eden devlet, bu kez dini/
mezhepsel boyutları da olan sosyal
çalkantılarla sarsılıyor. Argümanlar
din üzerinden geliştikçe payitahtın
meşruiyeti de sıklıkla sorgulanır ol-
muş: “Niye ben veya filan değil de
falan kişi padişah olabiliyor? Bu iş
neden Âl-i Osman’ın hakkıdır da
benim değil? Nedir onları bizden
farklı kılan?..”
Bu noktada bir detayı hatırla-
makta fayda var. Ehl-i Sünnet’in
siyaset nazariyesi, yönetimin meş-
ruiyeti noktasında öncelikle şunları
talep eder: “Şura, seçim ve biat...”
Bugünün diliyle “parlamento, seçim
ve güvenoyu”... Haliyle devletin bir
numaralı makamının oğlu olmak,
kimseyi meşru yönetici kılmamakta.
Aynı konudaki ikinci nazariyenin
sahibi olan Şia gelenek ise bir detay
daha ister ve en tepedeki yöneticinin
neseben Ehl-i Beyt’ten gelmesini de
şart sayar.
Hâsılı, görülmektedir ki her iki
nazariye de saltanata geçit vermez.
Osmanlı Hanedanı’nın meşruiyeti
dini sahadan sorgulanınca, İslamî
kriterler Âl-i Osman için herhan-
Öyle ki, diğer tüm dinî
grup, cemaat veya olu-
şumlar 14 asır evvelin
Nebisine bağlıyken, bu
seçkin ağabeylerimiz,
kendilerini “güncel
Nebi”nin müminleri
addediyorlar.
sunuz? Resulullah’ı
(
s.a.v.) şahit tutarak,
kendisini/kendile-
rini, bırakınO’nun
halifesi olmayı,
bizatihi vekili ilan
ediyor.
***
Henüz
rastlanıl-
madı, ama bugidiş-
leyakındır. Harare-
tinyeterinceyük-
seldiği bir demde,
kimi rüyave temes-
süller bahane edi-
lerekResulullah’ın
direktifiymişçesine
infaz listeleri” dahi
kamuyla paylaşı-
labilecektir. Liste
elbette buadla de-
ğil, “Gayretullaha
dokunanlar” ve
benzeri patentli
olmak kaydıyla…
Üstelik bu listelerin
alıcıları takımelbi-
seli, eli kalemkâğıt
tutan, gazete okuru
insanlar olmaya-
caktır. Ortadoğu’da
siparişle iş gören
yığınla terör çetesi
var. Kimi Irak’tan
idmanlı, kimiyse
Suriye’den…
***
Ez-cümle,
aynı
dininmüntesipleri
birbirleriyle şuveya
bu sebeptendün
ve bugünmücadele
ettiklerinceyarın
da edecekler. Kâh
sırf dünyalıklar
yüzündenolacak
bu, kâhuhrevi kay-
gılar da taşıyacak.
Lakinhiç kimsenin
böylesi beyaz-gri-
kara iç kavgalara
MuhammedîRisale-
ti alet etmeyehakkı
yok. Zira paralel
devlet tehdidinden
daha büyük bir
sorunvar kapıda:
Paralel Risalet”...