29
mart
2014
başkasının kucağına düşmektedir.
Bu bakımdan güçlü bir ülke olabilme-
miz için, herkesin beklentisine cevap veren,
güçlü bir demokrasinin olması gerekir. An-
cak güçlü bir demokrasidir ki sistemi insa-
nileştirir. Bu da bu ülkenin gücünü daha da
arttırır.
Millî dayanışmanın
mükemmelliği için…
Güçlü olmanın ikinci şartı, millî daya-
nışmanın mükemmel olmasıdır. Bu da ülke
insanının aynı değerler etrafında birleşme-
siyle gerçekleşir. Bugün bu dayanışmanın
olduğunu söyleyemeyiz.Çünkü ülkemiz in-
sanının birleştiği değerler çok farklılaşmış-
tır. Her şeye rağmen en önemli değerimiz
olan din, eski birleştiriciliğini kaybetmiştir
ki bunun çok değişik nedenleri vardır.
Bu nedenlerin en başında siyasî ve sosyal
fikir ayrılıkları gelmektedir. Bu ülke insa-
nının çok büyük çoğunluğu, Müslüman
olmasına rağmen siyasî ve sosyal fikir ay-
rılıkları nedeniyle bir araya gelememekte-
dir. Öyle ki, bireysel olarak İslam’ı yaşama
gayretinde olan insanlar,mensubu oldukları
siyasî ya da sosyal grubun yönlendirici tav-
rıyla, olmaları gereken insanlarla bir araya
gelemezken, hiç olmamaları gereken insan-
larla bir araya gelebilmektedirler.
Kabul edelim ya da etmeyelim, siyaset
de, meşrepler de dinin önüne geçmiş du-
rumdadır. Öyle ki, çok yakın zamana kadar
İslam’a ve Müslümana düşman olan bazı
toplum kesimleriyle siyasî ya da sosyal kimi
Müslüman gruplar el ele, kol kola, sırt sır-
ta, kucak kucağa olabilmektedirler. Bu da
dinin, kimileri için en belirleyici değer ol-
maktan çıktığını açıkça göstermektedir.
Oysa bir topluluğu, kalabalığı, halkı mil-
let haline getiren “din”dir. Çünkü millet,
zaten dinî bir kavramdır ve İslam’a göre
esas olarak iki millet vardır: İslam milleti ve
küfür milleti...
Eğer ülkemizde İslam’ı temel ortak değer
olmaktan çıkaracak olursak, bir cihan dev-
leti bakiyesi olan bu toprakların insanlarını
hangi temel değer etrafında toplayabilece-
ğiz dersiniz? Dil mi, tarih mi, töre mi, etnik
köken mi? Takdir edersiniz ki bu değerlerin
hiçbiri, ülke insanını birleştirecek bir güce
sahip değildir.
İki yıl önce küçük bir ilimizde konferans
vermiştim. Konferanstan sonraki sohbet sı-
rasında, o küçük ilimizde 16 farklı etnisite-
nin olduğunu, 14 farklı dilin konuşulduğu-
nu söylemişlerdi. Demek oluyor ki sadece
iki etnik grup, köklerini unutmamalarına
rağmen ana dillerini unutmuşlardı. Durum
bu olunca, bu ülkede yaşayan insanların
tarihinin ortak olduğunu söyleyebilir mi-
siniz?
Örneğin, ülkemizde önemli bir sayıya
sahip olan laik dinin müminleri ile İslam’ı
din olarak kabul eden müminlerin Selçuk-
lu, Osmanlı ve Cumhuriyet’e bakışları aynı
mıdır? Nereden bakarsak bakalım, bu mil-
letin Alevi, Sünni,Türk,Kürt,Arap,Çerkez
ve Gürcü’sü ile ilâ ahir en değerli müştereği
dindir.
Bu bakımdan dinin en önemli ortak de-
ğer özelliğini kaybetmemesi için, özellikle
yönetimin ve değişik toplum kesimlerinin
çok dikkatli olması ve azamî gayret göster-
mesi gerekir. Aksi halde güçlü olamayız ve
güçlü olamazsak, bu topraklarda bizi kesin-
likle barındırmazlar. Bu gerçeği her zaman
göz önünde tutmalıyız ve hiç unutmama-
lıyız.
İnsanlarımızın her şeye rağmen en bü-
yük müştereği olan din birliğinin gücünü
koruyabilmesi için, herkesin inancı doğrul-
tusunda, hiçbir çekince duymadan, insanca
yaşayabilmesi gerekir. Aksi halde mezhep-
lere, meşreplere göre değişen bir din ortaya
çıkar ki, bu da dinin “müştereğimiz olma”
özelliğini zedeler, zayıflatır, tıpkı günümüz
Türkiye’sinde olduğu gibi.
İhtiyaç: Bilgi üretmek
Güçlü olmanın üçüncü şartı üretmektir.
Üretmeden güçlü olan hiçbir gelişmiş ülke
yoktur.Üretmenin ilk şartı ise, piyasa değeri
yüksek olan ya da -bir başka deyişle- evren-
sel değeri olan, gelişmiş ülke insanının da
ihtiyaç duyacağı şeyleri üretmektir. Evren-
sel değeri yüksek olan ve gelişmiş ülke insa-
nının da ihtiyaç duyduğu şey ise “bilgi”dir.
Biz, millet ve ülke olarak, evrensel değeri
yüksek olan ve gelişmiş ülke insanının da
ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretemiyoruz. Bi-
zim evrensel değeri olan üretimimiz ise,
ancak başkasının ürettiği bilgi ve teknolo-
jiye dayalı eşyayı üretmemizden ibaret. Bu
da bizi istediğimiz kadar güçlü yapamıyor
ve Batı’nın ayak oyunlarıyla baş edebilme-
miz için yeterli güce sahip olmamıza imkân
vermiyor. Bu yüzden Batı kaynaklı Haçlı
sürülerinin tezgâhlarına düşmekten kurtu-
lamıyoruz.
Bu konuda yapılacak iş, genç zihinlerin
bilgi üretmesine imkân verecek olan bir
eğitim sisteminin mutlaka devreye sokul-
masıdır. Bu da kitlesel eğitimle, kesikli eği-
timle, her şeyden biraz bilgilendiren “aşure”
eğitimle, aynı şeyleri tekrar tekrar öne çı-
karan patinaj eğitimle veya 12-13 yılı ne
olacağını, ne yapacağını, nereye gideceğini
gence göstermeyen/gösteremeyen, pusulası
belli olmayan bir eğitimle olmaz.
Bu çağ, her şeyden biraz bilen değil, bir
şeyi çok iyi bilen insanlara ihtiyaç duyulan
bir çağdır. Böyle bir eğitim sisteminin üze-
rinde çalışılması ve kısa zamanda mutlaka
devreye sokulması gerekir. Aksi halde bu
topraklara geliş nedenimiz olan Haçlı sü-
rülerine ve anlayışına karşı duracak gücü
hiçbir zaman elde edemeyiz. Dolayısıyla
üzerimize oyunlar oynanmasına da engel
olamaz, ekonomimizi kırılganlıktan kur-
taramayız. Bizi hep kuşatırlar ve milletimiz
bu kuşatmayı kendi gücü ölçüsünde kırsa
da bu kuşatılmışlık bir süre sonra yine orta-
ya çıkar şunun ya da bunun eliyle, şu ya da
bu görünümle, şu ya da bu niyetle…
Sonsöz
Bu kuşatılmışlığı temelli kırabilmek için,
halkımızın sağduyusu doğrultusunda ge-
rekli düzenlemelerin yapılması gerekir. Bu
da sistemin insanileşmesiyle olur. Sistem
nasıl mı insanileşir? Devletin asıl görev
alanına çekilecek şekilde, sistemde yeni bir
düzenleme yapılmasıyla. Ancak böyle bir
sistemde, işler “ehil” olana verilir. Ve işte o
zaman, insanlar arasında adaletle muamele
edilir.Çünkü insan, sadece adil bir sistemde
cinsiyetine,inancına,rengine bakılmaksızın,
insan olarak görülür ve insan olarak dikkate
alınır. İnsana insan olarak bakıldığında ise,
ülkemizin gücü ölçüsünde problemlerimiz
en aza indirilir. İşte o zaman Haçlı zihniye-
tine, Haçlı sürülerine karşı güçlü bir millet,
güçlü bir ülke konumuna gelebilir, bu top-
raklara gelmiş oluşumuzun gereğini yerine
getirebiliriz. Aksi halde seçimle çıkılan ku-
şatma, bir başka seçime kadar tekrar karşı-
mıza çıkar, ülkemize kuşatmayı reva gören
iç ve dış şer odakları, bu ülkenin güçlenme-
sine izin vermezler.
Son söz: Bilelim ki görevleri bu ülkeyi
kuşatmak ve kendi gücüyle ayakta durma-
sını önlemek olan iç ve dış şer odakları asla
vazgeçmezler. Bunu unutmayalım ve güçlü
olmak için ne gerekiyorsa onu yapalım.Ku-
şatmadan belli ölçüde seçimle kurtulmak
mümkündür, fakat sadece seçime dayalı bir
kuşatmadan kurtuluşun ömrü kısa olur.