27
mart
2014
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen
seçimlekurtulmak
dalı bulutlara,/ Hasretleri bir damla suyay-
mış./ Bulutlar dayanamayıp bu arzuya…/
Bulutlar, bulutlar, bulutlar ağlamış…/ Bir
garip çiğdem kalmış/ Dudaklarını uzat-
mayan./ Bir garip çiğdem ki,/ Asıl oymuş
sevdaya tutulan,/ Bulutlar, bulutlar, bulutlar
anlamamış./ Garip çiğdem yanmış, yanmış,
yanmış…”
Bir bakarsın Tuna’dayım,
Mohaç’tayım…”
Bu coğrafya, beklemiş bu milletin ana-
yurdundan kopup gelişini, tıpkı çiğdemin
sevdalı bulutları beklediği gibi bir bekle-
yişle. Çünkü bu coğrafyada, bu milletin
yapacağı kutlu bir görev varmış. Gönlüne
konan, fakat kulağına fısıldanmayan kutlu
bir görev…Sır dolu, sır yüklü, sır içinde sır
bir kutlu görev…
Bu aziz millet, gönlüne konan, kulağına
fısıldanmayan bu kutsal görevi bir sır olarak
saklarken, önüne nelerin çıkacağını da bil-
miyormuş doğrusu.Kime karşı yapılacak bu
kutsal görev, işte onu da bilmiyormuş. Bu-
nun için bu aziz millet, yapacağı bu kutsal
görevi, Anadolu’nun kapısını ardına kadar
açarken karşında Bizans askerlerini görün-
ce de anlamamış. Bu, bir ön uyarıymış. Bel-
ki de kimlerle karşılaşacağı, neler yapacağı
konusunda belli ölçüde de olsa ipucu veren
bir ön uyarı…
Fakat bu aziz millet, gördüklerine hiç
aldırmamış ve içindeki sese kulak vermiş
bütün hücreleriyle. Sadece “Git!” diyormuş
içindeki o ses, “Daha ileriye, daha ileriye
git”…Nereye kadar gitmesi gerektiğini bile
soramamış o sese, sadece gitmiş…
Bu aziz millet hep gitmiş, hep ileriye
gitmiş yapması gerekli olan kutsal görevin
ne olduğunu bilmeden. Sonra sır çözülmüş
belirlenen zaman gelince. Meğer Nurettin
Zengi ve onun muhteşem komutanı Sela-
hattin Eyyubi’nin yüklendiği kutsal toprak-
ları koruma görevi, bu toprakları vatan edi-
nen ceddimize düşecekmiş: Kınık boyunun
önderliğinde Selçuklulara, Kayı boyunun
önderliğinde Osmanlılara…
Oğuzların bu iki boyu, el ele, kol kola, sırt
sırta vererek ve diğer Türk, Kürt, Çerkez,
Arap boylarını da yanlarına alarak başla-
mışlar bu topraklara gelen Haçlı sürüleri-
ne karşı savaşmaya. İşte o zaman, bu aziz
millet anlamış, “Bu toprakların ve bu top-
rakların gerisinde kalan İslam dünyasının
kendisine ihtiyacı var”.
Gerçekten de bu aziz millet, Anadolu
coğrafyasınageleli beri,açıktanveyagizliden
hep Haçlı ile savaşmış. Nasıl mı? İşte şöyle:
Bir bakarsın Tuna’dayım, Mohaç’tayım,/
Yelken açmış Haçlı ile savaştayım./ Ulu-
batlı gibi yüce bir uğraştayım./ Uykular,
beni benden alan uykular…”
O günden bugüne bu aziz millet, durma-
dan, dinlenmeden, hep Haçlı ile savaşmış.
Bazen karşı karşıya gelerek cepheden, ba-
zen içimizde edindikleri, isim ve cisimleri
bizden, fakat etnisiteleri, ruh kökenleri
başkasından olan insanları arkadan dolan-
dırarak…
Bayrak, düştüğü
yerden kalkar
Kısacası, bu milletin ilahî bir hikmetle bu
coğrafyaya gelişinin bilinen nedeni, Haçlı-
lara karşı Müslümanı korumak ve İslam’ın
Haçlı’ya karşı çekilmiş kılıcı olmaktı, öyle
de oldu... Asırlar sürdü bu karşı duruş. Fa-
kat gün geldi, tarihin bir cilvesi olarak bu
millet, kılıcını kırıp kınına sokmak zorun-
da kaldı ve işte o zamandan beri İslam’ın
sancağı gönderden indirildi. Maalesef bir
başka Müslüman kavim, bu sancağı tekrar
göndere çekme gayretine girmediği gibi,
böyle bir düşünceyi kafasından geçirmeyi
bile denemedi. Zaten deneyemezdi de…
Deneseydi de güç yetiremezdi. Bu, büyük
işti, büyük ruh, büyük güç, büyük hayal ge-
rektiriyordu. Bu da sadece bu millette vardı.
Çünkü Allah, bu güç, bu ruh ve bu hayali
sadece bu aziz millete vermişti.
Bunun hikmeti nedir?” mi diyorsunuz?
Bunun hikmetini Allah’tan (c.c.) başka
kimse bilemez ki, biz nasıl bilelim? Bizlerin
bildiği, bilebileceği şey sadece şudur: Allah
(
c.c.) dilerse, bu milletin yerine bir başka
milleti getirebilirdi.Çünkü O’nun (c.c.) her
şeye gücü yeter. Fakat hepimiz biliyoruz ki,
Haçlı sürülerine karşı durma görevini bu
milletten alıp bir başka millete vermedi. Bu,
bütünMüslümanların açıkça bildiği ve ister
istemez kabul ettiği acı bir gerçektir.
Her türlü olumsuzluğa, her türlü ku-
şatılmışlığa rağmen, bu milletin bu ger-
çeğe gözünü yumması mümkün değildir.
Uzakdoğu’danAfrika’nın en ücra köşelerine
kadar ilgilenmesi, bu milletin bu topraklara
geliş nedeninin yeniden farkında oluşunu
göstermektedir. Öyleyse bu millet, üzerine
düşen görevi tekrar ve mutlaka yerine ge-
tirecektir.
Dediğimiz gibi, bu aziz milletin bu top-
raklara gelişi, bu toprakları vatan edinişi, bu
topraklarda kalmak için direnişi, ilahî bir
hikmetle kendisine verilen görevi yerine ge-
tirmek içindir. Öyleyse düşen sancağı yer-
den alacak da, gönderden indirilen bayrağı
tekrar göndere çekecek olan da kendisidir.
Çünkü bayrak, düştüğü yerden kaldırılır.
Ve bu da kendisinin, yani bu milletin gö-
revidir.
İşte o zamanHaçlı zihniyetine,
Haçlı sürülerine karşı güçlü bir mil-
let, güçlü bir ülke konumuna gelebilir, bu topraklara gelmiş oluşumuzun
gereğini yerine getirebiliriz. Aksi halde seçimle çıkılan kuşatma, bir başka
seçime kadar tekrar karşımıza çıkar, ülkemize kuşatmayı reva gören iç ve
dış şer odakları, bu ülkenin güçlenmesine izin vermezler.