25
mart
2014
Prof. Dr. Turan Güven
30
Mart
haber
ajanda
ÜRKİYE,
20’
nci yüzyılda
yaşadığı idrak gecikmele-
rinin aynısını 21’inci yüz-
yılın ilk çeyreği içinden
geçerken de yaşarsa ne
olur? Peki, Türkiye nasıl
bir idrak gecikmesi yaşadı
ve bundan zarar gördü
ki bundan sonra da zarar
görecek?
Hiç uzatmadan, kitabın
ortasından konuşmak
gerekirse Türkiye, insanlık
tarihinin büyük değişim
ve dönüşüm süreçlerinin
yaşandığı 1945-2000
yılları arasında kendi
içine kapandığı için bir
idrak gecikmesi yaşadı.
Daha düne kadar “
kapalı
toplum
yapısının bütün
özelliklerini gösteriyor ve
dünyadaki büyük değişim
ve dönüşüm süreçlerinin
farkına bile varamıyordu.
Dünyadaki değişimve
dönüşümleri bazen 25
yıl, bazen de 60 yıllık
gecikmelerle idrak etmişti.
Tabiî ki böyle bir durum-
da “Atı alan Üsküdar’ı
geçmiş” oluyordu.
Bir başka bakış
açısına göre Türkiye,
Cumhuriyet’in kuruluşun-
dan sonraki 80 yıl boyun-
ca bütün beşerî enerjisini
kendi içinde harcadı.
Oluşturulan yapay sorun-
lar ve gündemlerle toplu-
mun bütün kesimlerinin
enerjisi içeride tüketildi.
Bunun bir sonucu olarak
ne nükleer çağı, ne uzay
çağını, ne de iletişimve
bilişim çağını zamanında
idrak edebildik.
1980’
li yıllarda iletişim
ve bilişim teknolojilerinin
günlük hayatımıza gire-
ceğini, dünyadaki bazı
gelişmeleri bilgisayarla-
rımızla evimizden takip
edeceğimizi söyledikle-
rinde neredeyse hepimiz
gülüyorduk. Bir gün gelip
de bütün gazeteleri evi-
mizdeki bilgisayarlardan
yeti Devleti var. “
Devletin
bekası
söz konusu olunca
işler, tamamen farklı bir
mahiyet kazanır. Elbette
hükümet” demek, “dev-
let” demek değildir, ikisi
farklı şeylerdir. Devlet kalı-
cı ve uzun ömürlü olduğu
halde, hükümetler gelip
geçicidir. Temel olan dev-
lettir. Devlet olmadan ne
vatan kalır, ne kimlik kalır,
ne namus kalır, ne de din
kalır. Herkes bunu bilsin
ve uluslararası istihbarat
örgütlerinin ince oyunla-
rıyla Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin altını oymaya
kimse kalkışmasın ve bizi
de bu çatışma ortamın-
da arafta bir seyirci gibi
düşünmesin.
Alev Alatlı’nın dediği
gibi, “Biz, devletimizi so-
kakta bulmadık”. Yabancı
istihbarat örgütlerinin
devletimize yaptığı ope-
rasyonun basit bir aygıtı
haline gelenleri bumillet
affetmeyecektir.
okuyacağımızı düşüne-
miyorduk bile. “Yazılım”
(
software) denilen bir
kavramın hayatımızda ve
savunma sanayiindeki
önemini idrak edişimizin
üzerinden fazla bir zaman
geçmiş değil. Bu idrak
gecikmesi, Türkiye’yi
-
başta Batı ve ABD olmak
üzere- ileri ülkelerin
ürettiği yüksek teknoloji
ürünlerinin pazarı haline
getirdi.
Durumu en erken gö-
ren rahmetli Özal’dı, ama
yetişmiş insan olmadığı
için yapılacak şeyler çok
sınırlıydı. Telekomüni-
kasyon sisteminde en son
teknolojiyi seçerek iyi bir
altyapı oluşturması, onun
geleceği doğru okuduğu-
nu gösteriyordu.
Şu anda post-modern
çağın içindeyiz. Yaklaşık
10
yıldan beri “
açık top-
lum
olmanın getirilerini
kullanamadan, içe ka-
panma ve enerjiyi içte
tüketme operasyonları
yeniden başlatıldı.
Son 10 yılda gerçekleş-
tirilen altyapı yatırımları,
IMF’ye olan borçların biti-
rilmesi, demokrasi ve temel
insan hakları bağlamında
atılan önemli adımlar, 30
yıl süren PKK terörünü
sonlandırma girişimleri ve
uluslararası platformlarda
haksızlıkların yüksek
sesle dile getirilmesi, içte ve
dışta yeni bir Türkiye imajı
doğurdu. Hiç şüphe yok ki
bütün bunlar, içeride istik-
rarlı ve sorunların farkında
olan sivil siyasî iradenin
sağladığı sonuçlardı.”
Küresel güçler, bu siyasî
iradeyi zayıflatmak ve
ülkeyi parçalı siyasî yapı-
larla manipüle etmek için
post-modern çağa uygun
operasyonlar yaptı.
Uluslararası istihbarat
örgütlerinin de dâhil
olduğu bu operasyonların
hedefinde sadece Baş-
bakan ve Türkiye Cum-
huriyeti hükümeti yok,
bizzat Türkiye Cumhuri-
Durumuenerken
gören
rahmetliÖzal’dı,amayetişmiş
insanolmadığıiçinyapılacak
şeylerçoksınırlıydı.Teleko-
münikasyonsistemindeen
sonteknolojiyiseçerekiyibir
altyapıoluşturması,onunge-
leceğidoğruokuduğunugöste-
riyordu.
kalmakmümkünmü?
Çatışmaortamındaarafta
ULUSLARARASI
istihbarat örgütlerinin de dâhil olduğu
bu operasyonların hedefinde sadece Başbakan ve Türkiye
Cumhuriyeti hükümeti yok, bizzat “Türkiye Cumhuriyeti
Devleti” var. “Devletin bekası” söz konusu olunca işler, tama-
men farklı bir mahiyet kazanır. Elbette “hükümet” demek,
devlet” demek değildir, ikisi farklı şeylerdir. Devlet kalıcı ve
uzunömürlüolduğuhalde, hükümetlergelipgeçicidir. Temel
olan devlettir. Devlet olmadan ne vatan kalır, ne kimlik kalır,
ne namus kalır, ne de din kalır. Herkes bunu bilsin ve ulusla-
rarası istihbarat örgütlerinin ince oyunlarıyla Türkiye Cum-
huriyeti Devleti’ninaltını oymaya kimse kalkışmasın.
T