23
mart
2014
Prof. Dr. Refik Turan
SEÇİM
014
seçimlerden çok farklı bir yönü, tarafı ve güç
merkezi ortaya çıkmıştır. Bu güç merkezi,
bir siyasi parti değildir. Herhangi bir siyasi
adı olan bir kurum da değildir. Tabiatıy-
la, seçimlerde temsilen belirli bir adayı da
bulunmamaktadır. Bununla beraber şekli,
şemaili ve vasfı zor tarif edilen bu güç, se-
çimlere dâhil olmuştur. En az Cumhuriyet
Halk Partisi kadar da seçimlerin gidişatını
etkilemektedir. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın isimlendirmesiyle “paralel yapı”
adı verilen bu güç merkezinin, Türkiye sos-
yal tabanında oranının ne olduğu bilinme-
mekle beraber bir karşılığı vardır.
30
Mart 2014 seçimlerinin startı, aslın-
da 17 Aralık 2013 tarihinde verilmiştir. Bu
tarihte Türkiye, olağanüstü bir yolsuzluk
operasyonuyla güne uyanmıştır. Operas-
yon, bazı önemli iş ve siyaset adamlarıyla
Hükümet’teki bazı bakanları hedef almıştı.
Yargı ve Emniyet’in bir kısım görevlilerinin
işbirliğiyle gerçekleşen operasyon, özellikle
Hükümet kanadından bazı şahsiyetler hak-
kında önemli yolsuzluk iddialarıyla ön plana
çıkmış, haber bir anda bomba etkisi doğur-
muş, operasyonlarda Halkbank Genel Mü-
dürü ve İçişleri Bakanı ön plana çıkarılmıştı.
17
Aralık operasyonu, özellikle muhalefet
partileri açısından büyük heyecan uyandır-
mıştı. Çünkü hadise, halkın nazarında AK
Parti’yi olumsuz etkileyecekti. Sonuçta se-
çimlere muhalefet lehine bir yansıma bek-
leniyordu. Fakat durumun bu doğrultuda
seyretmediği, bir yerlerde gayri tabiî bir ge-
lişmenin olduğu kısa zamanda ortaya çıktı.
Operasyonvekırılmışayna
görüntüsü
Operasyonda dikkat çeken ilk husus, ol-
ması gereken devlet işleyişinde rastlanma-
yacak bir tarzda verilen emir, icra ve işleyiş
biçimiydi. Operasyondan Adalet Bakanı,
Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Valisi,
Başsavcı ve Başbakan’ın haberi yoktu. Ol-
ması gerekir miydi? Elbette en az iki veya üç
yetkili makamın haberinin olması gerekirdi.
Bunun yerine bazı basın yayın organlarının,
televizyonların, hatta dış haber ajanlarının
haberi olmuştu.
Muhalefetten ve bazı basın yayın organ-
larından yorum yapanların, yapılan işlemin
doğru olduğuna dair ifade ve görüşleri oldu.
Hatta bazı profesörler ve bazı yazarlar, bu
işin doğrudan yargı erkinin bir işi olduğuna
ve haber verme keyfiyeti diye bir şeyin ola-
mayacağına dair görüşler sarf ettiler. Bu gö-
rüşlere katılmadığımız gibi, temelden yanlış
olduğuna da inanıyoruz.
Dünyanın hiçbir devlet teşkilatlanma-
sında, hukuk sisteminde, demokrasi me-
kanizmasında başbakandan habersiz, ona
rağmen, hatta “ona karşı operasyon”tarzı bir
icra yapılamaz. Bu, yeni bir hukukî seyrin
doğması anlamına gelir. Yani hem Başba-
kan ve Adalet Bakanı görev başında olacak,
Başsavcı makamında oturacak, hem de on-
ları teğet geçerek bu operasyon olacak, hem
de “Bu normaldir, doğal bir işleyiştir” deni-
lecek; bu, abesle iştigaldir. Bunun doğrulu-
ğunu savunanlara karşı ileri sürülecek fikir,
belirtilecek herhangi bir söz yoktur. Bunun
yanı sıra yolsuzluk varsa, derhal araştırılma-
lıdır, tartışılacak hiçbir tarafı yoktur.
Operasyonun devlet otoritesi ve yetki
alanı dışında yapılmasının yanı sıra ikinci
çarpık nokta, operasyonu yapan görevlile-
rin devlet mekanizması içinde ayrı bir yapı
oluşturmasıdır. Üçüncü nokta ise, bu orga-
nize yapının bazı küresel kurum ve merkez-
lerle irtibatlı olmasıdır. Örnek olarak ABD
Dışişleri Bakanlığı’ndan operasyon lehinde
açıklamalar gelmiştir. Sanki Amerikalılar
nazarında Türk halkının refahı, huzuru,
esenliği ve hukuku çok önemli olmuştur.
Sonuçta 17 Aralık 2014 operasyonunun,
bir yolsuzluk vakasının hukuki takibine yö-
nelik bir operasyon olmadığı açıktır.Yolsuz-
luk var mı, yok mu, bu ayrı bir konudur; bu-
nun dışında gelişen, bir grup devlet görev-
lisinin yetki gaspı yaparak devlet ve otorite
tanımaz bir icra gerçekleştirdikleri aşikârdır.
Aslında gerçeğin bu olduğuna herkes kani-
dir. Fakat Türkiye’de var olan legal muhale-
fetle oluşan illegal muhalefet, “operasyonun
sonuçları açısından doğru olacağı noktayı
nazarından diğer yönlerinin önemli olmadı-
ğı”söylemini ısrarla dile getirmektedir.Tabiî
ki bu görüşe aklıselim olanların katılmasına
imkân yoktur. Ancak Türkiye’deki yönetim-
de ve işleyen demokraside önemli zaaflar
olduğu da ortadadır.
Operasyonun zincirleme
ardılları
Paralel yapının bununla kalmadığı, arka-
sından ikinci, hatta üçüncü operasyonlara
teşebbüste bulunduğu malumdur. Ancak
resmî kurumların biraz daha dikkatli dav-
ranması sonucu yeterli sansasyon doğurma-
mıştır.
Bu arada 7 bin kişinin kanunsuz olarak
dinlendiği haberi kamuoyunda yer aldı. Ar-
kasından Başbakan’ın oğluyla yaptığı bir te-
lefon konuşması haberlere yansıdı. Yolsuz-
lukla ilişkilendirilen bu konuşmanın montaj
bir teknoloji ürünü olduğu resmî kurumlar-
ca açıklandı. Bütün bunlarda birinci aktör
olarak rol alan “paralel yapı”, benzeri faaliyet
ve ataklarını devam ettirmekte, geleceğe yö-
nelik devam ettireceği kanaatini de vermek-
tedir. Dolayısıyla ülkenin siyaset gündemi
ve genel kamuoyu, son derece gerilimli bir
atmosferde yaşamaya sürüklenmektedir.
Önümüzdeki günlerde gerilimin daha da
artacağı şüphesizdir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Hükümet’in ve devletin karşı karşıya kaldı-
ğı durumun uluslararası bir darbe ve kum-
pas teşebbüsü olduğunu açıklamakta, hatta
durumun daha ağırı olarak Türkiye’nin
istiklalini tehlikeye düşürdüğünü ifade et-
mektedir. Türkiye’nin çok önemli taarruz
ve tehlikelerle karşı karşıya kaldığı açıktır.
Şüphesiz tarihte büyük tehlike ve badireler
atlatan Türk milleti için bu saldırı, benzer-
lerinden biridir. Bunu da atlatacağından
şüphemiz yoktur. Yeter ki milletin fertleri,
tarihteki güçlü kimliğinden kuvvet alsın ve
millet, aklıselim istikametinde yürüsün.
Bütünbunlar niçinoluyor?
Öncelikle Türk milleti ve Türkiye Cum-
huriyeti Devleti, küresel güç olmayı elinde
tutan Batılı siyasî yapıların hedefindedir.
Zira son iki yüzyılın dünyasında hâkimiyet,
Batı medeniyetine geçmiştir. Bu medeni-
yetin mümessil milleti İngilizlerdir. Ancak
arka planda İngilizlerin ortağı konumuna
yükselmiş, dünya finans sektörünü elinde
tutan etkili Yahudi örgütlenmesi bulunmak-
tadır. Batı medeniyetinin bir sonucu olarak
ortaya çıkan küresel sistem imparatorluğu,
kahir ekseriyetle dünya egemenliğini elinde
tutmaktadır.