19
mart
2014
düğü ortaya çıktı. Rotahaber,
ananasla ilgili tartışma sürer-
ken, ortaya çarpıcı bir ayrıntı
çıkardı.”
Rotahaber “çarpıcı bir ayrıntı”
çıkarmış ortaya: “Tayyip Erdo-
ğan ananası çok seviyormuş…
Bunu duyan diğer meyveler
isyanda!” Ananas çarpacak
şimdi vallahi!.. Biz habere döne-
lim: “Erdoğan’ın yurtdışı ziyareti
sırasında, o ülkeninmeclis baş-
kanı tarafından hediye edilen
bir koli ananası eşi Emine
Erdoğan’a götürdüğü belirtildi.
Üstelik bu haber, Sabah gazete-
sinde yer almış.”
Tamda burada bir ara başlık
kullanmışlar: “Erdoğan: Eşim
Emine Erdoğan, ananası çok
sever.” Bu ne şimdi? Başbakan,
sanırımherkesin, eşi Emine
Hanım’ın adı ve soyadının ne
olduğunu öğrenmesini iste-
miş: “EşimEmine Erdoğan…”
Bu duruma şu yüzden taktım:
Haberin içinde Başbakan’ın
bu şekilde bir kullanımı yok,
Emine Hanım” diyor. Maksat
ne? “Erdoğan” ismini, belli şa-
hıslarda menfi şekilde zihinlere
kazımak.
Söz konusu yurtdışı gezisi
sırasında ev sahibi ülke yöne-
ticisine yöneltmiş bu cümleyi
Başbakan Erdoğan, bunun
üzerine de bir koli ananas hedi-
ye edilmiş Başbakan’a. Belli ki
ev sahibi ülke yöneticisi, misafir
ağırlamayı bizimusullerimizce
biliyormuş. Zira bizde vardır
ya köye gidenmisafirin ardına
bulgur, fasulye, çökelek, tereya-
ğı paketlemek, işte aynı onun
gibi. Adamların çökeleği meş-
hur olsaydı, çökelek verirlerdi,
fakir olduklarından ananas
vermişler (!).
İşte bu çarpıcı haberle haki-
katen çarpıldım, gözlerim beler-
di. Hani Swiss Hotel’de olsam,
bir ananas bulup gıyabında
bütün ananaslardan helallik
dileyeceğim, o derece. Bizim
market/manavda olanları Swiss
Hotel’dekiler gibi tatlı, sulu, şifre-
li değil. O yüzden onlarla hakikî
ananasın itibarını düşürmek
istemem. Bundan hayâ ederim.
Bitirmeden bir salvo daha
paralel kuzulara: Başbakan
Erdoğan, o ananaslı kayıtlarda
geçen “tespihlere” de takmıştı.
Bu haber tam olmamış, Emine
Hanım’a “çok sever” diye getir-
diği tespih haberlerini de bulun,
eline tespih tutuşturduğunuz
bir montaj daha yapın, öyle
çıkın karşısına Başbakan’ın.
Uluğ Bayındır //
>> ŞehzadeMustafa’nın ölü-
mü bir yana dursun, sahnenin
yayınlandığı günün ertesinde
neredeyse bütün program-
larda ve haber bültenlerinde
yüzlerce yıllık bir meselenin
etraflıca analizlerini seyrettir-
diler. Açıkçası ben izlemedim,
bir arkadaşımanlattı…
Söz konusu programlarda
en çok sorulan sorulardan
biri “Şehzade’nin cesedi
çadır önünde sergilendi mi,
sergilenmedi mi?” şeklindey-
miş (“miş” diyorum, zira bir
arkadaşımanlattı). Bu soruyu
soran güruhun açıkçası ama-
cını çokmerak ettim. Ne yani,
Şehzade’nin çadır önünde
sergilendiği doğruysa, vallaha
bu Süleyman çok ayıp etmiş!”
filanmı diyecekler?
Malumbölümün yayınlan-
dığı gecenin ertesi gününde
ilginç diyaloglar duydum.
Sahneyi izlediğinde ağlayan-
ları mı ararsınız, Kanunî’ye
sövenleri mi? Ancak bütün
meselenin hülasası da bu-
rada. Çünkü istenen şey, bu
diyalogların oluşumuyla
elde edilmiş ve nesle, ecda-
dına sövdürme dersi tutmuş
demektir. Bu sahneye ağla-
yanlara ve yayınlayanlara
şu soruya sormak isterim:
Şehzade yaşasaydı Osmanlı’yı
sevecek, ecdada sövmekten
vazgeçecekmiydiniz? “Zulüm
1453’
te başladı” demekten
imtina edecekmiydiniz?
Bu güruh bir tarafa, diğer
tarafta her kanalda olan biten
kadın programlarına bir din
adamının çağrılması moda-
sına ayak uyduran program-
lardan birinde şöyle bir başlık
gördüm... (Tüh, yakalandım!
Arkadaşımgörmüş, arkada-
şımgörmüş…) Konuk kişi bir
din adamı olunca, programcı
tarafından sorulan soru da
başlık niteliğinde şöyle: “Şeh-
zade öldürmek günahmıdır?”
Bu ne şimdi? Hani “Bilelim
de ona göre davranalım” filan
diyemi böyle bir soru sordu-
nuz a komikler? Hayır, artık
padişah filan kalmayınca
şehzade de kalmadı, hangi
maksatla sordunuz, onu da
anlamadım. Her Ramazan’da
Su içince orucumbozulur
mu?” sorusunu yine de içime
sindiriyorumda bu resmen
boğazıma takıldı gülmekten.
Komikler ya, vallahi komik-
ler!..
Şehzade’nin
ölümü
M
UHTEŞEM
Yüzyıl: Aşk-ı
Derun” ismiyleyayınla-
nanmuhteşemrezale-
tinsonlarınayaklaşılı-
yor. ÇokbeklenenŞehzadeMustafa’nınöl-
dürülmesi sahnesi denihayetyayınlandı.
Hani neyinnasıl olduğunubilebilebekle-
mekdebaşkabir absürtlükdoğrusu…
Y
UKARIDAKİ
baş-
lığı gördüğümde
İştemontaj bu-
dur!” dedimken-
di kendime “Böyle de baş-
lık atılmaz ki” diye, fakat
sonra gördümki, fantezi-
lerine kurban olduklarım
gerçekten de kullanmış-
lar bumanşeti: “AKP’nin
İstanbul’u: Hava sisli, ha-
yat felç…”
AKP’nin
İstanbul’u:
Hava sisli,
hayat felç”
>> “Neresinden tuttururum?”
sorusunun cümle âleminmuha-
lefetlerine ders verecek şekilde ka-
pısını aralayacak bu cevabı oluştu-
ranmanşet, sahip olunan nefretin
her yönden savrulabileceğini net
şekilde gösteriyor. Bu AK Parti
neymiş meğer, havaya da ayar
vermiş… Şimdi beklemeyeyimmi
ben bulut kadrolarında yapılacak
değişiklikleri, iklim kanunlarında
oluşturulacak kurguları? Neyse,
Anayasa Mahkemesi’ne Resmî
Gazete’de yayınlanmadan önce
gider, hesabını sorarım, hukuk
devleti kardeşim burası!..