112
mart
2014
Fikri Akyüz
Twitter.com/akyuzfikri
22
ŞUBAT,
kallavi yürekli
bir adamın ölümyıldönü-
müydü. O adam, Hüseyin
Avni Ulaş’tı.
Ulaş, benimmemleke-
timin, Erzurum’unmillet-
vekiliydi. Milletin gerçek
manada bir vekiliydi.
1887’
de doğdu. 23 Şubat
1948’
de de vefat etti. 1 ay
öncesinde KazımKarabe-
kir vefat etmişti.
Ulaş, son derece önemli
ve bir o kadar değerli
biri olmasına rağmen,
Türkiye Cumhuriyeti
yıllardır bu yiğit adamın
adını anmadı. Son yıllarda
Erzurum’da, adına bir
mahalle ve lise açıldı ama
yapılan ancak bu kadar
idi. Oysa Erzurum’da
heykel değil ama en azın-
dan bir büstü yapılabilirdi.
Hatta Mehmet Altan, bu
büst yaptırma işine el
atmış ve bugün İstanbul
milletvekili olan, dönemin
Pendik Belediye Başkanı
Erol Kaya aracılığıyla bu
büstü yaptırtmıştı. Fakat
bu büst Erzurum’a konu-
lamadı ve halen Altan’ın
evinde duruyor.
Peki, bu “adam” neden
mühimve niçin kıymetli?
Çünkü Ulaş, bir vatanse-
ver, bir entellektüeldi ve
cesurdu, yerliydi, vizyo-
nerdi, demokrattı. 1919’da
Samsun ve Erzurum’da
vardı. Millî Mücadele
esnasında hep vardı. O
kadar ki, Osmanlı’nın son
Meclis-i Mebusan’ında
milletvekiliyken, İngi-
lizlerin 16 Mart 1920’de
İstanbul’u işgali üzerine
bumeclis Nisan başında
resmen kapatılınca, o da
23
Nisan 1920’de kurulan
Ankara Meclisi’ne katıl-
mıştı.
İşte bu yeni Büyük
Millet Meclisi’nde (o tarih-
te, başında Türkiye ibaresi
yoktu), tek adama verilen
yetkilerinmemleketi
uçuruma götüreceğini
haykıran bir adamdı Ulaş
ve “Ben, devletin gücün-
den değil, en çok fitnesin-
den korkarım” der, bunu
demekle kalmayarak “Her
hareketinmenbaı ve men-
şei hürriyettir” ifadesini
kullanırdı.
Saltanata karşı olan
ama Cumhuriyet’in tek
başına bir anlam ifade
etmediğini de düşünen
Ulaş, “Hürriyet’e istinat
etmeyen Cumhuriyet,
iğfalkârdır” sözünü Meclis
kürsüsünden Mustafa
Kemal Paşa’ya söyleye-
bilecek kadar cesur bir
adamdı.
Cesaret, feraset, basiret
ve haysiyetinin bariz
göstergelerinden biri de
İzmir suikastına karıştığı
iddiasıyla yargılandığı
İstiklal Mahkemesi’nde
Kel Ali” diye anılan Ali
Çetinkaya’ya söylediği
sözdür. (Bu arada Ali
Çetinkaya, 60 darbesinin
sivil ayaklarından Emin
Paksüt’ün babası, halen
Anayasa Mahkemesi üye-
si olan Osman Paksüt’ün
dedesidir.) Ulaş, mahke-
mede beraat edince söz
alır ve Mahkeme Başkanı
Ali Çetinkaya’ya der ki,
Bugüne kadar namusum-
dan emindim, ama şimdi
namusumdan şüphe
ediyorum”. Çetinkaya
Niçin?” diye sorduğunda
şu cevabı alır: “Günahsız
ve namuslu tüm arkadaş-
larımı astınız. Bende ne
namussuzluk gördünüz
ki beni bu şerefli ölümden
esirgediniz?”
İşte Ulaş, böyle bir
adamdı. Kızı da haysiyet
ve vakar sahibi idi ki bir
başka haysiyetli ve vakur
aydın Nurettin Topçu ile
evlendi. Nurettin Topçu,
kayınpederinin üzerine
yazdığı bir makalesinde
şöyle diyor: “İnkılâbımızın
gerçek tarihi, bu fikir şehit-
lerinin kefenine sarılmış,
henüz toprağın altında
gömülü duruyor. Onu
çıkaracak neslin vicdanı
elbette tir tir titreyecektir.”
İşte Cumhuriyet’in
kurucu kadrosu, diğer
yiğit adamları dışladığı
gibi Hüseyin Avni Ulaş’ı
da dışladı. Bardağı taşıran
damla ise Ali Şükrü Bey
cinayeti oldu.
Önce kısa bir kronoloji:
1
Kasım 1922’de saltanat
lağvedildi. 3 hafta sonra
Lozan görüşmeleri başla-
dı. Ocak 1923’te Zübeyde
Hanımvefat etti. Vefattan
2
hafta sonra Mustafa Ke-
mal Paşa ile Latife Hanım
evlendi. 1 ay sonra, yani
Şubat 1923’te, Lozan’da
görüşmelere ara verildi.
Mart 1923’te Meclis’in
bir başka yiğit adamı,
Trabzonmilletvekili Ali
Şükrü Bey, Topal Osman
Ağa tarafından katledildi.
Birkaç gün sonra Topal
Osman da katledildi ve
Meclis’in önünde ayakla-
rından asıldı. (Kafasından
asılmadı, çünkü kafası
koparılmıştı.)
İşte Hüseyin Avni
Ulaş, Ali Şükrü Bey’in
katledilmesi üzerine şu
muhteşem sözü haykırdı:
Ey Kabe-i Millet, sana da
mı taarruz!?”
Olan olmuştu ve Hüse-
yin Avni Ulaş, siyasetten
de, memuriyetten de
men edilmişti. Serbest
Cumhuriyet Fırkası’ndan
sonra kurulan ve genel
başkanlığını “yurdu de-
mir ağlarla örmüş olan”
Nuri Demirağ’ın yaptığı
Milli Kalkınma Partisi’nin
kurucusu oldu. 3 yıl sonra
vefat etti.
Ulaş, memleketimin
vekili olduğu için bu yazı
yazılmadı, milletimin şah-
siyetli vekillerinden biri
olduğu için yazıldı. Ruhu
şâd olsun!
ULAŞ,
mahkemede beraat edince söz alır ve Mahkeme
Başkanı Ali Çetinkaya’ya der ki, “Bugüne kadar namusum-
dan emindim, ama şimdi namusumdan şüphe ediyorum”.
Çetinkaya “Niçin?” diye sorduğunda şu cevabı alır: “Günah-
sızvenamuslutümarkadaşlarımı astınız. Bendenenamus-
suzluk gördünüz ki beni bu şerefli ölümden esirgediniz?”
B
Cesaret,
feraset,basiretve
haysiyetininbarizgöstergele-
rindenbirideİzmirsuikastına
karıştığıiddiasıylayargılandığı
İstiklalMahkemesi’nde“KelAli”
diyeanılanAliÇetinkaya’ya
söylediğisözdür.(BuaradaAli
Çetinkaya,60darbesininsivil
ayaklarındanEminPaksüt’ün
babası,halenAnayasaMah-
kemesiüyesiolanOsman
Paksüt’ündedesidir.)Ulaş,
mahkemedeberaatedincesöz
alırveMahkemeBaşkanıAli
Çetinkaya’yaderki,“Bugüne
kadarnamusumdanemindim,
amaşimdinamusumdanşüphe
ediyorum”.
unutturulamaz!
Buyiğit adam
haber
ajanda
Portre