104
mart
2014
haber
ajanda
landığım kadar zorlanmadım” şeklindeki
ifadesi son derece önemlidir.
Coğrafi konumu, tarihsel ve kültürel bi-
rikimi, Arap dünyasındaki yeri, nüfus bü-
yüklüğü, uluslararası ilişkiler ağı ve 5 bin
yıl geriye dayanan tarihi gibi etkenler, top-
lumsal “ego”yu da oldukça yükseltmiştir.
Nitekim birçok bölge uzmanına göre,Arap
Baharı’nın Tunus’tan hemen sonra Mısır’a
sıçramasında “Tunus gibi bölgede, hatırı
sayılır bir ağırlığı olmayan küçük bir ülke
nasıl bizden evvel bu denli toplumsal bir
hareket başlatır” anlayışının temel etmen-
lerden biri olduğu değerlendirilmektedir.
Ancak 30 Haziran darbesinden sonra ge-
linen aşamada, Mısır toplumu son derece
keskin bir bölünme ve özgüven kaybı sü-
recine girmiştir.
Devrimden darbeye giden
süreçte İhvanHareketi
Mısır siyasetinde son dönemdeki en
önemli aktörlerden biri, şüphesiz Müs-
lüman Kardeşler cemaati olmuştur. Bu
cemaatin devrim süreci ve takip eden dö-
nemdeki tavırlarına yönelik bir değerlen-
dirme, cemaatin kendisini anlamlandırma
şeklinin Mısır şartlarına ne derece uygun
olduğunun, genel anlamda ne derece yerin-
de olduğunun, eğer gerekiyorsa ne yönde
tadil edilmesi gerektiğinin ipuçlarını ve-
recektir. Ayrıca kanaatimce, önümüzdeki
süreçte Mısır’ın kaderinin belirlenmesinde
en çok Müslüman Kardeşler teşkilatının
takınacağı tavır etkili olacaktır. Teşkilatın
darbeye müteakip bugüne kadar takip et-
tiği barışçıl gösterilere dayalı direniş meto-
du, çok büyük bir yıkımın önüne geçilme-
sini sağlamış, ancak darbe sürecinin geriye
döndürülmesi için yeterli olmamıştır. Bu
hususlardaki bir analiz için, devrim süre-
cine yönelik bir değerlendirme yapmakta
fayda mülahaza edilmektedir.
Kuşkusuz İhvan hareketinin hatalarını
merkeze alarak, Mısır’da yaşanan askerî
darbeyi değerlendirmek,darbeye meşruiyet
kazandırma sonucunu doğuracaktır. Dola-
yısıyla meseleyi doğru zeminde tartışmak,
sağlıklı neticelere ulaşma hususunda son
derece önemlidir. Ancak mezkûr harekete
isnat edilen hataları ciddiye almak, hem
ders alınması, hem de objektif bir pers-
pektifte değerlendirilmesi açısından yararlı
olacağı kanaatindeyim.
25
Ocak devriminde Müslüman Kar-
deşler teşkilatının ilk başta tarafsız kaldığı,
üyelerinin “bağlantısız Mısırlı vatandaş”
sıfatı ile gösterilere katıldıkları, ancak son
dönemde teşkilat olarak Hüsnü Mübarek’e
karşı tavır koyduğu anlaşılmaktadır.
Mübarek’in istifasıyla neticelenen süreçten
sonra, Müslüman Kardeşler’e yapılan suç-
lamaları üç temel üzerinden değerlendir-
memiz mümkündür.
Birincisi, devrimci güçlerin azımsana-
mayacak bir kısmı tarafından Mübarek re-
jiminin tüm unsurları pasif hale getirilince-
ye kadar meydanların terk edilmemesinin
savunulduğu, ancak Hüsnü Mübarek’in is-
tifası neticesinde Müslüman Kardeşler’in,
devrimin tamamlandığı” yönünde bir
karar vererek siyasî süreci başlatma yoluna
girdiği düşüncesi. İkincisi, devrimin kaza-
nımlarının Müslüman Kardeşler cemaati
tarafından çalınması. Ve üçüncüsü de Mü-
barek rejiminden kalma “bürokratik vesa-
yet” refleksinin “cemaat vesayeti”ne dönüş-
me endişesi.
Nitekim Mursi’nin devrilmesinden bir
süre sonra Mısırlı bir üst düzey istihbarat
görevlisi, bazı çok önemli istihbarat bilgile-
rini Cumhurbaşkanı Mursi’ye vermediğini
medya aracılığıyla kamuoyu önünde itiraf
etti. Neden bu şekilde davrandığı şeklin-
deki soruya verdiği cevap gayet anlamlıdır:
Çünkü bu bilgileri götürüp Müslüman
Kardeşler mürşidine veriyordu.”
Bu gelişmeler ışığında kavramsal bir
perspektiften Mısır’a bakıldığında, Hüsnü
Mübarek’in devrilmesi ve adil seçimlerin
yapılmasına rağmen Müslüman Kardeşler
teşkilatının hiyerarşik yapıya sahip tüzel
kişiliğinin devam ettirilmesi (demokratik
düşünce bağlamında) sorunlu bir durum
arz etmektedir. Dolayısıyla yapılan yanlış-
lardan ötürü yarım kalan 25 Ocak devri-
minin tamamlanması Müslüman Kardeş-
ler teşkilatının tavrına bağlı olacaktır. Zira
yaşanan darbe ile toplumun özgüveni her
ne kadar sarsılmış olsa da önemli bir kesim,
30
Haziran’da yaşananın bir darbe olduğu-
nu görmüştür.
Bu bağlamda en güçlü muhalefet konu-
mundaki Müslüman Kardeşler teşkilatı,
milli iradeyi temsil edebilme yönündeki
güveni tekrar kazanmanın yollarını ara-
malıdır. “Cemaat vesayeti” endişelerinin
giderilmesi adına cemaat içi gerekli düzen-
lemelere gidilmesi de son derece kritik sü-
rece giren Mısır için önem arz etmektedir.
Zira demokrasilerde siyasî nitelikli teşki-
Mısır’dagelinennoktada,
Sisi’nin komutasında gerçekleştirilen darbenin,
iç ve dış aktörlerin ortak bir projesi olduğu aşikârdır. Söz konusu dinamikler,
tabiatları gereği kendi menfaatlerini düşünmekte, hatta küçük bir menfa-
atleri uğruna diğer toplumların büyük acılar çekmesine göz yummaktalar.
DurumuMısır özelinde ele aldığımızda, uluslararası aktörlerin Rabia ve
En-Nahdameydanlarında yaşanan insanlık trajedisine sessiz kalmalarını,
bu tutumun bir güncel örneği olarak zikretmekte yarar vardır. Söz konusu
meydanlarda bulunan çadır hastanelerin yakılması ve kaçamayan yaralıların
diri diri yanmalarına sebep olunması, en açık tabirle bir “savaş/insanlık suçu”
olarak kaydedilmelidir.
Strateji