97
şubat
2013
cumhuriyetle yönetilen bir ülkede yaşadığı için şükredi-
yormuş”. Sayın Ilıcak’a Cumhuriyet’in ateşli savunucula-
rının kurduğu İstiklal Mahkemelerini hatırlatmak isterim.
Bir gecede altmış kişinin asıldığı Cumhuriyet günlerini…
Aslında devlet eli ile akıtılan kanları Nazlı Hanım da
iyi bilir. Aradaki tek fark, biri asıyor, biri kesiyor. Aslında
burada önemli olan “nahak” yere olup olmaması...
Nazlı Hanım’ı ve avenelerini bir tarafa bırakırsak; beni
asıl üzen, mezkûr meselenin topluma da yanlış lanse edil-
miş olması... Bu konuda otobüslerde, sokakta, markette
istemeden kulak misafiri olduğum gerçeğe mugayyir
konuşmalar ve bu minvalde padişahlara yapılan hakaret-
ler, bühtanlar…Şu ismini anmayı züll sayacağım filmin
gençlerdeki zehirli zıpkınvari etkisi…“Osmanlılar cani”,
Padişahlar deli” imiş…
Bu topraklarda gözü olanların ağzıyla
bu toprakların sahiplerine salyalarını
saçarak hakaret eden, Batı’nın ağzıyla
konuşanlara sorsam: “Hayranı olduğu-
nuz Avrupa (Batı) tarihinin ne kadar
cife dolu olduğunu biliyor musunuz?”
Batı’nın tarihindeki kirlilikleri anlat-
maya teeddüp ederim. En sevdiği atı ile
evlenen, atına nişan takan, onunla bir-
likte yatan Gaius Julius Caesar Augustus
Germanicus’u mu anlatsam; en vahşi
şekilde annesini öldüren Nero Claudius
Caesar Drusus Germanicus mu? Bunlar,
hayatı fecaat olan kralların yüzlercesin-
den sadece ikisi. Zaten Batı’da taht için
annesini, kardeşlerini, babasını öldürmek
çok sıradan bir olaydı; bizdeki gibi “dev-
letin bekası için” diye Şeyhülislam’dan
fetva gibi bir “onay” almaya bile gerek
yoktu. Ve keyfî kıtal yapanlar, şimdi o
ülkelerde en büyük şahsiyetler olarak
cesur kral, aslan yürekli kral, büyük kral”
gibi sıfatlarla anılıyor.
Aslanlara, kaplanlara canlı canlı insanla-
rı atıp parçalanışını arenalarda izlemekten
zevk alan kral ve tebaasından müteşekkil
yöneticilerini, kralların kendilerine muha-
lif olanların derisini nasıl yüzdürdüklerini, binlerce insanı
canlı canlı yaktıklarını; hülasa, Batı’nın nezih serencamı-
nın(!) hangisini hatırlatsak? Engizisyonlarda kafa kesmeyi
tavuk kesme rahatlığında yapan naadil hukuk sistemleri-
ni…Hangisini hatırlatsak?
Batı’nın tarihini okurken, dayanamayıp bıraktığım
çok olmuştur. En vahşi hayvanların yapmayacağını kendi
halkına kralları yapmış, bunun rağmına şişirme, hayali
kahramanlar üretmişler. Bir zamanlar bizim vassalımız
olan, şimdilerde örnek gösterilen Batı’daki çarpıklıklar ne-
den anlatılmaz? Bizde çocuk padişahlar varmış!.. Onlarda
onlarca çocuk kral var. Neden halk bunları bilmez? Mese-
la üç yaşında, hatta altı aylıkken ülke yönetimine getirilen,
-
çocuk değil- “bebek krallar” var. Bebek kralların ardında
-
genelde ülkeyi yönetenlerin- annelerinin ya da etrafında-
ki kurmaylarının olduğu neden hiç dile getirilmez?
İşte bu Batı’nın kendi dedelerini bırakıp bizim dedele-
rimizi karalamaları, hakaret etmeleri o kadar bana dokun-
muyor. Düşmandır, ne yapsa yeridir... Ama kendi halkı-
mızın, kendi gençlerimizin onların ajitasyonu ile kendi
dedesine hakaret etmeleri dayanılır gibi değil. O gençleri
tek tek tutup şunu sormak isterim: Şu anki dedene, anne-
nin babasına ya da babanın babasına hakaret edilmesine
katlanabilir misin? O hakaret ettiğin Osmanlı da senin
birkaç göbek öteden kendi dedelerin değil mi? Ama özel-
likle Kanuni’nin seçilmesi çok manidar. Neden Kanuni?!
Tarihte uzun ömürlü en son imparatorluk Osmanlı’dır.
Osmanlılar’ın en zirvede olduğu dönem, Batılı tarihçilerin
dahi “altın çağ” diye nitelediği, selatin-i izam döneminin
padişahı Kanuni’dir. Kanuni tebaasına
Ortaçağ’ın asr-ı saadetini yaşatıyordu.
Akdeniz kıyıları Osmanlılarındı. Ka-
radeniz bir iç deniz halindeydi. Afrika
kıtasının en uç bölgesine asker çıkar-
tılmıştı. Bir eli Kızıldeniz’e uzanıyor,
bir eli Hint Okyanusu’na. Avrupalılar
kapılarına dayanan Türklerden kor-
kuyor ve hatta yıllardır düşman olan
ülkeler, sırf Türklere karşı güç birliği
yapıyorlardı. Korktukları insanlara kötü
sıfatlar takıyorlardı. Kızıl Sultan dedik-
leri gibi Cezayir’den gelen Hayrettin
Paşa’ya “Barbara Rossa -Kızıl Sakal-“
lakabını taktıkları gibi. Böyle olmasının
rağmına, Kanuni Sultan Süleyman’ın
icraatlarını öğrendikçe, hayranlıklarını
gizlemeyerek ona “Muhteşem Süley-
man (Magnificent Süleyman)” ve “Bü-
yük Türk (Grand Türk)” diyecek kadar
hayranlığını ifade eden, 18. yüzyılda
tarih yazan Dimitrie Cantemir gibileri
de yok değil ki Osmanlı tarihini yazar-
ken, Kanuni’nin kanunlar konusundaki
hassasiyetini öğrendikçe bu sıfatla
anmış, adalet ve hukuktaki üstünlüğü
sınırları aşıp tüm dünyaya şamil olmuş
bir padişah olan Kanuni’ye olan hay-
ranlığını saklayamamış, itiraf etmiştir.
Kanuni, Hıristiyanların karakolu mesabesinde olan,
dedesi Fatih’in İstanbul’dan sonra nihai hedefi olan fakat
almaya ömrünün vefa edemediği Belgrad ve Rodos’u
almıştı. Rodos 14. yüzyıldan beri St. Jena şövalyelerinin
üssü idi. Kanuni arı yuvasına çomak sokmuş ve yuvalarını
başlarına geçirmişti. Rodos’ta dünyanın dört bir tarafın-
daki şövalyelerin üst-ü azamı (büyük reis) Phlipe Villiers
de L’iisle Adam bulunuyordu ve yine Haçlıların kurulması
için uğraşıyordu. Kanuni Leros, Sömbeki, Aydos gibi pek
çok yeri alarak Hasburg Hanedanı’na büyük tehdit oluş-
turuyordu.
Binaenaleyh, siz en zirvede olanı kötülerseniz, aşağı-
dakiler bütünü ile karalanmış olur. Çok sinsi bir vuruş.
En gözde, en sevileni telin edince diğerleri topyekûn halk
Bu topraklarda gözü
olanların
ağzıyla bu
toprakların sahipleri-
ne salyalarını saçarak
hakaret eden, Batı’nın
ağzıyla konuşanlara
sorsam: “Hayranı ol-
duğunuzAvrupa (Batı)
tarihininne kadar cife
doluolduğunubiliyor
musunuz?” Batı’nın tari-
hindeki kirlilikleri anlat-
maya teeddüp ederim.
En sevdiği atı ile evle-
nen, atınanişan takan,
onunla birlikteyatan
Gaius Julius Caesar Au-
gustus Germanicus’u
muanlatsam; envahşi
şekilde annesini öldüren
Nero Claudius Caesar
Drusus Germanicusmu?
Bunlar, hayatı fecaat
olankrallarınyüzlerce-
sinden sadece ikisi.