93
şubat
2013
Ortodoks Cemaati’nde de
huzursuzluklar başlamış-
tı. İşte bu sıralarda, sahne-
de Papaz Eftim’i görüyo-
ruz. Yaptığı konuşmalarla
Patrikhane’nin çizdiği kara
tabloyu aydınlatıyor ve
zulme uğrayanları rahat-
latıyordu. Şimdi onun ya-
yımlamış olduğu genelgeyi
hep birlikte okuyalım…
***
Ben, büyük Allah’ın
iradesiyle İsa Mesih’in
hizmetkârı, Keskin Ru-
hani Lideri Papaz Ef-
tim. Tanrı Babamızdan
ve İsa Mesih’imizden he-
pinize sağlık ve selamet
dilerim. Son zamanlar-
daki Yunan saldırısı ne-
deniyle biz Anadolu Hıris-
tiyanları da Müslümanlar
kadar zarar gördük ve he-
pimiz bu zarardan Fener
Patrikhanesi’nin sorumlu
olduğunu bilmekteyiz.
Türk hükümetinin kilise-
mize hiçbir zaman müda-
hale etmediği inkâr edile-
mez bir gerçektir. İstanbul
Patrikhanesi, mübarek İsa
Mesih’imizin emirlerine ay-
kırı olarak, mezhebimizi
şerre alet edip Türk oldu-
ğumuz halde bizi Yunanlı
imişiz gibi göstermektedir.
Mezheple milleti karıştıra-
rak bir taraftan bizi Yunan-
lılaştırmak isterken, diğer
taraftan sözde temsilci-
miz olarak hükümetimizi
Avrupa’ya şikâyet etmek-
tedir. Patrikhane haksızdır.
Çünkü İsa Mesih’in resu-
lü Aziz Pavlos, emri altında
yaşanılan hükümete itaat
edilmesini söylemektedir.
Yüce Mesih’imiz Allah’ın
hakkının Allah’a, hüküm-
darın hakkının hükümda-
ra verilmesini ister. Patrik-
hane dilimizi değiştirmek
ve Türklüğümüzü unuttur-
mak için çok uğraştı. Buna
karşın dilimizi ve Türklüğü-
müzü yok edemedi. Bizler
halis Türk evlatlarıyız. Ge-
leneklerimiz, törelerimiz ve
dilimiz bunun kanıtıdır. Dü-
şüncelerimi böylece özet-
lemiş bulunuyorum. Asır-
lardan beri Anadolu’daki
Türk hükümetleri kilise-
mize saldırdı mı? Böyle bir
şey oldu mu? Hâşâ!”
***
Papaz Eftim, bu tarz ge-
nelge ve konuşmalarını
sürdürerek Patrikhane’nin
gerçek yüzünün tanıması-
nı sağladığı gibi, olası Or-
todoks ayaklanmalarını da
önledi. Bir başka konuşma-
sında da şöyle diyordu:
Din Allah’a ve vicda-
na bağlıdır. Kiliseler siyaset
ocağı değildir, Allah’ın evi-
dir. Fener Patrikhanesi dini
ve ruhani görevini unuta-
rak, bizim gibi Türk mille-
tinin şanlı evlatlarını hile
ile Yunanlılaştırmaya çalış-
ması ve Avrupa’ya böyle
göstermesi, Allah’ın emri-
ne ve gerçeklere karşı gel-
mektir.”
Papaz Eftim’in çaba-
lan ve Ankara’daki ulusal
hükümeti açıkça destek-
lemesi Patrikhane’yi çok
kızdırmıştı. Çeşitli yollar-
la Sadrazam’ı etkileyerek
Papaz Eftim’in tutuklanıp
Patrikhane’ye teslim edil-
mesi kararını çıkarttırdılar.
Fakat Eftim’i iyi tanıyan
Keskin Kaymakamı Avni
Bey bu emri uygulamadı.
Tutuklama kararının boşa
çıktığını gören Patrikhane
bu sefer de Eftim’in “Rus
Ortodoks Kilisesi’nden
emir aldığı” yalanını yay-
maya çalıştıysa da istedi-
ği sonuca ulaşamadı. Bu
arada Papaz Eftim hal-
kı aydınlatma çabaları-
nı sürdürüyordu. İnandırıcı
konuşması ile dinleyenleri
derinden etkileyen Eftim,
Patrikhane’nin türlü va-
atlerle kandırarak eşkıya-
lık yaptırdığı Pontusçu çe-
telerin çoğunu ikna ederek
silahlarını bırakmasını sağ-
ladı. Bu yıllarda TBMM bi-
nası önünde tertiplenen
mitingde, Atatürk’ün rica-
sı üzerine, etkileyici bir ko-
nuşma yaptı. Bu konuş-
masında Türkler’in itilaf
devletleri ile yaptığı ba-
ğımsızlık mücadelesini
açıklarken efsanevi Davut
ve Golyat öyküsünden ya-
rarlandı. İşgalcileri Golyat’a,
Türk bağımsızlık savaşçıla-
rını ise Davut’a benzeterek
konuşmasını bitirdi.
Papaz Eftim’in çalış-
maları ve irşatları sonun-
da, Türk Ortodoks Cemaati
arasındaki ihtilaflar orta-
dan kalkmış ve herkes milli
mücadeleye katılmıştı.
Fatih’in en önemli özel-
liklerinden biri de, insanlar-
daki yetenekleri çok iyi fark
edilebilmesi ve doğru insa-
nı doğru yerde kullanma-
yı bilmesi idi. Kimi zaman
kentteki gelişmeleri yerin-
de incelemek için kılık de-
ğiştirerek halk arasına karı-
şırdı. Bu gezilerinin birinde,
kendi yaptırdığı Fatih Ca-
mii yakınlarındaki Karaman
Sokağı’ndan geçerken, iri-
kıyım bir yeniçeri aşçısının
bağıra çağıra etrafa küfür-
ler yağdırdığını gördü. Fatih,
yanında yürüyen Mahmut
Paşa’ya “Neden küfrediyor
acaba?” diye sordu. Mah-
mut Paşa adama yaklaşa-
rak kibar bir üslupla “Efen-
di, neden kızgınsın böyle?”
dedi. İri yarı adam etkileyi-
ci ve kendinden emin bakış-
larla önce Mahmut Paşa’yı
sonra da biraz ileride duran
Fatih’i dikkatlice süzdü. Ko-
nuşmalarına, giyim ve ku-
şamlarına bakarak “Ulema-
dan birileri…” diye düşündü.
Sonra sesini daha da yük-
selterek “Be hey ağalar!
Koca gün İstanbul’un altı-
nı üstüne getirdim, bir okka
et bulamadım. Asker yemek
istiyor, kışlaya girmekten
korkuyorum. Muhtesip, iş-
lerle yeterince ilgilenmiyor”
dediğinde Mahmut Paşa
Kentte et yoksa, Muhtesip
Ağa ne yapabilir ki?” diye
yanıtladı. Bunun üzerine öf-
keli aşçı Mahmut Paşa’ya
sert bir bakış atarak yük-
sek bir sesle “Olmaz olur
mu ağa! Her şey var ama
adam gibi adam yok, kont-
rol yok, plan yok. Padişahın
ülkesi çok kötü yönetiliyor.
Ben İhtisap Ağası olacağım
ki sen bak!.. Değil İstanbul’u,
tüm dünyayı nasıl doyu-
rurum” dedi. Aşçı, Mahmut
Paşa ile konuşurken Fatih
adamı dikkatlice inceliyor-
du. Sözleri ve vücut dili ile
inandırıcı bir kişilik sergile-
yen bu garip adamda güçlü
bir liderlik yeteneğinin sak-
lı olduğunu fark etti. Fakat
erzak sıkıntısı çekilmesine
de çok üzülmüştü. Aşçının
dediği doğru idi. “Varlık içe-
risinde yokluk çekiyoruz!”
diye düşündü. Saraya dön-
düğünde Yeniçeri Ağası’na
Karaman Sokağı’ndaki aş-
çının huzuruna getirilmesi-
ni emretti.
Aşçı şaşkındı. Saraya ni-
çin çağrıldığına bir anlam
veremiyordu. Kendi dürüst-
lüğünden emin olmakla be-
raber, biraz ağzı bozuktu.
Sinirlenince ağzına gele-
ni söylüyordu. “Ama herkes
küfür eder. Bu, Padişah’ı il-
gilendirecek kadar büyük
bir suç sayılmaz ki…” diye
düşünürken, birden ge-
çen gün kafa tuttuğu İhti-
sap Ağası’nın kendisine bir
komplo hazırlamış olabilece-
ği aklına geldi. Bu düşünce-
ler içinde olan aşçı, yanında-
ki görevlilerin “Saraya geldik
efendi!” sözü ile kendisi-
ni toparlamaya çalıştı. Çok
heyecanlı idi. Birkaç daki-
ka sonra huzura kabul edil-
diğinde, gördükleri karşısın-
da korku ve şaşkınlık içinde
donakaldı. Çünkü bu sabah
Karaman Sokağı’nda gördü-
ğü ve ulemadan zannetti-
ği kişilerin Osmanlı Padişa-
hı Fatih Sultan Mehmet ile
Sadrazam Mahmut Paşa ol-
duğunu geç de olsa anla-
mıştı. Hiçbir şey düşünemi-
yor ve yaptığı kabalıktan
çok utanıyordu. Kendisini
toparlayarak büyük bir say-
gı ile Padişah’ın eteğini öp-
tükten sonra başını önüne
eğerek kaderini beklemeye
başladı. Bu arada Fatih, gü-
ven verici ve kararlı bir ses-
le, “Bak Efendi! Seni İhtisap
Ağalığı’na getiriyorum. Ken-
tin erzak sıkıntısını tez hal-
ledesin!” dedi. Birkaç dakika
önce korku ve utanç duy-
gusu içinde kıvranan aşçı,
sevinçten ne söyleyeceğini
şaşırmıştı.
Aşçı yamaklığından
sadrazamlığa
O
SMANLI
orduları 1453 yılında, 53 günlük bir kuşatma-
dan sonra, İstanbul’a girmeyi başarmıştı. Fakat kentin
Türk ve İslam kimliğine kavuşması ise daha uzun sürdü.
Anadolu’dan getirilen çok sayıda Müslüman Türk ailele-
ri İstanbul’a yerleştirildi. Kentin sağlık, beslenme, eğitim,
güvenlik, yönetim ve ekonomik açıdan çağdaş bir yapıya kavuşturulması
için çok çaba harcandı. Her alanda kalifiye elemanlara ihtiyaç vardı.