92
şubat
2013
rebir özdeşleştirmek de doğru
olmaz. Osmanlı devlet anlayışı-
nı açıklayan en doğru kavram,
yine Osmanlı kültürü içinde ge-
lişen “Devlet Baba” kavramıdır.
Bu kavramda devletin vatanda-
şına karşı sorumluluğu, baba-
nın ailesine karşı sorumluluğu-
na benzetilmektedir.
Osmanlı Devleti, dışta sınır-
larını genişleterek İslâm’ı yay-
mayı ve kazandığı toprakları
elinde tutmak için politika-
lar üretmeyi, içte ise halkının
dirlik ve düzenini sağlamayı
amaç edinmişti. Fatih Sultan
Mehmet’in aşağıda okuyaca-
ğınız vasiyeti, devletin halkına
karşı sorumluğunu açıklaması
bakımından çok önemlidir.
***
Ben ki İstanbul’u fetheden
Allah’ın aciz kulu Fatih Sul-
tan Mehmet. Bizzat alın te-
rimle kazandığımparalarla
satın aldığım, İstanbul’un Taş-
lık semtinde bulunan, sınırla-
rı belirlenmiş yüz otuz altı bağ
dükkânımı aşağıdaki koşullar
gereğince vakfettim. Şöyle ki;
bu gayr-i menkullerimin gelir-
leri ile İstanbul’un her sokağı-
na ikişer kişi tayin ettim. Bunlar
ki ellerindeki bir kap içerisin-
de kireç tozu ve kömür külü ol-
duğu halde, günün belirli saat-
lerinde bu sokakları gezeler, bu
sokaklara tükürenlerin tükü-
rükleri üzerine bu tozları dö-
keler ki yevmiye yirmişer akçe
alsınlar; ayrıca on cerrah, on ta-
bip ve üç tane de yara sarıcı ta-
yin eyledim. Bunlar ki ayın bel-
li günlerinde İstanbul’a çıkalar,
istisnasız her kapıya varalar ve
o evde bir hasta olup olmadığı-
nı soralar, var ise tedavi edeler,
tedavi orada mümkün değilse
kendisinden hiçbir karşılık bek-
lemeksizin darülacezeye kaldı-
rarak orada tedavi edeler. Allah
korusun, herhangi bir gıda mad-
desi buhranı yaşanabilir. Böy-
le hal karşısında bırakmış oldu-
ğumyüz silah, erbabına verile.
Bunlar ki, vahşi hayvanların yu-
murta ve yavruda olmadığı sı-
ralarda, hastalarımız gıdasız
kalmasın diye avlanalar. Ayrı-
ca külliyemde yaptırdığım ima-
rethanede şehitlerin hanımları
ve çocukları ile Medine fakirle-
ri yemek yiyeler. Ancak yemek
yemeye veya almaya bizzat
kendileri gelmez ise yemekle-
ri güneşin loş bir karanlığında
ve kimse görmeden kapalı kap-
lar içerisinde evlerine götürüle.”
TARİHTEN YANSIMALAR
Hepimiz zeybekler, efeler, öğretmenler, emekli askerler, genç subaylar,
imamlar, müftüler, kadın ve çocukların Kurtuluş Savaşı’mızdaki kahraman-
lıkları hakkında çok şey duyduk ve öğrendik. Ama kaç tanemiz bir Türk pa-
pazın kahramanlıklarını hatırlayabiliyor? Aşağıdaki satırları okuduktan
sonra, hepiniz Papaz Eftim Erenerol’un bu kadirşinaslığı hak ettiğini anla-
yacaksınız.
Kurtuluş Savaşı’nda
bir Papaz
Papaz Eftim’in yaşadığı yıl-
larda Osmanlı Devleti, Mond-
ros Ateşkes Antlaşması’nı
imzalayarak I. Dünya
Savaşı’ndan yenik çıkmış-
tı. Antlaşmanın 7. maddesi
tam bir felaket olup, düşma-
na güvenlik gerekçesi ile is-
tedikleri bölgeleri işgal etme
hakkı veriyordu. Ateşkes son-
rası Anadolu’daki işgaller bu
maddeye dayanılarak yapıl-
mıştı. Komşumuz Yunanis-
tan, “Megalo-idea” amacıy-
la, Anadolu’yu işgal etmeyi
planlıyordu. Fener Patrikha-
nesi ruhani görevlerini unu-
tarak siyasallaşmış, Yunan iş-
galine ortam hazırlamak için
yoğun propaganda faaliyet-
leri başlatmış, bu arada da
Patrikhane’ye bağlı Keskin
Metropoliti Anadolu Ortodoks
Cemaati lideri Papaz Eftim’e
bir genelge göndererek
Anadolu’nun Yunanistan’a ve-
rildiğini, bu nedenle TBMM’nin
tanınmamasını, verdiği emir-
lere uyulmamasını ve artık
Türk Devleti egemenliğinde
yaşanmaması gerektiğini söy-
lüyordu.
Patrikhane’ye bağlı propa-
ganda uzmanları, Avrupa’da
Türkler’in Hıristiyanları kat-
lettiği yalanını uydurarak,
Türkiye aleyhine kamuo-
yu oluşturmaya çalışıyor-
lardı. Yapılan menfi propa-
ganda etkisini göstermişti.
Karadeniz’deki Pontusçu
Rumlar ayaklanırken, Anadolu
PAPAZ
Eftim, Yozgat’ın Akdağ-
madeni ilçesinde doğ-
muş olup AnadoluOr-
todoks Cemaati’nin lideridir. AnadoluOrtodoksları etnik
olarak Türk’tür. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelerek Hıristi-
yanlığı benimsemişlerdir. Türkçe konuşur ve Türkçe iba-
det ederler. Ne var ki Müslümanlar onları hep Rumolarak
tanıdılar.