90
şubat
2013
TARİHTEN YANSIMALAR
(
Bu sonuncusu size inanıl-
maz gelebilir ama ne yazık ki
doğrudur. Azerbaycan ve Kıp-
çak bozkırlarındaki kimi aileler
geçim darlığı ve çeşitli neden-
lerle evlatlarını satarlardı.)
Esirciler, giyimi kuşamı, ko-
nuşması ve tavırları ile güven
vermeyi ve ikna etmeyi bilen
insanlardı. Kızları ve ailelerini
paşa ve kral saraylarında kra-
liçeliğe kadar uzanan bir ola-
nağa dahi inandırabilirlerdi.
Bu sebeple kızlar, kendilerini
yıldızlara taşıyacak bir beyaz
atlı prens hayali ile baba oca-
ğından mutlu ayrılırlardı. Ta-
nıkların huzurunda ailelerine
ücretleri ödenerek alınan kız-
lar, artık mal sayılır, alınır, satı-
lır, takas ve hediye edilebilirdi.
Kırımlı akıncılar 1639’da
Ukrayna’ya yapmış oldukları
akınlardan bol ganimetle dön-
müşlerdi. Aldıkları ganimetle-
rin en değerlisi ise Nadia isim-
li, on iki yaşlarında güzel bir
kızdı. Nadia’nın -akşam güne-
şinin kızıllığını andıran- örgülü
saçları topuklarına kadar ini-
yordu. Düzgün kaşlar ve uzun
kirpiklerin süslediği mahmur
bakışlar, hafif kalkık burun
ve belirgin gamzesi ile ırkının
tüm güzelliklerini yansıtıyor-
du. Nadia, yalnız güzel değil,
aynı zamanda zeki ve sevimli
idi. Oturması, kalkması ve ha-
reketleri ile hiçbir saray ter-
biyesinin veremeyeceği ka-
dar doğal ve soylu idi. Esirciler
bu güzel kızı çok iyi bir fiyatla
Tuna Valisi Süleyman Paşa’ya
satmışlardı. O da 1641’de Va-
lide Kösem Sultan’a hediye
etmişti.
Ve Hatice Turhan Sul-
tan “Valide” olur…
Kösem Sultan, Nadia’yı
Ukraynalı cariyenin
önlenemeyen yükselişi
ESİR ticareti ile
uğraşanlara esirci
denirdi. Dünyanın en
eski mesleklerinden
biri olan esircilik, 19.
yüzyılın ortalarına kadar
devam etti. Esirciler,
alıp sattıkları insanlara
mal” diyorlardı. >>
Fatih’in vasiyeti
AVRUPA’DA ekonomiye;
İlk Çağ’da kölecilik,
Ortaçağ’da feodalite,
Yeniçağ ve Yakın Çağ’da
ise kapitalizm egemendi.
Bu sonuncu anlayışta
Çok üret, çok sat, çok
kazan” ilkesi temel
parola idi. Yani üretimin
amacı kazanmaktı. >>
Kurtuluş Savaşı’nda bir Papaz
PAPAZ Eftim, Yozgat’ın Ak-
dağmadeni ilçesinde doğ-
muş olup Anadolu Orto-
doks Cemaati’nin lideridir.
Anadolu Ortodoksları et-
nik olarak Türk’tür. Orta
Asya’dan Anadolu’ya gele-
rek Hıristiyanlığı benimse-
mişlerdir. Türkçe konuşur
ve Türkçe ibadet ederler.
Ne var ki Müslümanlar on-
ları hep Rum olarak tanı-
dılar. >>
Yoksullara yardım eden,
eli açık ve cömert Valide’yi halk çok seviyordu.
Zaman zaman “koçu” adı verilen, üstü kapalı ve yanları panjurlu arabasına
binerek İstanbul’un kenar mahallelerini dolaşır ve muhtaçlara yardım eder-
di. Bir gün arabası ile Divan Yolu’ndan geçiyordu. Yol kenarında bekleyen
bir delikanlıyı görünce “Aman Tanrım!” diyerek panjurları iyice araladı ve
dalgalı kızıl saçları ensesine kadar inen, ela gözlü, son derece yakışıklı zarif
bir gençle göz göze geldiler. Yarı hayret, yarı şaşkınlık içinde dudaklarından
belli belirsiz “Olamaz!” sözü döküldü. Valide Sultan o kadar şaşırmıştı ki ne-
dimelerinin “Sultanım! O Yusuf-ı sanidir” dediklerini bile duyamadı. Araba
yoluna devam ediyordu. Yol boyunca hiç konuşmayan Valide, saraya ge-
lince arabadan inerken hâlâ dalgın ve düşünceli idi. Nedimeleri başından
savdı ve doğruca odasına çekildi.
Ukraynalı cariyenin
önlenemeyen
yükselişi
ESİR
ticareti ile uğraşanlara esir-
ci denirdi. Dünyanın en eski
mesleklerinden biri olan
esircilik, 19. yüzyılın orta-
larına kadar devametti. Esirciler, alıp sattıkları insanlara
mal” diyorlardı. Mallarını cinsiyetlerine, yaşlarına, güzellik-
lerine ve hünerlerine göre gruplara ayırarak, her birini farklı
fiyatlara satarlardı. Esirci esnafınamal sağlayan kaynakları
ise şöyle sınıflandırılabiliriz: Savaş ganimetleri olarak pay-
laşılan tutsaklardan kurtuluş akçesini ödemeyenler, korsan
ve eşkıya baskını sonunda yakalanan gençler, aileleri tara-
fından gönüllü olarak satılanlar…