85
şubat
2013
Vahit Koç
veya bu alışkanlıklara mahkûm olmuş ve bir
yok oluşa doğru sürüklenmektedir. Bu kötü
gidişatın önüne ancak fedakâr bazı yiğitler
geçebilir. Bir gün insanlık, zaten cemaatin
bütün bu iyilik dolu vektörünün farkında
olacaktır (filan).
Gerçeklerse acıdır elbette. Bir topluluğun,
bir milletin başarısı yalnızca inancının doğ-
ruluğuna yahut motive ediciliğine indirgene-
mez. Tabii ve pozitif (yani insani üretimlere
dayalı) şartlara adapte olamayan, bir gidişatı
eleştirse bile o gidişatın farkında olmayan,
dolayısıyla o şartları aşacak insanbakımından
sıkıntı çeken yapılar sarsılmaya mahkûmdur.
Türkiye’de hep bireyin alanı sınırlandı. Her
tür fikirden cemaat yapısı içinde birey tecrü-
besinin tekil bir yaşam alanı olduğu yadsın-
dı. Bireysel iç-görüler, bilimsel deneyler gibi
somut değildir ki birey cemaate hesap versin.
O yalnızca varsa eğer, kendi cemaatinin veya
başka cemaatlerin düşünenlerinin eleştirisi-
ne sunabilir tecrübesini. Tecrübe dediğimiz
şey de istençsiz bilişsel bir süreçtir.Lokomo-
tifi sezgidir. Cemaati bekleseniz, bir asır da
geçse gelmez ki… Ama bizim cemiyetimi-
zin -varsa öyle bir cemiyet- birey yahut ay-
dın sıkıntısı hep oldu.Bu sıkıntı,cemaatlerin
fakir düşünselliklerini de gösteren bir şeydir.
Çünkü aydın tipi kategorize edilmiştir. Öl-
çünlüdür o. Aydınların birbirleriyle ünsiyet
kurabilecekleri cemiyet hayatı yoktur. İyinin
ve kötünün ötesinde, sevabın ve günahın
ötesinde yaşamak ister aydın ve istençsiz bi-
lişsel süreçlerin nöbetleri dar cemaat havala-
rında sürdürülemez. Bir cemaat içinde yaşa-
sa bile bir aydının özgürlüğü olmalıdır.Bunu
ancak bürokrasinin merhameti sağlayabilir.
Şimdiye kadar aydın denen tipin hep kari-
katürize edilmesine bakılırsa, bu merhamet
pek gösterilmiş sayılmaz. Ama aydınların da
suçu odur ki hep kendi cemaatlerini savun-
dular. Fakat dönüp dolaşıp geleceğimiz yer
bellidir. Cemiyet hayatımız özgür değildir.
Özgür olamadığı için aydın denen tip ce-
maatin dar alanına hapsolmak ve çoğu defa
sert mesajlarla tribünlere oynamak zorunda
kalıyor. Böyle bir şey kimin işine geliyorsa,
o dahi bir cemaatsi çevrenin içinde ruhunu
rehin bırakmıştır. Sarrafın halinden sarraf
anlar çünkü.
Gerçekler acıdır” sözünün ikinci adımı
ise acı bile vermez, o adeta kanayan bir ya-
radır. Cemaatsilikler böyle olduklarının bi-
lincindedirler. Bilincinde oldukları için, yani
bir ölçünlü cemiyet olmadığının farkında
oldukları için, büyük olasılıkla arkada el ele
vererek kendilerini özellikle marjinalleştirir-
ler. Böylece bireyin istençsiz bilişsel sürecini
kuşatabileceklerini düşünürler. Hâlbuki bi-
rey, kendi sürecinin geleceğini kendisi dahi
kestiremez. Çünkü o, istençsiz süreçleri te-
ori bağımlı yaşamaz. Aksine, teorileri kendi
istençsizliğinin bir fenomenine dönüştürür.
Çünkü doğa yeni olanı icat ederken eskiye
kulak asmaz. Böyle olmasa, düşünce tarihi
diye bir şey olmazdı en başta. Ayrıntılarda
boğulmayan bunu fark ediyor zaten.
Cemaatsi marjinalleşme -ki örnek olsun
diye yazıyorum- iki karşıtlık halinde sanal-
laşıyor. Onları doğal yakaladığınızda böyle
olmadıklarını, özellikle bunu yaptıklarını
anlıyorsunuz. Karşıtlığın biri -ki buraya
yazmaktan utanıyorum ama başka çarem
yok- evlenecek adayını orospu, diğeri ise
bir eski zaman ucubesi olarak takdim edi-
yor. Hangisinin yanına gitsen, kendi mar-
jinalini gerek ve yeter şart olarak sunuyor.
Yahu etme! Göz gördü, gönül sevdi…Ben
bilmem ağa, böyle işte!” filan…“Acı çekiyo-
rum!” filan. Yok, film başa alınıyor. Her vur-
gun bir yaraya dönüşüyor. Ne zaman dönüp
baksan, kanayan yaralar yayılıyor geçmişine.
Cemaatsi anlayışın ise tuzu kuru. Başkası-
nın trajedisi umurunda değil. Bu cemaatsi-
likler ne Muhammed’in cemaatsilikleri, ne
de Kropotkin’in.Belki de kendi sürecini tam
olarak bitiremeyecek, ömrü kendi kendisiy-
le didişerek geçecek olan ve yaşama azabı
içindeki bir bireye reva görülen bu tür şeyler,
olsa olsa cemaatsi anlayışımızın kendi iro-
nisidir. Hep o yaşlı Kızılderili aklıma gelir
(
asılacak olan). Bir kurban olarak, kendisini
asacak zalime, o çıplak vahşi ahlakı ile ses-
lenir: “Ancak senin gibi bir adam, yaşlı bir
adamın ölümünde zafer arayabilir!”