84
şubat
2013
İstençsiz düşünme:
Göz gördü, gönül sevdi
Toplum
haber
ajanda
Cemaatsi anlayışın ise tuzu kuru. Başkasının trajedisi
umurunda değil. Bu cemaatsilikler ne Muhammed’in
cemaatsilikleri, ne de Kropotkin’in. Belki de kendi sürecini
tam olarak bitiremeyecek, ömrü kendi kendisiyle didişe-
rek geçecek olan ve yaşama azabı içindeki bir bireye reva
görülen bu tür şeyler, olsa olsa cemaatsi anlayışımızın
kendi ironisidir. Hep o yaşlı Kızılderili aklıma gelir (asılacak
olan). Bir kurban olarak, kendisini asacak zalime, o çıplak
vahşi ahlakı ile seslenir: “Ancak senin gibi bir adam, yaşlı
bir adamın ölümünde zafer arayabilir!”
Cemaatsi tutumlar,
duygusal
tutumlardır. Orada belli bir aşkı,
hatta tabir caizse, belli bir epik
hazzı sürdürürsünüz. Grupla
bir günbütünmeseleler çözü-
lecektir, insanlığa refahüflene-
cektir. Zatenbuyolculuk, kutsal
bir yolculuktur ve onararak iler-
ler. Amaç, yakın çevredenbaş-
layarak ruhsuz(?) dünyaya ruh
üfürmektir. İnsanlık tehditler
altındadır, şuveya bu alışkanlık-
laramahkûmolmuş ve bir yok
oluşa doğru sürüklenmektedir.
Bu kötü gidişatınönüne ancak
fedakâr bazı yiğitler geçebilir.
Bir gün insanlık, zaten cemaatin
bütünbu iyilik doluvektörü-
nün farkında olacaktır (filan).
C
EMAATİN
cemiyetten farklı olduğu söylenir. Kitabî olandanuzak dur-
mak için kendi deneyimimi öne alarak konuyu açmak ve bu konu aracı-
lığıyla da asıl temamı yakalamak istiyorum. Öncelikle kendi içinde daha
kapalı bir söyleme sahip cemaat olgularınınmensuplarıyla özellikle
daha genç olduğumuz yıllarda ve bumensuplarınbir gence daha hoşgö-
rülüolmasınında olanağı ile görüşmüşlüğümolmuştur. Kişisel bir tutumolarak din-
lemek ve gözlemyapmak alışkanlığımolduğu için anlamakmeselesi, benim içinher
zaman güreşmekmeselesindendaha öne çıktı. Açık yüreklilikle söylemek gerekirse,
farklılığı, daha yeniyetmelik yaşlarımdanberi zenginlik olarak yorumlamışımdır. Bu
yüzden şuveya bu cemaatinyanına asla radikal önyargılarla gitmemişimdir. Bugün
birazcık ayağımı kestimse, diyaloğu saldırganlık olarak yorumlayanlar sebebiyledir.
Her neyi savunursa savunsun, hiç kimse saldırganbir ortama girmek istemez.
>> Görüp yaşadıklarıma göre, hemen
her kümelenme kendi cennetini oluşturur.
Bu, yeme-içme kültüründen belli bir mi-
zahi düzeye kadar kendi içinde zengin bir
akıştır.Günümüzde çok eskinin “bir lokma-
bir hırka” anlayışını bulamazsınız artık.
Cemaatteki tutumlarınız ne olursa olsun,
cemiyetin baskın alışkanlıklarını çok faz-
la zorlayamazsınız. Düşünsel bakımdansa
daire, dini cemaatleri de aşarak diğerlerini
de içine alan bir genişliğe ulaşır. Bu geniş-
liğin anlamı, her cemaatçi tutumun kendi
içinde bir fikir cenneti oluşturma amacıdır.
Bir grubun fikirlerini dinlediğiniz zaman
A’dan Z’ye bütün sorunlara yegâne çarenin,
o grubun cenneti ile ilintili olduğu betimle-
nir. Bunun bireysel sosyalleşme için motive
edici olması (“yalnız değilsiniz”filan) yanın-
da -ki bazı bireyler bu bunalımı aşınca çekip
giderler zaten-, ufak tefek sivrilikleri de var-
dır. Kişisel olarak bu sivrilikleri, hep dışarıyı,
yani cemiyeti tanımamaya yormuşumdur ki
zaten genç olmayan mensuplar da bu sivri-
liklerden vazgeçmişlerdir.
Cemaatsi tutumlar, duygusal tutumlardır.
Orada belli bir aşkı, hatta tabir caizse, belli
bir epik hazzı sürdürürsünüz.Grupla bir gün
bütün meseleler çözülecektir,insanlığa refah
üflenecektir. Zaten bu yolculuk, kutsal bir
yolculuktur ve onararak ilerler. Amaç, yakın
çevreden başlayarak ruhsuz(?) dünyaya ruh
üfürmektir. İnsanlık tehditler altındadır, şu