83
şubat
2013
gerek şartı olan beyin ölümü de çok fazla
tartışıldı. Ancak Diyanet’in “Olur” fetvasıy-
la heyecan dindi, yazı çiziler sona erdi. Oysa
bugün gelişen teknoloji ve sıçrayan bilim-
ilim, çatışmalara eskisinden daha açık.
Tarihte kalp durmasının ölüm kabul edil-
diğini bilirsiniz. Ancak bugün ilkyardımın
önemli uygulamalarından biri olan kalp ma-
sajı ile duran kalbin çalıştırılması, kalp dur-
masını kıstas olmaktan çıkardı. Artık mo-
dern tıp, bedenin ana kontrol merkezi olan
beyin devreden çıktığında, -organların oto-
nom sistemde kendini kontrol edebilmesi en
çok 3 gün/ 72 saat sürdüğünden- “Beyin ölü-
mü eşittir klinik ölüm” kabul ediliyor. Tıbba
göre beyin ölümü, beyin sapı kontrolündeki
tüm yaşamsal fonksiyonların geri dönüşsüz
kaybolduğu ve mutlak ölümle sonuçlanan
bir süreçtir.
Ancak klinik ölüm, biyolojik ölüm değil-
dir. Çünkü biyolojik ölüm bir süreçtir ve tüm
hücreler ölene dek sürer. Beyin ölümü tanı-
sında henüz hücreler yaşarken, henüz biyo-
lojik ölüm gerçekleşmeden organ transplantı
yapılır.Oysa beyin ölümü gerçekleşen kişinin
kalbi atmaktadır. Organ, doku ve hücrelerin
bir yaşam süresi vardır. Örneğin saç ve tırnak
dokumuz, definden 15 gün sonra bile canlı
kalabilir.
Klinik (Tıbbî) Ölüm
Organ Nakli
Biyolojik (Hücresel) Ölüm
Beyin ölümü tanısı
Koma halinin nedeni tespit edilir. Geri
dönüşsüz beyin hasarından emin olmak için
testler yapılır. Derin koma hali, vücut sıcak-
lığı 32
o
C’nin üzerinde olması, beyin sapı
reflekslerinin alınamaması, pupillerin parlak
ışığa yanıtsızlığı, kornea-yutak-trake reflek-
si ve spontan solunum çabasının olmaması,
pozitif apne (solunum) testi sonucu beyin
ölümü tanısı konur.
Tereddütler ve beyin
ölümünden sonra yaşayanlar
Pupiller testte ilaç zehirlenmesi (narko-
tikler), CPR sonrası (adrenalin-atropin) ve
ağır yüz yaralanmaları yanlış teşhise neden
olabilmektedir. Apne testi için 90 mm Hg
sistolik kan basıncı alınabilmelidir ve ön ko-
şulların hazırlanması zordur. Tüm kriterlere
uyan bazı beyin ölümü olaylarında “vücut
sıcaklığının korunduğu”, “beyindeki hipofiz
hormonlarının salgılanmaya devam ettiği”,
hipofiz bezi ve beyin merkezleri arasındaki
iletişimi kontrol eden; susama, acıkma, cinsel
davranış, korku-nefret gibi defansif duygu-
ları kontrol eden ve vücut ısısı-sindirim-kan
basıncı-bağışıklık gibi yaşamsal faaliyetleri
sürdüren hipotalamusun aktivitesine devam
ettiği” görülmüştür. Intrakranial (kafatası içi)
dolaşımda da şüpheli bulgulara rastlanmış ve
net açıklamalar yapılamamıştır. Literatüre
göre 30 yaşındaki bir gebe, beyin ölümünden
107
gün sonra sağlıklı bir bebek dünyaya ge-
tirmiş ve 1996’da Gaziantep’teki Bebek San-
ca, defnedilmek üzereyken ağlamaya başla-
mıştır. Böyle onlarca örnek verilebilir.
Nitekim kadavra donör sayısının azlığı
da beyin ölümü tanısının zorluğu ve belir-
tilen bu soru işaretlerine bağlanabilir. Ayrıca
sosyo-kültürel nedenler (gelenek, örf, anane,
aile hiyerarşisi, dini tereddütler) ve dağıtım-
da adaletsiz davranıldığı inancı da bağışlara
engel olmaktadır.
Kortikal ölüm (bitkisel hayat)
Bitkisel hayat durumunda beyin sapı sağ-
lamdır. Bazı fonksiyonlar çalışır. Hasta, ya-
şamını yatakta ve tepkisiz sürdürür. Her an
sağlığına kavuşabilir. Ölüm gerçekleşmedi-
ğinden, organ vericisi değil, ağır hasta kate-
gorisindedirler. Halk arasında beyin ölümü
ile en çok karıştırılan durumdur.
İslam ve organ bağışı (İtikâdî
ve hukukî açıdan)
Türkiye’de ilk kalp nakli Dr.Kemal Beyazıt
tarafından (1968/ Ankara Yük. İht.Hast), ilk
canlıdan nakil (böbrek-1975) ve ilk kadav-
radan nakil (böbrek-1978) ise Dr. Mehmet
Haberal tarafından (Hacettepe Ünv.) yapıl-
mıştır. Haberal’ın dilekçesi doğrultusunda
Din İşleri Yüksek Kurulu (03.03.1980 tarih
ve 396/13 sayılı karar) organ naklinin tedavi
ve hayat kurtarmada “zarûrete binâen” caiz
olduğu fetvasını vermiştir.
Haşr” bedenî olacağından, organ nakli
tereddütle karşılanabilmektedir. Ancak ahi-
rette uzuvların bir araya geleceği Kur’an-ı
Kerim’de bildirilmiştir (Kıyâme 75/3-4). Bu
delile göre âlimler, herkesin kendi organla-
rıyla haşrolacağını belirtmektedirler. Sorum-
lulukta aslolan iradedir ve organı kullanan,
kullandığı sürece sorumludur. Çünkü her
şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir.Ayrıca organ
nakliyle kişilik transferi olmadığı gibi, donö-
rün dînî inancı da önemsizdir.
Klasik kaynaklarda organ nakli fetvası ol-
maması, meselenin devre özel olmasından
kaynaklanır. Bu noktada Kur’an ve Sünnete
göre çözüm üretilir. İslam, hayatı korumayı
dinin temel amaçlarından kabul eder: “Kim
bir insana hayat verirse, bütün insanlara ha-
yat vermiş gibidir” (Mâide 5/32) ve “İyilik
ve takva üzere yardımlaşınız” (Mâide 5/2).
Günümüz âlimleri bu delillerle kadavradan
nakle fetva vermektedir.
Nakle karşı çıkanlar ise, organlarımızda ta-
sarruf hakkımız olmadığını ve naklin yaratılışı
değiştirdiğini (ki birçok hekim de bu konuda
örnekler vermektedir) dayanak göstermek-
tedir. Ancak her organ için aynı durum söz
konusu olmayabilir. Farklı görüşlerin olduğu
böyle hassas bir noktada bazı kişilerin uydur-
ma gerekçeler üretmesi gibi,bir kısmın da nak-
le direnç göstermesi normal karşılanmalıdır.
Beyin ölümü istatistikleri
Sağlık Bakanlığı/ Sağlık Hizmetleri Ge-
nel Müdürlüğü/ Organ Nakli ve Diyaliz
Hizmetleri Başkanlığı/ 10.02.2013 günü son
verilerine göre hazırladığım grafikler aşağı-
dadır (2013 verileri Ocak ayı ve Şubat’ın ilk
10
gününü kapsar):
Türkiye Genelinde Beyin Ölümü Vakala-
rı, 2013- 2012- 2011.
Grafikten anlaşıldığı üzere, Türkiye gene-
linde beyin ölümü sayısında artış görülmekte,
organ bağışı konusunda bilgilendirme çalış-
maları ve kampanyaların ise kayda değer bir
sonuç vermediği gözlenmektedir.
Türkiye Bölge Koordinasyon Merkezle-
rindeki Beyin Ölümü Vakaları, 2013.
2013
verilerine göre,beyin ölümlerinde ai-
lelerin en yüksek organ bağışı onayı Samsun,
en yüksek ret onayı ise Erzurum ilindedir.
Türkiye Bölge Koordinasyon Merkezle-
rindeki Beyin Ölümü Vakaları, 2012.
2012
verilerine göre, beyin ölümü son-
rası ailelerin en yüksek organ bağışı ona-
yı İzmir’de görülmüş, en yüksek ret ise
Erzurum’da yaşanmıştır.
Türkiye Bölge Koordinasyon Merkezle-
rindeki Beyin Ölümü Vakaları, 2011.
2011
beyin ölümlerinde aile onayı yine
İzmir’de en yüksek oranda görülürken, Er-
zurum’da ret oranı en yüksektir.Doğu illerin-
de reddin daha fazla olması, halkın gelenek
ve inançlarına dayandırılabilir.
Yıllara göre kurum istatistiklerine bakıl-
dığında ise, özel üniversite ve kurumlarda
aile onaylarının daha rahat alındığı, devlet ve
kamu üniversitelerinde nakillerin özel kurum-
lara yakın olduğu, ancak vakıf hastanelerinde
fazla hareket olmadığı tespit edilmiştir.
Kaynakça
/.../
Beyin%20ölümü.ppt
ontent&view=article&id=906:organ