81
şubat
2013
ler. Bu yüzden dünyaya gelen bebeklerin
işitme engelli olduğu ne kadar erken fark
edilirse, özel eğitimlerle dil öğrenmeleri o
kadar kolaylaşır.
Bebek kaşif olarak doğar
Son yıllarda bebeklerin bilişsel dünya-
sını anlamaya yönelik şaşırtıcı gelişmeler
de oldu. Bebeklerin, etraflarındaki dünyayı
anlamaya yönelik yoğun bir istek ve onları
bu dünyaya saldırgan bir şekilde keşfet-
meye zorlayan bitmez tükenmez bir me-
rak ile doğdukları anlaşıldı. Bebeklerin bu
öğrenme merakı, tıpkı açlık, susuzluk gibi
doğuştan gelen bir dürtü ve yetenektir. Be-
beklerin zihinleri, nesnelerin fiziksel özel-
likleriyle meşguldür. Bir yaşından küçük
bebekler, sahip oldukları bütün duyusal
silahlarla bir nesneyi ayrıntılı olarak analiz
etmeye çalışırlar. Nesneye dokunurlar, tek-
me atarlar, onu yırtmaya çalışırlar, kulakla-
rına sokarlar, ağızlarına sokarlar ve bu ha-
reketleriyle nesnelerin özellikleri hakkında
yoğun bir biçimde bilgi toplarlar. Bebekler
ne olduklarını anlamak için nesneler üze-
rinde düzenli olarak ve sıkılmadan, sanki
deney yaparlar. Bu, çoğu zaman çocukların
bir şeyi kırmasıyla sonuçlanır.
Bu, nesneye dayalı araştırma çabaları, gi-
derek daha karmaşık bir hale gelir.Ünlü bir
deney dizisinde,bebeklere birbirinden uza-
ğa yerleştirilmiş bir tırmık ve bir oyuncak
verilmişti. Bebekler oyuncağı almak için
tırmığı kullanmayı hızla öğrendiler. Sonra
araştırmacılar hayret verici bir şey gözlem-
lediler.Birkaç başarılı girişimden sonra, be-
bekler oyuncağa olan ilgilerini kaybettiler.
Ama tırmığa, daha doğrusu “deneye” olan
ilgilerini kaybetmediler. Oyuncağı alıyor,
onu farklı yerlere taşıyor, sonra onu alabil-
mek için tırmığı kullanıyorlardı. Tırmıkla
ne yapabileceklerini görmek için, oyuncağı
erişemeyecekleri bir yere bile koyuyorlardı.
Oyuncak onlar için hiç de önemli değil gi-
biydi.Önemli olan, tırmığın onu yakına ta-
şıyabildiği gerçeğiydi. Nesneler arasındaki
ilişkiyi, özellikle bir nesnenin diğerini nasıl
etkileyebildiğini deneye tâbi tutuyorlardı.
Bebekler büyürken 14. ayları ile 18. ay-
ları arasında olağanüstü farklılıklar oluşur.
Bunlar, çocukların başkalarının, kendile-
rininkinden farklı istek ve tercihleri ol-
duğunu öğrenmeye başladığı dönemdir.
Daha önce böyle düşünmezler. Kendileri
bir şeyden hoşlandığı için bütün dünyanın
da aynı şeyden hoşlandığını düşünürler. 18
aylıkken bebekler, bu düşüncelerinin doğru
olmadığını öğrenmeye başlar ve test ede-
rek anlamaya çalışırlar. 2 yaşından sonra
küçük çocuklar bazı şeyleri, büyükleri bu
şeyleri yapmalarını “istemediği” için özel-
likle yapar. Böylece insanların tercihlerinin
sınırlarını tekrar tekrar zorlar ve nasıl tepki
verdiklerini izlerler.Yavaş bir şekilde insan-
ların isteklerinin uzunluğunu, yüksekliğini,
yani dayanma sınırlarını algılamaya baş-
larlar. Bu arada çok da kazanç elde ederler.
Örneğin, bir şeyleri ağlayarak isterler ve
anne babaların dayanma sınırını zorlarlar.
Karşılarında ağlamalarına dayanamayan
anne baba varsa, artık bebek için isteklerini
yaptırmanın yolu öğrenilmiştir. Buna ben-
zer davranışlar bütün bebeklerin sahip ol-
duğu bilgi toplama yöntemidir. Dünyanın
nasıl işlediğini çözmek için, giderek artan
bir şekilde, kendini düzelten bir çıkarım-
lar dizisi kullanırlar. En az bir bilim adamı
kadar içinde bulundukları çevreyi aktif bir
şekilde test ederler.
Çocuklar için yeni şeyler öğrenmek,
neşe kaynağıdır. Bu süreç, bir süre sonra
yeni şeyler keşfedip öğrenmeyle bir çeşit
neşe sağlayan bağımlılık haline getirir. Bu,
gelişmesine izin verildiğinde okul yılları-
na kadar devam edecek olan doğrusal bir
ödüllendirme sistemi gibidir. Çocuklar,
büyüdükçe öğrenmenin onları yalnız eğ-
lendirmediğini, aynı zamanda üstünlük
ve farklılık getirdiğini keşfederler. Bu da
onlara merak ettikleri ve teşvik edildikleri
konularda daha derinlemesine bilgi sahibi
olup uzmanlaşmak konusunda kendileri-
ne güven kazandırır. Böylece çocukların
zihinsel süreçleri ömür boyu sürecek canlı
bir işleyişe sahip olur.
Araştırmalar, yetişkin beyninin bazı bö-
lümlerinin bir bebek kadar biçimlendirile-
bilir kaldığını, bu sayede yeni bağlantılar
geliştirebildiğini, var olan bağlantıları güç-
lendirebildiğini ve hatta yeni sinir hücreleri
oluşturabildiğini gösterdiler. Bu sonuçlar
hepimizin ömür boyu öğrenmeye açık ol-
duğumuzun deneysel kanıtları oldu.
Yaklaşık 10 yıl önceye kadar yaygın olan
görüş, sahip olabileceğimiz bütün beyin
hücreleri ile birlikte doğduğumuz ve bu
hücrelerin yetişkinlikten yaşlılık yılları-
na ilerlerken sürekli olarak tüketildiğiydi.
Ama yetişkin beyninin öğrenme ile ilgili
bölgelerde sinir hücresi oluşturmaya de-
vam ettiğinin gösterilmesinden sonra du-
rum değişti.Artık yetişkin beyninin yaşamı
boyunca deneyimlere tepki olarak yapısını
ve işlevini değiştirme becerisi devam ettir-
mek gibi bir yeteneği olduğunu biliyoruz.
Ancak beyindeki bu muhteşem değişim ve
gelişimin olması için, bilginin değer oldu-
ğu ve bu değeri edinmeye merakın teşvik
edildiği bir çevrenin, toplumsal ortamın
bulunması gerekiyor.
Kaynaklar
Yakıt İsmail, Kur’an’ı Anlamak, Ötüken Yayınları
(2003)
Ankara.
Medina John, Beyin Kuralları (The New York
Times Bestseller) Kuzey Yayınları (2010) İs-
tanbul.
Zeman Adam, Bilinç Kullanım Kılavuzu, Metis
Yayıncılık (2006) İstanbul.
Kayaalp İsa, İletişim Ve Dil, Diyanet Vakfı Yayın-
ları (1998) Ankara.
Berne Robert M. Fizyoloji, Güneş Tıp Kitabevler
(2008)
Ankara.