76
şubat
2013
Toplum
haber
ajanda
sezgisiydi. Onun için yerinden ayrılmamalı
ve sabırla, şuurla beklemeliydi. Bunun içindi
kadınların hep bekleyen oluşu. Havva’dan
kalan çok güzel bir sünnetti kadınların bek-
leyişi. Bunun için kadınlar kimseye küsme-
meli, kızmamalı, darılmamalı, bağırıp çağır-
mamalıydı.
Nitekim bilmem kaç bin, bilmem kaç
milyon yıl sonra bir Anadolu gelininin bek-
leyişi de bundandı. Yani Havva’nın sünneti
gereğiydi.
Anadolu insanı, o gelinin dilinden ne de
güzel, ne de ince, ne de edebli bir şekilde
dile getirmişti kadın bekleyişini. “Yârim
İstanbul’a gideli yedi yıl oldu/ Diktiğin fi-
danlar meyveye durdu.” Havva’dan sonra
gelen kadınların kaderiydi bu. Bekledikleri-
nin geri dönmeyişi...
Gerçekten de her kadın, Havva ana-
mız kadar şanslı değildi gurbete saldığı
Âdem’inin gelmesi konusunda. Nice ocak-
ları hiç yanmamışa döndürmüş; nice ocak-
ları henüz alevlenirken, yeni yeni tütmeye
başlarken, dumanları şen şakrak bacaların-
dan çıkarken söndürmüştü gurbete salınan
Âdemler.
Zamane Âdemleri gitmişler ve bir daha
gelmemişlerdi. İşte bunun içindi Halik-ı
Zülcelal’in Âdem’e ve belki de onun şahsın-
da bütün erkeklere serzenişte bulunması: “...
Biz Âdem’e ahit verdik de unuttu” (20/115)
Evet, Âdem/Âdemler unutur. Günümüz
Havvalarının bunu bilmeleri ve akılların-
dan hiç çıkarmamaları gerekir. Bilmeliler ki
istisnaları dışında zamane Âdemleri sözle-
rinde pek durmazlar. Bu bakımdan zamane
Havvaları,Havva validemiz kadar şanslı de-
ğillerdir. İşin garip olan yanı ise, Âdemlerin
sözlerinde durmayışlarının ve gittikleri gur-
betteyken sılada bıraktıklarını unutmaları-
nın sebebi de bir başka Havva’dır.
Gerçekten de Havvalar kadar Havvala-
ra rakip olan bir başka cinsi görmek zorun
zorudur. Daha açık bir deyişle Âdemler
Âdemlere karşı daha insaflı ve merhametli
oldukları halde, Havvaların Havvalara kar-
şı insafı da, merhameti de çok daha azdır.
Bunu günlük hayatınızın içinde çok açık
olarak izleyebilir, görebilir, anlayabilir, mü-
şahede edebilirsiniz.
Ne zaman bir
yaban gülü görsem…”
Başa dönecek olursak, nizam kurulmuştu.
Âdem ile Havvaların kaderine ayrılık yazıl-
mıştı bir kere. Nasıl ki İblis, Âdem’e secde
etme sınavıyla sınanmış ve kaybetmişti.
Âdemler de Âdem’in sınavıyla sınanmış ve
genelde kaybetmişlerdi. Evet, kaderlerinde
ayrılık yazılı olan Âdemler için gurbet ya-
zılmıştı bir kere.
Bu yazının görünen nedeni şu ya da bu
olabilirdi.Asıl neden, gurbetin bir sınav ola-
rak Âdemlerin kaderine geçmiş olmasıydı.
Ve gurbete giden Âdemler, ataları Âdem’in
izinden gidip sılaya dönmeleri gerekirken
dönmediler ve eli kınalı Anadolu gelinleri-
ni sılada önce ayrılık ateşiyle yaktılar, son-
ra da eriyen yürekler üzerinde yeni bacalar
tüttürmeye çalıştılar. “Ne zaman bir yaban
gülü görsem yalınkat/ Ve incecik dalında
küçücük bir serçe/ Bir Anadolu kızını hatır-
larım/ Örselenip terkedilmiş namertçe/ Ne
zaman bir yaban gülü görsem yalınkat”
Seven erkek
Yanan yürekler üzerine kurulan ocakların
bacaları tüttü ve bu ocakları kuranlar huzur
buldular mı dersiniz? Tam olarak bilemesek
de yanan yürekler üzerine kurulan yuvaların
tam olarak huzuru yakaladıklarını sanmıyo-
rum.Anadolu insanı bu konuyla ilgili olarak
Bu yazının görünen nedeni şu ya da bu olabilirdi. Asıl neden, gurbetin bir sınav olarak Âdemlerin kaderine geçmiş olmasıydı. Ve gurbete giden Âdemler, ataları Âdem’in izinden gidip sılaya
dönmeleri gerekirken dönmediler ve eli kınalı Anadolu gelinlerini sılada önce ayrılık ateşiyle yaktılar, sonra da eriyen yürekler üzerinde yeni bacalar tüttürmeye çalıştılar.