69
şubat
2013
lendirmediklerini,Ekümenik Patrikhane’den
ise yanıt bile alamadığını söylediğinde, İHD
Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon
Üyesi Ayşe Güneysu’dan şu cevabı alıyordu:
Kiliselerin çok haklı olarak endişeleri var.
Samatya’da da durum öyle. Olayları gizle-
yerek, üzerini kapatarak kendilerini güvende
hissetmeye çalışıyorlar, ama bizim de bunca
yıllık deneyimimiz ve hassasiyetlerimiz var.”
Bölgede yaptıkları incelemelere dayana-
rak hazırladıkları raporda, Samatya’daki Er-
menilere yönelik saldırıların ırkçı güdülerle
işlendiğine dikkat çeken İHD’nin vardığı
sonuçlar ise şunlardı:
-
Samatya’nın Ermeni halkı bir saldırıyla
karşı karşıyadır. Adeta Ermenilere “Yatağı-
nızda ölemeyeceksiniz, yatağınızda ölmenize
izin vermeyeceğiz” denmektedir.
-
İşlenen cinayet, salt öldürme ya da gasp
kastıyla açıklanamayacak bir şiddet içermek-
tedir.
-
Samatya’nın Ermeni halkı tedirgindir.
Resmi sayılabilecek görüşmelerimiz sırasın-
da cinayetin ve saldırının adi bir kriminal
vaka olduğuna inandıklarını söylemelerine
rağmen, daha dolaylı görüşmeler ve sohbet-
ler sırasında -açıkça ifade edilmese bile- ci-
nayetin Ermeni kimliğine yönelik ırkçı bir
nefret saiki de taşıyabileceği duygusu kendi-
ni hissettirmektedir. Kilisedeki cenazede bir
kadının sorumuza ilk cevabı “Bunun ırkçı bir
cinayet olduğunu düşünüyoruz” olmuştur.
-
Samatya’nın Ermeni halkı, soruldu-
ğunda çok net ve ısrarlı bir şekilde emniyet
güçlerine güvenlerinin tam olduğunu söy-
lemektedir. Özellikle konuyla ilgili cinayet
masası ekiplerinin ne kadar özveriyle, gece-
lerini gündüzlerine katarak çalıştıklarını dile
getirmektedirler.
-
Emniyet güçlerinin bazı bakımlardan
anlaşılabilecek nedenlerle olayın üzerine giz-
lilik perdesi örtmesinin, korkuları azaltma/
giderme bakımından yararlı olabileceği dü-
şünülebilir; ancak şeffaflık her zaman daha
fazla güven vereceğinden, bu gizlilik ve aileye
yapılan tembihler, daha da derin bir tedirgin-
lik ve bilinmezliğe yol açmaktadır.
Ermeni cemaatini kurban
psikolojisine sokmak
Şahsen ben, İHD’nin hassasiyetlerini
anlamak ve hak vermekle beraber, Samatya
halkının cinayet masası ekiplerinin olayı çöz-
mek için ellerinden gelen her şeyi yaptıkları-
na inandıkları bir ortamda, olay henüz net ve
açık olarak kesinlik kazanmadan varsayımla-
ra, zanlara ve geçmişte yaşanan acılara daya-
narak “bir nefret söylemi” oluşturulmasının,
Ermeni cemaatinin hassasiyetlerini dikkate
almamak ve yangına körükle gitmek anlamı-
na geldiğini düşünüyorum.
Bir söylemin “nefret dili” olması için, onu
ille de sizin birilerine söylemeniz gerekmez.
Birilerinin bu sözleri söylediğini varsayarak
Adeta Ermenilere ‘Yatağınızda ölemeye-
ceksiniz, yatağınızda ölmenize izin verme-
yeceğiz’ denmektedir…” şeklindeki cümleler
sarfetmek de hem “tersten”nefret söylemidir,
hem de nefret dilini kışkırtmaktır. Aynı za-
manda da kesinlik kazanmamış bir konuda
negatif ” algı oluşturmaktır. Ve ne Ermeni-
lere herhangi bir faydası vardır, ne de insan
haklarına. Tam tersine, Ermeni cemaatini
kurban psikolojisine ve kurban dilinin nefret
söylemine dayalı dar alanına hapseder.
Kısacası, İHD’nin ve bu söylemi benim-
seyerek abartılı bir şekilde öne çıkaranların
yanlış yaptığı kanısındayım. Bu dille belki
kendi dar çevrelerinde ve uluslararası Türkiye
karşıtı çevrelerdeki Türkiye’nin aleyhine olan
her türlü eylem ve söylemden medet uman-
lar arasında belli bir popülarite kazanabilirler.
Ama Türkiye’deki pek çok farklı kesimi de
karşılarına alarak, yaptıkları önemli ve güzel
çalışmalarının da değersizleşmesine sebep
olurlar.
Aslında işin içine siyaset ve ideolojik alış-
kanlıklar girmeyince herkes ortak ve sağdu-
yulu bir dil tutturmayı başarıyor. Ama ne za-
man ki siyasi söylemlere teslim oluyorlar, işte
o zaman işin şirazesi kayıyor. Bu gerçek, sağ
kesimler için de böyle, sol kesimler için de…
HDK’nin, olayların hemen ertesinde düzen-
lediği Samatyalı Ermenilerle Dayanışma ve
Destek Yürüyüşü’nde BDP’li milletvekilleri
Ertuğrul Kürkçü ve Sabahat Tuncel’in açık-
lamalarını okuyunca ne demek istediğimi
daha iyi anlayacağınızı sanıyorum.
Ertuğrul Kürkçü:
Bugüne kadar peşpeşe
işlenen cinayetlerin hepsinin benzer bir örgü
içerisinde işlendiğini anlıyoruz. Bu cinayetin
çözülmesi için İstanbul Emniyeti’nin, İçişleri
Bakanlığı’nın gerekenleri yaptığından ne ya-
zık ki emin değiliz.Çünkü bugüne kadar Er-
menilere, gayrimüslimlere, Hristiyan cemaat
mensuplarına karşı işlenen bütün cinayetlerin
arkasında her zaman Türkiye’nin güvenlik
teşkilatının şu ya da bu birimlerinin başın-
daki yetkililerin olduğunu gördük.Daha dün
Malatya’daki Zirve katliamından sorumlu
olarak İstanbul 1.Ordu Komutanı’nın tutuk-
landığını aklımızdan çıkarmıyoruz. Madem
öyle, bütün bu cinayetlerin arkasında da ben-
zer bir güvenlik biriminin olduğunu düşün-
mek için ne gibi bir engel var?”
Buraya kadar hiçbir problem yok. Şüphe-
lenmek ve bunu dile getirmek haktır. Olay-
lar tabiî ki derinlemesine araştırılmalı ve söz
konusu birimlerle herhangi bir bağlantı varsa
mutlaka açığa çıkarılmalı. Konuşmasının
devamında şunları diyor Ertuğrul Kürkçü:
Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yezidiler bu
ülkenin, bu toprakların en kadim halkları.
İstanbul’da bizler yokken, onlar vardılar. Bu-
rada yaşıyorlardı, buradaki medeniyeti onlar
kurdular. Asla ve asla bu cinayetleri bize sıra-
dan, herhangi bir seri katilin işi olarak kimse
anlatmaya kalkmasın. Biz bunun arkasındaki
ırkçı izi görüyoruz, hissediyoruz. İki elimiz
yakalarında olacak. Eninde sonunda bu ci-
nayetlerin hesabı verilecek. Artık yeter, artık
yeter, artık yeter!..”
İşte, problem de konuşmanın tam bu kıs-
mında başlıyor kanımca. Çünkü hitabetin
verdiği coşkuya kapılan Kürkçü, önce popü-
lizme kayıyor,ardından da daha önceki nega-
tif deneyim ve bilgilerden yola çıkarak az ön-
ceki öznel ve sorgulayan söylemini terk edip
zanlarının eşliğinde kesin hükme varıyor.
Cinayetlerin bir seri katil işi olacağına
asla inanmayacaklarını söyleyen Ertuğrul
Kürkçü’ye ve onun ardından söz alan diğer
BDP milletvekili Sabahat Tuncel’e “Ermeni
halkına yönelik geliştirilen bu saldırıyı bir
kez daha kınıyoruz. Ve diyoruz ki, yalnız
değilsiniz. Bu katliamların, bu saldırıların
hesabını birlikte soracağız. Mücadeleniz
mücadelemizdir” sözlerinden dolayı, “peşin
hükümlü” ve/veya “önyargılı denmez” dersek,
çok mu yanlış olur?
Ya niyetlerinin üzüm yemek mi, yoksa
bağcı dövmek mi olduğunu sorgularsak?..
Biz en iyisi, “Ermenilere destek” diye
çıktıkları yolda, sağduyudan uzak siyasi ve
ideolojik söylemlerle nefret dilini kışkırtıp
yarardan çok zarar gelmesine sebep olanlara
Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi Yöne-
tim Kurulu’nun uyarısını hatırlatalım:
“…
Olaylar netlik kazanmadan Ermeni
toplumuna yönelik bilinçli ve kasıtlı yapıl-
mış olaylar olarak anlatılması, toplumumuzu
olumsuz yönde etkilemeye devam etmekte-
dir. Unutulmamalıdır ki bu olaylarda kanuni
süreç hâlâ devam etmektedir. Bundan dolayı
tüm kesimlerin gerekli hassasiyeti göstermesi
de ayrıca önemlidir.”