64
şubat
2013
maatindeki, gerekse az önce konuştuğum
Viktorya Demir’in yüzündeki ve sesindeki
endişeli ton, Hrant Dink’in “güvercin tedir-
ginliği” tanımını anımsatıyor bana. Bilirim
bu duyguyu. Yabancı bir ülkede azınlık ola-
rak yaşamaktan gelen yoğun bir tecrübem
var. İnsan, ırkçı saldırılar yoğunlaştığında ya
da cinayet, gasp gibi saldırganlıklar kendi ait
olduğu gruba yönelik olunca tedirginleşiyor
ister istemez.
Hele bir de “Ermeni” tanımının bazıları
tarafından bir hakaret olarak kullanıldığı,
ülke için yazılan karanlık senaryolarda önce-
likli hedeflerden olduğu bir ülkedeyseniz ve
yurt olarak, nesiller boyu ait olduğunuz bu
toprakları benimsiyorsanız, hissedeceğiniz
tedirginlik ve üzüntünün daha da yoğun ola-
cağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.
Kilise’nin 29 Ocak’ta yaptığı -ve yönetim
kurulu üyelerinin her cümlesinin hâlâ geçerli
olduğunu vurguladığı- basın açıklaması da
bu durumu gözler önüne seriyor:
Bu olaylarda mağdurların benzer özellikler
ve benzer yöntemlerle öldürülmüş-şiddete uğ-
ramış olmaları, fail veya faillerin hâlâ yakala-
namamış olması, olayların çok kısa süre içinde
peş peşe meydana gelmesi, hepimizi tedirgin
etmektedir.
Ayrıca olaylar netlik kazanmadan, Ermeni
toplumuna yönelik bilinçli ve kasıtlı yapılmış
olaylar olarak anlatılması da toplumumuzu
olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir.
Unutulmamalıdır ki bu olaylarda kanuni süreç
hâlâ devam etmektedir. Bundan dolayı tüm ke-
simlerin gerekli hassasiyeti göstermesi de ayrıca
önemlidir.
Bizler Samatya’da yıllardır barış ve huzur
içerisinde yaşamaktayız. Bu olaylarla tedirgin-
liğimiz artmıştır. Burası bizim evimizdir. Ne
olursa olsun, burada hep birlikte barış, huzur ve
sevgi içerisinde yaşamaya devam edeceğiz.
Ayrıca yaşanan bu acı olayların, toplumun
büyük bir kısmı tarafından kınanması ve bizle-
re verilen destekler de umutlarımızı arttırmıştır.
Ne amaçla işlenirse işlensin, en kutsal değer olan
insan hayatına yönelik bu olayları ve yapanları
kınıyoruz. Faillerin bir an önce yakalanıp ada-
lete teslim edilmesi toplumumuzu rahatlatacak-
tır.” (Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi)
Sokaktaki Samatyalılar
Kilisenin az ötesindeki emlakçı Lütfü Ço-
lak da bu tür olayların Samatya’da ilk defa
yaşandığını vurguluyor ve “Burada insanlar
birbirine bağlıdır, ayrım yapmazlar; ırkçılıkla
falan işleri olmaz. Yalnız Samatya son zaman-
larda kalabalıklaştı. Artık insanlar eskisi gibi
birbirini tanımıyor. Bundan kırk-kırk beş sene
evvel herkesin kapısı açıktı. Şimdi oturacak ev
bulmak bir mesele. Tersine göç çok burada. Ör-
neğin buradan başka bir yere taşınan, bir iki
sene sonra eşini dostunu, akrabalarını özleyip
geri dönüyor. Evini satanlar bile geri dönüyor”
diyor.
Olayların sebebi için sizin tahmininiz
ne?
Hırsızlık da olabilir. Bir de 15-17 yaşında,
ne idüğü belli olmayan tinerciler var bölgede,
tinercileri de araştırmaları lazım.
Sağda solda Samatyalı Ermenilerin bu
olaylardan korkup bölgeden taşındığı
yazıldı.Var mı böyle bir şey?
Yok, yok…Tedirginlik var tabiî.Ama böy-
le bir şey yok. Olsa haberim olurdu. Ermeni,
Rum, Türk fark etmez; doğal olarak herkes
tedirgin.
Olayın Kürtlerle
bir alakası yoktur”
Meydandaki bakkal dükkânındaki gence
olaylar hakkında ne düşündüğünü sorarken,
sonradan abisi olduğunu öğrendiğim biri
giriyor içeri ve “Ne düşüneceğiz, üzülüyoruz
tabiî ki… Olayın Kürtlerle bir alakası yoktur”
diyerek olayın farklı bir yönünün ipucunu ve-
riyor. Samatya’nın yoğun göç alması ve yeni
gelenlerin, semtin geleneksel kozmopolit
dokusuyla uyum problemi yaşamalarını; hele
bir de son zamanlardaki “Ermeni katliam-
larındaki Kürtlerin rolü” tartışmalarını dü-
şününce, onların da kendilerinin potansiyel
suçlu olarak hedef gösterildiğini hissetmeleri
gayet normal diye düşünüyorum.
Ali Bağlar:
İlk duyduğumda hırsızlık
sandım ama sonra öğrendik ki iş ırkçılığa
varmış. Hepsi Ermeni, hepsi yaşlı… Biz de
Kürdüz…”
ErhanBağlar:
“5
yıldır aynı mahalledeyiz.
İster istemez insan üzülüyor.Mekanları cen-
net olsun.”
İlhan Bağlar:
Onlar da insan, yazıktır…
Kürt, Laz, Çerkez…Elhamdülillah hepimiz
Müslümanız, hepimiz insanız…”
Engin Dip:
Sekiz senedir burada yaşı-
yorum. İlk duyduğumda şok oldum. Candır
bu…Bence hırsızlıktır…Bizim de anneleri-
miz, yaşlılarımız var. Medya da olayı büyü-
tüyor…”
Marmaray Projesi’nin
tetiklediği “rant mafyası”
Marmara ve Gazi Üniversiteleri’nde öğre-
tim görevlisi olarak çalışan, doğma büyüme
Samatyalı Viktor Öcal, bölgedeki gasp ve
cinayetlerin dini ya da ırkçı motiflerle yapıl-
madığını düşünüyor ve diyor ki: “Bu bölgede
Dosya
haber
ajanda
Mustafa Şimşek
Lütfü Çolak
Kemal Ergin