62
şubat
2013
Ortada bir şey yokken “Biz Ermeniyiz,
biz Ermeniyiz” dersen, “Bunlar ne ya-
pıyor?” derler. Bu şuna benzer: Birileri
Türküm, Türküm” dediği zaman “fa-
şist” diyoruz. Ama “Kürdüm, Kürdüm”
dediği zaman “sosyalist”. Olmaz böyle
bir şey, mantık yanlış. Etnik kökeni bu
kadar karıştırmamak lazım. (M. Şimşek)
***
Basın bu haberi verirken “Ermeni öldü-
rüldü” diye veriyorsa, yanlış yapıyor.
Bir vatandaş öldürüldü”, “Yaşlı bir
kadın öldürüldü” diyebilirsin. “Ermeni”
dersen, Ermenilerin antenleri “Neden
Ermenileri öldürüyorlar?” diye dikilir
hemen. E, Ermeni öldürülüyorsa, öteki
de öldürülüyor kardeşim!.. (M. Şimşek)
***
Hrant Dink öldüğünde düzenlenen pro-
testo gösterilerine yüzbinlerce insanın
katılacağını hiç kimse hesaplamamıştı.
Oradaki “Hepimiz Ermeniyiz!” slogan-
ları, milliyetçi söyleme darbe vuran bir
eylemdi. Aradan altı yıl geçtikten son-
ra bile 19 Ocak’ta o kadar çok insanın
Hrant için toplanması da birilerini ra-
hatsız ediyor bu ülkede. Kullanılan dil,
ayrıştırıcı ve biraz da tahakkümoluş-
turucu. Biz sorunları “Ermeni sorunu”,
kadın sorunu” şeklinde koyuyoruz or-
taya. Halbuki ne kadınların sorunu var,
ne de Ermenilerin. Burada sorun yara-
tan şey Türkiye Cumhuriyeti devleti.
Bu devlette çok sıradanlaşmış, gündelik
dile yansımış bir ırkçılık hâli var. (M. D.)
***
Bir söylemin “nefret dili” olması için,
onu ille de sizin birilerine söylemeniz
gerekmez. Birilerinin bu sözleri söyledi-
ğini varsayarak “Adeta Ermenilere ‘Ya-
tağınızda ölemeyeceksiniz, yatağınızda
ölmenize izin vermeyeceğiz’ denmek-
tedir…” şeklindeki cümleler sarfetmek
de hem “tersten” nefret söylemidir, hem
de nefret dilini kışkırtmaktır. Aynı za-
manda da kesinlik kazanmamış bir ko-
nuda “negatif” algı oluşturmaktır. Ve ne
Ermenilere herhangi bir faydası vardır,
ne de insan haklarına. Tam tersine, Er-
meni cemaatini kurban psikolojisine ve
kurban dilinin nefret söylemine dayalı
dar alanına hapseder.
Dosya
haber
ajanda
Her neyse, konuyu dağıtmayalım...
Az önce dediğimgibi,“yaşlı Ermeni ka-
dın cinayetleri”meselesi de bu minvalde
seyretmeye başladı ve Uluslararası Af
Örgütü’nün (Amnesty International),
Türkiye’nin olayların arkasındaki olası
ırkçı ve/veya dini önyargıları soruştur-
makla yükümlü olduğunu” vurgulama-
sıyla beraber ivme kazandı.
Hemen ardından, Amerika’daki Er-
meni diasporasının gönderdiği mek-
tupların da etkisiyle ABD Dışişleri
Bakanlığı, Samatya’daki olayları yakın
takibe aldı ve bu olayların Türkiye’deki
Ermenilere yönelik yeni bir nefret dal-
gası olup olmadığının araştırılmasını
istedi.
Emniyet güçleri ve Valilik, olayların
etnik temele dayanmadığını, sadece
hırsızlık amaçlı olduğunu ileri sürse de,
mağdurlar arasında iki de Türk köken-
linin olduğu bilinse de gerek ardı ardı-
na saldırıya uğrayanların hep Ermeni
olması, gerekse “duyarlı” sivil toplum
kuruluşları’nın meseleye sahip çıkması
ile giderek daha yoğun bir şekilde “Er-
menilere karşı yeni bir nefret dalgası”
sorunuyla karşı karşıya olduğumuz al-
gısı uyanmaya başlıyordu.
Halk arasındaki rivayetlerin bini bir
paraydı. Kimi olayları sıradan gasp ve
hırsızlık kapsamında görerek “yaşlı ve
savunmasız” insanlara karşı yapılımış
adice bir suç olarak nitelendiriyor, kimi
kentsel dönüşüm projesi kapsamında
değer kazanan Samatya’ya müteahhit-
lerin ilgi göstermesi sonucu oluşan rant
çetelerine bağlıyor, kimi de olan bitenin
Türkiye’de yaşayan Ermenilere yönelik
bilinçli bir yıldırma operasyonu kapsa-
mında görülmesi gerektiğini söylüyor-
du.
Feministlerin Samatya
çıkartması
Olayı biraz daha farklı boyutlarıyla
görebilmek, bölgede yaşayanların dü-
şüncelerini öğrenebilmek için eski bir
Samatyalı olan ve bu çalışma için gö-
nüllü fotoğrafçılık görevini üstlenen ya-
kın arkadaşım Sema ile birlikte 3 Şubat
Pazar günü Samatya’daydık. Aynı gün
Feminist Kollektif ”in Ermeni vatan-
daşlarımıza destek için düzenledikleri
protesto gösterisi de vardı.
Ermeni kadınlara yönelik saldırı-
ların münferit olmadığını düşündük-
lerini vurgulayarak faillerin yakalan-
mamasını eleştiren kadınlar, ayrımcı
söylemler değişmediği sürece Ermeni
kadınların şiddete maruz kalmaya
devam edeceğini söyleyerek “nefret
suçları yasasının” bir an önce çıkarıl-
masını talep ettiler. Bu açıklamalardan
sonra, 28 Aralık günkü saldırıda yaşa-
mını yitiren Maritsa Küçük’ün evine
kadar yürüdüler ve ellerindeki döviz
ve çiçekleri kapıya bıraktıktan sonra