55
şubat
2013
Cüneyt Akar
>>
Buna rağmen itilaf devletleri ile bir
barış antlaşması yapılması gerekir. Ka-
zandığımız bir savaşın ardından böyle bir
antlaşmanın bizim adımıza tavizler içer-
memesi beklenmez mi acaba? Ancak çok
önemli kazanımları da olan Lozan Barış
Antlaşması, bugün bile sıkıntılar yaşadığı-
mız tavizler sonucu imzalanabilmiştir.
Kurtuluş Savaşı’nda, muharebe meydan-
larında yaklaşık 9 bin askerimiz şehit oldu.
Teröre verdiğimiz şehit kamu görevlisi sa-
yısı ise yaklaşık 8 bin ve maalesef ki henüz
kazanamadığımız bir savaşın içindeyiz 30
yıldır. Bu 30 yıl boyunca kaybettiğimiz
değerler şehitlerimizle sınırlı değil tabiî
ki. 5 binin üzerinde sivil kayıp, milyarlarca
dolar varlık kaybı, bir o kadar gelir kaybı
ve özellikle terör bölgesinde onlarca yıl
istikbal kaybı. Toplumsal barışa döşenmiş
mayınların temizlenmesi ne kadar sürer, o
da bilinmez.
Bütün bu acı tablo, artık radikal adım-
lar atma zorunluluğunu gösteriyor. Şimdi
size bir soru: Akan kanın hesabını sormak
ümidiyle bir 30 yıl daha kanımızı, canımızı
vermeye devam mı edelim? Yoksa “Akacak
her damla kan, solacak her can, sönecek
her ocak bizim için elinde kanımız olan-
dan daha değerlidir”deyip, buna ne pahası-
na olursa olsun, bir son mu verelim?
90
yıl önce Musul’u verdik. Ege’yi nere-
deyse Yunan adası yapan bir metne imza
attık. Kendi topraklarımızdaki boğazların
kontrolünü paylaşmaya razı olduk. Red-
dettiğimiz Osmanlı’nın borçlarını biz üst-
lendik. Geçtiği her yeri yakıp yıkan, kun-
daktaki çocuğa bile acımayan Yunan’a bu
kıyağı” neden yaptık?
Bugün de benzer bir dönüm noktasında-
yız. Ya binlerce vatan evladının canına kas-
teden, köy yakıp köylüyü sömüren, elinde
hâlâ kanımız olan bebek katilleri ile anlaşıp
yeni canlar kaybetmemenin yolunu açaca-
ğız ya da savaş şarkıları söyleyip, ırkçılığı
körükleyip, geri kalmışlığı içimize sindirip
terörist öldürmeye devam edeceğiz. Bu
arada yeni “Ergenekonlar”, yeni “Balyozlar”
üretmenin de yollarını açık tutacağız.
Elimde imkân olsa, bugünden tezi yok,
İmralı’yı alıp karşıma “Toprak dışında ne
istiyorsan söyle, vereceğim. Tek şartım, bu
vatanda bir daha terörist silahı patlamaya-
cak” derdim.
Anlaşılıyor ki İmralı’da beslediğimiz ka-
til hâlâ örgütüne hâkim. Yani onun elimiz-
de olması örgütü dağıtmadı. Hep “Neden
asmadık?” diye hayıflanırdık ama bugünkü
pencereden bakınca hayatta olmasının bir
şans olduğu görünüyor. Zira kurtarabilece-
ği hayatı karşılığında verebileceği tavizler
var. Ayrıca tek lider olarak hâlâ hayatta ol-
ması, bize tek kişiyle pazarlık yapma şansı
da veriyor. Bugüne kadar olduğu gibi onu
yok saysak, gidip kiminle muhatap olacak-
tık dersiniz?
Bazı kelimeler, yazarken de konuşurken de
ağırıma gidiyor hâlâ. Bebek katiliyle “görüş-
mek”, “pazarlık etmek”, “muhatap almak”, ha-
yatta oluşunu “şans” olarak görmek gibi…Ne
var ki hazmetmekte zorlanacağımız gelişme-
ler, geleceğimizi daha aydınlık hale getirebilir.
Bu şansı artık değerlendirmemiz gerekir. Bu-
nun da en önemli şartlarından biri, içimizi
acıta acıta “bebek katiline” tavizler vermekten
geçiyor. Resmi ağızlardan bu tavizler dillen-
dirilmemiş olsa da başka bir çözüm olabilir
mi ki? Adamın kaybedeceği neyi var? En
çok örgütteki liderliğini kaybeder. Ekmek
elden, su gölden yaşayıp gidiyor -belki de
hiç hak etmediği- “insan hakları” gereği.
Öyleyse ona, mesela sürgün hakkı verebi-
liriz. Serbest bıraksak da zaten Türkiye’de
yaşama cesareti gösteremeyeceğine göre,
gitsin nerede yaşarsa yaşasın. Örgütün si-
lah bırakmasının ardından 3-5 sene geçer,
verilen sözlerin doğruluğu test edilir, sonra
Ne hâlin varsa gör, yeter ki bizi rahat bı-
rak!” denir.
Bu ya da benzeri pazarlıkların yapıldı-
ğından şüpheniz olmasın. Olması gereken
de maalesef budur. Sonuçta ne örgüt kalır,
ne de uzantısı olan siyasi parti. Belki bu pa-
zarlığı yapan AK Parti de büyük yara alır
toplumsal algıyı doğru yönlendiremezse.
Siyaset böyle bir şey. Gönlünüzden geçeni
değil, olması gerekeni yaparsınız bazen.
Ama buna değer. 91 yıl önce 4 Şubat’ta
kesilen görüşmeler nasıl Lozan Barış
Antlaşması’nı engellemediyse, bugün de
birtakım aksaklıklar bizi bu yoldan dön-
dürmemeli ve bu bela artık bitmelidir.
4
ŞUBAT...
Barış görüşmelerine ara verildi. Yok yok,
merak etmeyin. 1923’ten bahsediyorum. Kurtuluş
Savaşı,Türkiye’nin zaferi ile sonuçlanmış ve işgal
güçleri yurdu terk etmeye başlamıştır. Her şey Mus-
tafa Kemal’in istediği gibi gitmektedir.
Bu şans kaçmaz
Siyaset
haber
ajanda