54
şubat
2013
Neşe Kaygusuz
>> Düzenleme gerekçesi olarak sınavın,
yargının iddia ve yargılama ayağı kadar
önemli olan savunma ayağı için bir ihtiyaç
olduğu, bu uygulamalarla avukatların nitelik
olarak hakim ve savcıların gerisinde kalması-
nın engelleneceği” düşünülmektedir.
Avukatlık Sınavı” olarak bilinen sınav,
avukatlık stajına kabul ve staj bitirme sınav-
larıdır.Dünyanın hemen hemen her ülkesin-
de uygulanan avukatlık sınavı, ülkemizde de
1969-1979,2001-2006
yılları arasında uygu-
lanmıştır. Günümüzde ise hukuk fakültesini
bitiren kişiler,6 ayı adliyede ve 6 ayı da avukat
yanında olmak üzere, toplam 12 aylık bir staj
sonunda, herhangi bir sınava tâbi olmadan,
mesleğe doğrudan başlayabilmektedirler.
Kişiyi avukatlıkmesleğine hazırlamaya yö-
nelik olan staj, uygulamada bu fonksiyonunu
yerine getirmekten uzaktır. Stajın avukat
adayına katacakları, adayın bireysel çabaları-
na bağlıdır. Stajın adliyede geçen kısmı için,
uygulamada pek riayet edilmeyen, bir devam
zorunluluğu öngörülmektedir. Avukat ya-
nında geçen kısım ise staj sonunda mesleğe
bir yeni “rakip” daha katılacağı için aday ba-
kımından çok verimli olamayan, geçirilmesi
gereken alelade bir süreç haline gelmektedir.
Oysa ki avukatlık mesleği, kişilerin canlarını
ve mallarını doğrudan etkileyebilen, hata ve
ihmal durumlarında telafisi imkansız sonuç-
lar doğurabilen, çok önemli bir kurumdur.
Türkiye Barolar Birliği verilerine göre,
ülkemizde 80 bin civarında avukat faaliyet
göstermektedir. Hukuk fakülteleri ise her yıl
5
bin civarında mezun vermektedir. Gelecek
birkaç yıl içinde eğitim veren hukuk fakültesi
sayısının 100’ü aşmasıyla bu sayıların hızla
artması beklenmektedir.
Mevcut hukuk fakültelerinin önemli bir
bölümünde akademik kadro yetersizliğin-
den dolayı dersler araştırma görevlileri eliyle
yürütülmektedir. Yetersiz bir teorik eğitime
ek olarak, vasat bir staj döneminden geçerek
mesleğe adım atan henüz 22-23 yaşlarındaki
avukatların birçoğu tecrübelerini çok tehli-
keli bir yolla, deneme-yanılma yoluyla elde
etmekte ve bu durum, avukatlık hizmetle-
rinden yararlanmak isteyenleri zor durumda
bırakabilmektedir. Elbette ki avukatlık mes-
leğinde de mesleğine emek verenler kendi-
lerini “diğerlerinden”ayırabileceklerdir. Fakat
bu “bollukta” tercihlerini doğru yapamayan
müvekkillerin uğradığı zararlar telafi edil(e)
meyecektir.
Yeterli bir hukuk eğitimi al(a)mamış kişi-
lerin mesleğe başlamaları ne kadar tehlikeliy-
se, mesleğe girdikten sonra çaba sarf etme-
yen, körelen ve değişen hukuk mevzuatına
adapte olamadığı için mesleğe yabancılaşan
avukatların mesleğe devam etmeleri de en az
o kadar –hatta tecrübeli olduklarına yönelik
fiili karinelere sahip oldukları için daha da-
tehlikelidir. Kamu hizmeti sayılan avukatlık
mesleği için bir sınav öngörülecekse, bu sınav
faal avukatları da kapsamalıdır.Periyodik ola-
rak tekrarlanan bir sınav ile avukatlık mesle-
ğini icra edenlerin niteliklerini arttırmak
mümkün olabilir. Veya avukatların, hukukun
muhtelif dallarında uzmanlaşmasını hedefle-
yen, tıp alanındaki TUS sınavına benzer bir
lisans sistemi de getirilebilir. Böylelikle her
avukatın her davaya -ilgili alandaki yeterlili-
ğini kanıtlanmadan- girmesi engellenebilir.
Sınavın gerekliliğinin yanında tartışılan bir
diğer husus, sınavı gerçekleştirecek kurumun
durumudur. ÖSYM’nin sicili malumdur,
fakat salt bu nedenden dolayı sınava karşı
olmak, ölçülü bir tutum olmaktan uzaktır.
Esasen -yeterliliğine güvenmeyen- sınav
karşıtlarının ellerindeki tek elle tutulur ar-
güman budur. Sınavın getirilmemesi için
sarf edilen çabanın, kurumların ve sistemin
iyileştirilmesi için harcanması da adalet tera-
zisinin lehine olur.
Mesleği icra edeceklerin çokluğu, reklam
yasağı ve mesleğin ehemmiyeti birlikte de-
ğerlendirildiğinde,bir “müdahalenin”kaçınıl-
maz olduğu net olarak anlaşılacaktır. Sınavın
bizatihi kendisi avukatlık mesleğine itibar
kazandırmayacaksa da bir yerden başlanması
elzemdir. Yeni düzenlemenin, korunmak is-
tenen yarar ile avukatların hak ve menfaatleri
arasında denge kurması ise ayrıca önemlidir.
Hukuki kurumları, olayları ve olguları tav-
sif etmekten dahi yoksun kişilerin avukatlık
mesleğini icra etmelerine daha fazla göz yu-
mulmamalıdır.
İmtihan
T
BMM’NİN
2012
yılı itibariyle giriştiği “yargıda re-
form” sürecinde sıra “yargının savunma ayağına” gel-
di. Planlanan değişiklikler arasında en dikkat çekici
olanı, avukatların da hakim ve savcılar gibi bir sınav
sistemine tâbi tutulduktan sonra mesleğe kabullerinin öngörül-
mesidir.
Analiz
haber
ajanda