51
şubat
2013
bizim, kız bizim” noktasına geliyor bu iş
ve denetim mekanizması hiç çalışmıyor.
Gensoruyla bakan düşürülecek. Ben ne-
den düşüreyim ki kendi bakanımı muha-
lefete uyarak?
Başkanlık sistemi ülkeyi bölünmeye
götürür mü? Bu sistemmuhakkak
federal yapılanmaya mı endekslidir?
Federal yapı veya eyalet yapılanması,
başkanlık sisteminin olmazsa olmazı
değildir. Şöyle de bir şey var ki federal
devletler ille de başkanlık sistemini kul-
lanmaz. Almanya parlamenter sistemi
kullanırken, Rusya yarı başkanlığı kullan-
maktadır.
Bir de başkanlık modeli bütün bölün-
meleri birleştirecek, “küçük olsun, benim
olsun” fikrinden döndürecektir. Bu model-
le yerel yönetimler daha da güçlenecektir
ve elbette bu, bir özerk yapılanma halinde
olmayacaktır. Ülkenin her yanında aynı
güçteki yetkilere sahip mahallî idare yapı-
lanmaları canlandırılacaktır.
OYLAR KAYGAN YAPIDA
Peki, bu korkunun kaynağı nedir? Bu
korkuyu pompalayanlar kimler?
İnsan bilmediğinin düşmanıdır” derler.
Bu hissi, milletin itibarını ve güvenini ka-
zanamayacağını düşünenler kullanıyorlar
tabiî. Ülkenin akıllıca yönetilmesini iste-
meyen iç ve dış güçleri bu mekanizmalar-
dan sayabiliriz. Bir kısım medyayı bu konu
üzerinde görevini yerine getiriyor.Medya
patronlarının başkanlık sistemine karşı
korkuları var. Bir de koalisyonlarla hükü-
metin bir parçası olma gayretini taşıyan
bazı küçük partiler de elbette başkanlık
sistemini istemiyorlar. Çünkü bu model iki
partili bir sistemi öngörüyor.
Zaten yeni bir ülke ve dolayısıyla yeni
bir siyasi sistemin ister istemez oluştu-
ğunu görüyoruz. Belki de “Bu hep böy-
leydi” bile diyebiliriz. Çok partili hayat
mı daha demokrat, yoksa başkanlık
sisteminin varlığı ile partiler, milleti
daha ortak noktalara getirebilir mi?
Çok partili hayat”, elbette kulağa daha
hoş geliyor. Fakat ülkemizin görünürde
hep iki tane tarafı oldu. Bunlar da sağ ve
sol. Evet, başkanlık sistemi iki partili yapıyı
öngörüyor ki ülkeye bu sistemin gelmesi
durumunda hemen bir kayma olur. Zaten
oluyor da...
Sol kesim,Türkiye’de en fazla yüzde
35’
e hitap ettiğini iyi biliyor. Bu yüzden de
başkanlık sistemini hiç istemiyor. Fakat
artık ülkemizde oylar oldukça kaygan ya-
pıya büründü. Bu yüzden sistemin gelişiyle
karşılıklı geçişler olacaktır. Bu noktada
özellikle liderlerin uç fikirlerden vazgeçip
daha kucaklayıcı olmaları gerekir. Böyle ol-
duklarında sağın da, solun da iktidarı kaçı-
nılmaz olur. Hem böyle olduğunda medya
patronları iktidarları yönlendiremez. Çün-
kü medya, parlamenter rejimlerin zayıf
koalisyon hükümetlerini çok rahat biçimde
yönlendirebilir.
“90
DEĞİL, 244 YAŞINDA
OLMALIYDIK…”
Bu sene inşallah 90’ıncı yaşını kutlaya-
cak bir Cumhuriyet var ortada…
Bunda da ayrı bir komedi var. ABD’de
başkan sayısı ile 4 çarpıldığında ABD
tarihi çıkar.Türkiye’de 61 ile 4’ü çarpınca
244
ediyor.
Ki 5 yıllık seçimdönemleri de oldu.
Gerçi 4 gibi, 5 de tamamlanamadı.
Öyle…Yani idarî bir birim açısından
bunu düşündüğümüzde, birkaç ayda yö-
netimi değişecek birimin sağlıklı icraatlar
yapmasını bekleyemeyiz ki…
AKParti içinde başkanlık sistemine
karşı sesler çıkmıyor mu? Kültür Ba-
kanı Ertuğrul Günay’ın “AKParti’nin
belgelerinde başkanlık sistemine yer
olmadığını” belirten sözleri var…
Bunlara girmeyelim. Elbette herkesin
savunduğu fikirler olacaktır.
Başkanlık sistemi tartışmalarına
Başbakan’ınTürkiye’deki kuvvetlerin
kısırlığına dair sözleri damga vurmuş-
tu. Peki, daha önce bunu savunanlar
olmadı mı?
Özellikle 1970’li yıllarda, daha dengeli
ve denetimli bir model olduğu için baş-
kanlık sistemi savunuldu.Turgut Özal
özellikle bunu düşünüyordu fakat özellikle
Süleyman Demirel ve Tansu Çiller, muha-
lefette oldukları dönemde bunu dillendir-
diler. Yani iktidarda değillerdi. Dolayısıyla
şu anlaşılıyor ki, başkanlık sistemi, muha-
lefeti de rahatlatacaktır. Başbakan Erdoğan
ve AK Parti ise iktidarda olmasına rağmen
bunu savunuyor. Bir noktada yetkilerinden
fedakârlık yapıyor.
Turgut Özal başkanlık sistemi mode-
line nasıl yaklaşıyordu? Sizinle bunun
üzerine neler konuşmuştu?
Turgut Bey’le birebir çalıştım. Kendisine
danışmanlık yaptım. Fevkalade yetişmiş
bir devlet adamıydı. Evvela bunun altını
çizelim. Çok az bulunur, çok kapasiteli,
çok yönlü…Bugün diyelim ki biz, AK
Parti olarak, birtakım reformlar yapabili-
yorsak, ön izlerini ilk Özal’da görürsünüz.
Dönemine göre çok atak gerçekleştirebilen
kapasiteye sahip bir insandı.
YENİ BİR PARTİ KURACAKTI”
Özal’ın başkanlık modeline bakışı, be-
nim danışmanı olduğum dönemle başladı.
Ondan önce de belki muhtemelen kafa-
sında vardı.Tabiî bunu bilemiyorum ama
benim yazılmış bir makalemi okumasıyla
o sürece girdik birlikte. En son görüş-
memizde, kendisi Cumhurbaşkanı’yken,
beni İstanbul’da bir otele davet ettiğinde
ki şu an bizde bakan olanlardan birisi ve
bir de Kayseri milletvekili olanlardan biri
o zaman ANAP’talardı- daha vardı. Ak-
şam 8 civarıydı. Bana “Hocam, birazdan
başkanlık modeli hakkında bir konferans
vereceğim. Bu konuda senin yıllardan
beridir birikimin var. Bu birikim çerçeve-
sinde, zamanında seni dinlemedik. 83’te
geldiğim zaman bu sistemi getirtebilirdik.
Ama ekonomi çok kötüydü. Önce ekono-
miye ağırlık verdim, daha sonra bu modeli
getiririm dedim. 1987’de siyasal ve sayısal
olarak aynı gücü bulamadım. Anayasayı
değiştiremeden de bu modeli getiremedik.
Ve beni bu dört duvar arasına –Cum-
hurbaşkanlığı Köşkü- ittiler. Ben burada
sıkıldım. Benim düzelttiğim ekonomiyi
SOL KESİM,
TÜRKİYE’DE EN FAZ-
LA YÜZDE 35’E HİTAP ETTİĞİNİ İYİ
BİLİYOR. BU YÜZDEN DE BAŞKAN-
LIK SİSTEMİNİ HİÇ İSTEMİYOR.
FAKAT ARTIK ÜLKEMİZDE OYLAR
OLDUKÇA KAYGAN YAPIYA BÜ-
RÜNDÜ. BU YÜZDEN SİSTEMİN
GELİŞİYLE KARŞILIKLI GEÇİŞ-
LER OLACAKTIR. BU NOKTADA
ÖZELLİKLE LİDERLERİN UÇ Fİ-
KİRLERDEN VAZGEÇİP DAHA KU-
CAKLAYICI OLMALARI GEREKİR.
BÖYLE OLDUKLARINDA SAĞIN DA,
SOLUN DA İKTİDARI KAÇINILMAZ
OLUR. HEM BÖYLE OLDUĞUNDA
MEDYA PATRONLARI İKTİDARLARI
YÖNLENDİREMEZ. ÇÜNKÜ MEDYA,
PARLAMENTER REJİMLERİN ZAYIF
KOALİSYON HÜKÜMETLERİNİ ÇOK
RAHAT BİÇİMDE YÖNLENDİREBİ-
LİR.