45
şubat
2013
İç politikada zaman zaman haşinliğe
varan söylemleriyle tanınan İçişleri Ba-
kanı İdris Naim Şahin’in yerine uyumlu
ve uzlaşmacı yapısıyla tanınan eski İstan-
bul Valisi, Kamu Düzeni ve Güvenliği
eski Müsteşarı Muammer Güler getirildi.
İçişleri Bakanlığı’nda yaşanan devir teslim
törenindeki kareler dikkat çekiciydi. İdris
Naim Şahin, “Terör örgütünün birtakım
siyasal, sosyal uzantıları, sivil uzantıları
kendi ölçülerinde demokrasinin ve hu-
kukun avantajlarından yararlanarak söy-
lemler ve eylemler ortaya koymaktadırlar.
Bu söylemler o kadar ileri gitmiştir ki bu
devletin onurlu hükümetine diz çöktürme,
onun Sayın Başbakanına diz çöktürme
ifadesi, densizliği bu ülkede söylenmiştir,
söylenebilmiştir. Bu Bakanlığın ve devletin
güvenlik güçlerinin görevi, devletin ve hü-
kümetin diz çökmesi değil, o densizliğini
gösterenlerin haddini bildirmektir”diyerek,
mealen diz çökmesi gerekenler önünde diz
çökülmemesi vurgusunu yaparken; Mu-
ammer Güler, “Terörle mücadele vizyonu-
muz güvenliğin insan odaklı, özgürlükler,
haklar ve demokrasi ekseninde sağlanma-
sıdır. Temel hak ve özgürlükleri genişle-
ten, demokrasimizi güçlendiren, terörün
beslendiği kaynakları kurutan, milli birlik
ve kardeşliğimizi pekiştiren, çözüm odaklı
proje ve çalışmalara önem ve öncelik vere-
ceğiz” dedi. Basın bu konuyu “güvenlikçi
söylemlerin yerini uzlaşmacı söylemlerin
alacağı” seklinde değerlendirdi. Bu da te-
rörle mücadelede yeni bir dönem demekti.
Güler, dededen ve babadan Mülkiyeli.
Kendisi de kaymakamlıktan şube müdür-
lüğü, genel müdürlük ve valilik görevle-
rinde bulunmuş biri. Mardinli... Bu dahi
başlı başına bir mesaj bence. İçişleri, doğu
kökenli bir bakana emanet. Karadeniz’den
Doğu’ya bir geçiş, bu değişim... Zihniyet
olarak da sert/haşin tavrın terki belki de...
Bu ülkede terör belası silahla bitirile-
medi, olmadı. Devletin “Üç eşkıya…” ile
başlayan cümleleri hamasetten öte gitme-
di.Dökülen kanlar kime ve neye göre “yer-
de kalmadı”, belirsiz. Toplum artık şehit
haberleri duymak istemiyor. Bu, belirsiz
bir harp artık. İçinde menfaat çetelerin-
den dış güçlere kadar yok yok. Hükümet
bu idrak ile ciddi bir hamle yapıyor. Kısaca
hükümet, terörle mücadeleyi psikolojik
zeminde devamda ciddi olduğunu bu re-
vizyon ile ortaya net biçimde koyuyor.
Reformlar reformistlerin
başını mı yedi?
Atasözü gibidir, “Devrim ilk önce ken-
di evlatlarını yer”. Bu, doğal bir seyirdir ve
belki reformlar için de geçerli olsa gerek.
Hükümet’in en reformist iki ismi gitti:
Ömer Dinçer ve Recep Akdağ... Kuralları
yıkmakla meşhur bu iki ismin başka ortak
noktaları var mı acaba?
Her reform risklidir.Zira menfaat grup-
larının kovanına çomak sokmak, gözü pek
bir uğraş.
Özellikle Recep Akdağ ve ekibi sağlık-
ta dönüşümü sağladı ki bunda şüphe yok.
Ancak üçüncü dönem performansı, refor-
mist çizginin devamı mıydı, yoksa iyi ace-
leye getirilmiş ve sebepsiz bir ısrarın yansı-
ması mıydı, işte bu biraz şüpheli. Ama tek
bir nokta kesin ki Recep Bey arkasında çok
kırık kalp bıraktı. Eski Bakan’ın görevden
alındığı, o perşembeyi cumaya bağlayan
gece “Son yıllarımın en huzurlu uykusunu
uyudum” diyen sağlıkçıların sayısının hiç
de az olmadığını duyuyoruz. Demek bü-
rokratik oligarşi ile mücadelede artık ılımlı
döneme geçiyoruz. Hazmede hazmede ve
ikna ile mesafe alınacaktır.
Nabi Avcı ise iletişim profesörü. Tecrü-
besi yanında oturaklı yapısıyla da dikkat
çekiyor. Ömer Dinçer gibi Nabi Avcı da
akademisyen, ancak daha ılımlı bir çizgi
izleyeceği konuşulanlar arasında. Bu da
şu anlamı taşıyor olabilir: Başbakan bu
dönemde, artık reform değil, değişimlerin
oturmasını istiyor.
Tekrar sağlığa dönecek olursak, bu dö-
nemde değişimin sindirilmesine ilave bir-
kaç ufak taviz beklentisi var. Bu beklenti-
ler, kendisi de özel hastane ortağı Mehmet
Müezzinoğlu’nun Sağlık Bakanı olması
ile de eş orantılı. Birinci beklenti, özel sek-
töre yönelik bazı tavizler. Özel hastaneci-
lerin ödeme, planlama, kadro sorunlarına
çözümler gelebilir. Ancak asıl taviz, “tam
güne” dair olacak gibi görünüyor. Tam
gün uygulaması, zaten mahkeme kararları
ile kısmen de olsa deliniyor ve bu konuda
bir orta yol bulunacak gibi duruyor. Sağ-
lık Bakanlığı kulisleri bu yönde. Ayrıca
Sağlık Bakanlığı’ndaki en büyük rahat-
sızlık konusunun da “Adıyaman cemaat
kadrolaşması” olduğunu artık gizlemeye
lüzum yok. Sağlık Bakanı’nın gidişinde bu
meselenin de etkili olduğu konuşuluyor.
Zira “Mehmet Müezzinoğlu”manidar bir
isim. Şayet Sayın Başbakan, “Adıyaman
Yapılanması”ndan rahatsız olmasaydı,
Bakanlık koltuğuna Necdet Ünüvar ya da
benzer bir ismi düşünebilirdi.Müezzinoğ-
lu ismi, bu konuda bir mesaj...
Aslına bakarsanız, bunların hepsi bir
yana, Sağlık Bakanı Recep Akdağ reviz-
yonunun geri planında “Kampüs Projesi”
meselesinin yer alması söz konusu. Sayın
Başbakan’ın İstanbul,Ankara, İzmir ve di-
ğer büyükşehirlerdeki kampüs projelerini
bu ekip ile devam ettirmek istemedikleri
de konuşulanlar arasında.
Peki,bumesele bu kadar önemlimi?Ke-
sinlikle önemli...Zira Sağlık Bakanlığı’nın
Kamu-Özel Ortaklığı” çerçevesini bir
türlü oturtamadığı, hatta bu isimde bir
daire başkanlığı dahi kurmasına karşın,
halen mevzuat çalışmalarını dahi tamam-
layamadığı bilinen bir gerçek.Neyse ki son
anda bir mahkeme kararı (Danıştay 13.
Dairesinin Kararı)* imdada yetişti de Baş-
bakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Başba-
kan “Kuvvetler Ayrılığı”tartışması hamlesi
ile karşı atak başlattı. Bu karşı atak, sağlık
bürokratlarınca mutlu bir havadis gibi gö-
rülse de işin arka planı farklı. Demek bu
mesele kamuoyu önünde tartışmaya açıl-
mayıp başka bir platformda değerlendi-
rilmiş ve Başbakan tarafından eski Sağlık
Bakanı’nın başarısızlığı şeklinde algılan-
mış. Bunlar doğru ise -ki duyumlar bu
yönde-, “Şehir Hastaneleri Projeleri”nin
Başbakan tarafından ne kadar önemsen-
diği de ayrıca ortaya çıkıyor. Sadece Baş-
bakan mı? Belli ki AK Parti’yi destekleyen
sermaye de bu projelerden beklenti içinde.
Zira rant çok büyük.
Tekrar dönelim Milli Eğitim’e... Acaba
Ömer Dinçer’i “dershaneleri kapatamayı-
şı”mı yolcu etti? Kim bilir?! Nabi Avcı ile-
tişim becerilerini nasıl ortaya koyar,ne gibi
bir uzlaşı sağlanır, bunu zaman gösterecek.
Kimi çevrelere göre bunca senenin tahri-
batını birkaç senede temizlemek mümkün
değil, ama yeni Bakan’dan herkes ümitli
ve bence Nabi Avcı, Türkiye Cumhuriyeti
hükümetlerinin gördüğü en kaliteli ve do-
nanımlı bakan. Bu formasyonunu bakan-
lık icraatlarına yansıtabilirse, Milli Eğitim
çağ atlayacaktır.
Tüm bunlara ek, Başbakan’ın son dö-
nem bürokrat atamaları gibi, bakan seçi-
minde de Milli Görüş kökenindekilere
öncelik tanıdığı diğer bir vurgu. İşin arka
planı, Başkanlık zemini için sağlam ve sa-
dık bir kabine mi, yoksa duygusal bir ön-
celik ya da Numan Kurtulmuş etkisi mi,
bilinmez…
*
-
ihalelerine-danistay-dan-onay-cikmadi/ekonomi/eko-
nomidetay/04.08.2012/1576131/default.htm