41
şubat
2013
takım tepkilere yol açtığı, son dönemde
Ankara’ya önerdiği “model”den de rahat-
lıkla anlaşılabiliyor. Kendi içindeki “Kürt
Sorunu”nu bölgesel çapta geliştirdiği “Yeni
Kürt Politikası” ile aşmaya çalışan ve bu bağ-
lamda öncelikle ülke sınırları içindeki sorun
alanlarını ve cepheleri kapatmaya çalışan yeni
Ankara görüntüsü, ABD’nin bölge politika-
ları ile çok örtüşmüyor gibi.
Bunların dışında Türkiye’nin -Arap Baha-
rı sürecinde- başta Mısır olmak üzere, bölge
ülkeleriyle geliştirmeye başladığı birtakım
özel ilişkilerin” de Washington nezdinde
rahatsızlık yarattığı dikkatlerden kaçmıyor.
Örneğin, son Gazze krizinde Türkiye ve
Mısır’ın ortaya koyduğu işbirliği ve bunun
arka planı, ABD ile birlikte bazı Batı ülke-
lerini ve İsrail’i endişelendirmeye başlamış
durumda. “Retorik saldırı” tepkisinin altında
da büyük olasılıkla bu husus yatıyor.Nitekim
bu rahatsızlık, kendisini bir süredir Mısır
sokakları ile Tunus’taki hükümet krizinde
göstermeye başlamış durumda. Arap Baharı
sürecinin bölgesel inisiyatifin-dinamiklerinin
eline geçmeye başlaması durumu, karşı dev-
rim süreçlerini tetiklemiş gibi görünüyor.
Şanghay Beşlisi resti...
Burada Başbakan Erdoğan’ın son “Şang-
hay Beşlisi” çıkışı ise, adeta işin tuzu biberi
olmuşa benziyor. Güç merkezinin Batı’dan
Doğu’ya doğru kaymaya başladığı bir dö-
nemde, bunun sembol isimlerinden biri olan
ŞİÖ üzerinden başlatılan sistematik tartış-
malar, hedefini fazlasıyla bulmuşa benziyor.
Batı Kürdistan” olarak adlandırılan “Ku-
zey Suriye”, ardından Doha ve muhalifler,
sonrasında ise Gazze’de yaşanan birtakım ge-
lişmelerle “Yeni Ortadoğu”süresinden dışlan-
ma eğilimi ağırlık kazanmaya başlayan yeni
Türkiye’nin “Batılı dostlarına” Şanghay üze-
rinden bir takımhatırlatmalar yoluna gitmesi,
en azından dış politikada manevra kabiliyeti-
mizi -söylem bazında da olsa- ortaya koyabil-
mesi açısından önemli. Bu hatırlatma, aslında
düne kadar eleştirilen Türk dış politikasının
geleneksel tavırlarından, reflekslerinden biri
olarak Osmanlı’nın son döneminden itibaren
kendisini gösteren dengeye dayalı, çok bo-
yutlu ve taraflı uygulamasından başka bir şey
değil. Dolayısıyla Türkiye, bir kez daha klasik
denge oyununu oynamaya çalışıyor.
Diğer taraftan yeni bir dünyanın inşası
sürecinde Ankara’nın gösterdiği “ŞİÖ kartı”,
özellikle de Türk-Batı ilişkileri boyutunda
yeni bir geleceğe işaret ediyor.Dolayısıyla or-
tada Washington açısından “dingilin kayma-
sı”şeklinde adlandırılabilecek ciddi bir“sorun”
var. Nitekim Başbakan’ın “Şanghay Beşlisi”
çıkışına oldukça manalı tepki, bu açıklama-
dan yaklaşık dört gün sonra Washington’dan
gelmekte gecikmedi. Başbakan Erdoğan’ın
bu sözlerini görmediğini ifade eden ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland,
basın toplantısında “Açıkçası Türkiye’nin
aynı zamanda bir NATO üyesi olduğu göz
önüne alındığında, bu ilginç olur.Ne olacağı-
nı göreceğiz” dedi.
Cevap bekleyen sorular
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse,Türki-
ye ve bölgesi bir kez daha tarihsel ve konjonk-
türel bağlamda kendi gerçekleri ile yüzleşiyor.
Bu yüzleşmenin Türk-Amerikan ilişkilerine
de yansıması kaçınılmaz. ABD’nin zaman
zaman Türkiye’ye yönelik gerçekleştirdiği
birtakım operasyonların altında da zaten bu
kaçınılmaz sonu engellemek ya da en azın-
dan mümkün mertebe geciktirmek gerçekli-
ği yatıyor. 50’li yılların sonunda Menderes’in
SSCB kartına darağacında verilen yanıt ile
90’
lı yılların başında 1 koyup 3 alamayaca-
ğını anlayan Özal’ın Türk-İslam Dünyası
Federasyonu’nu gündeme getirmesiyle bir-
likte bir faili meçhule kurban gitmesi gibi...
Şimdi tam da bu noktada Obama’nın
Milliyet’e verdiği mülakatta cevaplamadığı
soruları bir kez daha hatırlatalım:
Ankara’nın Kuzey Irak yönetimi ile eko-
nomik ve politik bağları sağlamlaşırken,
Bağdat yönetimi ile ilişkileri gittikçe zayıflı-
yor. Bu yeni tablo ve Kürt petrolünün dün-
yaya Türkiye üzerinden dağıtılması üzerine
düşünceleriniz neler?
Türkiye ve ABD’nin, İsrail’in Kasım ayın-
da Gazze’ye düzenlediği Savunma Sütunu
Operasyonu konusunda temel görüş ayrı-
lıkları vardı. Başbakan Erdoğan İsrail’i terör
devleti olmakla suçlarken, siz operasyonu
nefsi müdafaa olarak savundunuz. Bu fikir
ayrılığı, Türk-ABD ilişkilerinde hasara ne-
den oldu mu?
Başbakan Erdoğan bir TV röportajında,
Türkiye’nin AB’ye alternatif olarak Şanghay
Beşlisi’ne katılmayı değerlendirdiğini söyledi.
Bu, Türkiye için, özellikle ABD ile ilişkileri
açısından bakıldığında, gerçekleştirilebilir bir
seçenek mi?
1915
olaylarının 100’ncü yıldönümü
yaklaşıyor. Ermeni Soykırımı’nı tanıyan bir
kararı desteklemeyi ya da 2008 seçim kam-
panyanızda söz verdiğiniz gibi soykırımı ta-
nımayı planlıyor musunuz?”
Burada, bu anlamlı suskunluk ile bir kez
daha yukarıda sıraladığımız temel sorun
alanlarında ABD’nin duyduğu rahatsızlı-
ğı, beklemede olduğunu, beklentilerinde-
taleplerinde herhangi bir geri adım atma
durumunun söz konusu olmadığını rahat-
lıkla görebiliyoruz. Bu da akıllara kaçınılmaz
olarak Irak’ın işgali sürecinde ve sonrasında
yaşanan gelişmeler ile DP ve ANAP dö-
nemlerini hatırlatıyor. Dolayısıyla Türkiye ve
mevcut siyasi irade çok hassas bir sürecin içi-
ne girmiş vaziyette. Çünkü “derin” ve “aşina”
olduğumuz bir “kumpas” ile karşı karşıya...
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland...