40
şubat
2013
olarakOsmanlı’nınsondö-
neminden itibarenkendisini
gösterendengeyedayalı, çok
boyutluve taraflı uygulama-
sındanbaşkabir şeydeğil.
DolayısıylaTürkiye, bir kez
dahaklasikdengeoyununu
oynamayaçalışıyor.
***
Türkiyevebölgesi bir kez
daha tarihsel vekonjonktürel
bağlamdakendi gerçekleri ile
yüzleşiyor. Buyüzleşmenin
Türk-Amerikan ilişkilerine
deyansıması kaçınılmaz.
ABD’ninzamanzaman
Türkiye’yeyönelikgerçekleş-
tirdiği birtakımoperasyonla-
rınaltındadazatenbukaçı-
nılmaz sonuengellemekya
daenazındanmümkünmer-
tebegeciktirmekgerçekliği
yatıyor. 50’li yıllarınsonunda
Menderes’inSSCBkartına
darağacındaverilenyanıt ile
90’
lı yıllarınbaşında1koyup
3
alamayacağını anlayan
Özal’ınTürk-İslamDünyası
Federasyonu’nugündeme
getirmesiylebirliktebir faili
meçhulekurbangitmesi gibi...
***
Burada, buanlamlı suskun-
luk ilebir kezdahayukarıda
sıraladığımız temel sorun
alanlarındaABD’ninduydu-
ğu rahatsızlığı, beklemede
olduğunu, beklentilerinde-
taleplerindeherhangi bir geri
adımatmadurumununsöz
konusuolmadığını rahatlıkla
görebiliyoruz. Budaakıllara
kaçınılmazolarak Irak’ın iş-
gali sürecindevesonrasında
yaşanangelişmeler ileDP
veANAPdönemlerini hatır-
latıyor. DolayısıylaTürkiye
vemevcut siyasi iradeçok
hassasbir sürecin içinegirmiş
vaziyette. Çünkü “derin” ve
aşina” olduğumuzbir “kum-
pas” ilekarşı karşıya...
Analiz
haber
ajanda
oğlanı değildir!” cevabı da açıkçası başta Suri-
ye krizi olmak üzere, yeni Ortadoğu süreci ve
Büyük Ortadoğu-Avrasya Projesi”nde aynı
safta yer aldığı düşünülen iki müttefik ara-
sındaki “çıkar çatışmalarına” ve olası bir “yol
ayrımına” dikkatleri bir kez daha çekti.
Her ne kadar söz konusu ihtilaf, ABD-AK
Parti arasında “çatlak” boyutunda bir soruna
indirgenmeye çalışılsa da Türk-Amerikan iliş-
kilerinin inişli-çıkışlı tarihi bizlere çok farklı
şeyler söylüyor. Bu bağlamda DP dönemi ve
Menderes ile ANAP dönemi Özallı yıllara
uzandığımızda, bunun ne anlama geldiği çok
daha net bir şekilde görülecektir.
Mevzuya tekrar keskin bir dönüş yaptığı-
mızda söz konusu bu son uyarılar ve çıkışlar,
aynı zamanda tek taraflı bir bağımlılık ilişki-
sine ve bir “diyet” meselesine işaret etmekle
birlikte, sonuçları itibariyle bir kızgınlığı ve
hayal kırıklığını ortaya koyması itibariyle de
oldukça dikkat çekici.
Türk-Amerikan ilişkilerinde
sorun alanları
ABD perspektifinden hadiseye baktığı-
mızda Washington’da derin bir öfkeye yol
açan hayal kırıklıklarının başında Türkiye’nin
Arap Baharı” ya da “Yeni Ortadoğu” sürecin-
de kendisine bölgede bir manevra alanı ya-
ratma ve “bir koyup üç almaya” çalışmasının
yattığını görüyoruz. Bir diğer ifadeyle, Türk-
Amerikan ilişkilerinde küresel-bölgesel çapta
rol paylaşımı, projenin uygulamaya konması
sonrası tarafların karşılıklı olarak oyun içinde
oyun geliştirmeye çalışmasıyla birlikte farklı
bir mecraya yönelmiş durumda.
Bu sorunların başında hiç kuşkusuz Suriye
krizi geliyor. Buradaki en somut üç gelişme
ise birçok kesim açısından halen muğlaklı-
ğını koruyan F-4 hadisesi ile Kuzey Suriye
(
Batı Kürdistan) oldubittisi ve ÖSO özelin-
de Suriye’deki Müslüman Kardeşler ve diğer
Selefi “radikal grupların”kontrolü kapsamında
yaşanan ihtilaflar olarak karşımıza çıkıyor.
Nitekim Esad sonrası süreç kadar, Esad’ı
devirme noktasında kullanılan “araçlar” ve
yöntemler/stratejiler” bağlamında yaşanan
görüş ayrılıkları, en son kendisini İsrail’in
Suriye’yi bombalamasında göstermiş durum-
da. Bunun dışında Türkiye’nin “yeni Suriye”ye
yönelik olarak Doha’da dışlanmış olduğunu da
göz ardı etmemek gerekiyor.
Irak bağlamında yaşanan krizde ABD’nin,
tavrını Maliki’den yana sergilemesi ve Ankara
ile Erbil’e bir ayar çekme girişimi de Türk-
Amerikan ilişkilerinde bir başka kriz alanı
olarak karşımıza çıkıyor. Burada, Ankara’nın
Maliki konusunda attığı birtakım adımların
Washington tarafından başarısız addedilmesi
kadar, bu yeni süreçte de Türkiye’nin birtakım
inisiyatifler geliştirmek istemesinin yarattığı
sıkıntılar gözden kaçmıyor.
Bu bağlamda Türkiye’nin “Yeni Kürt
Politikası”nın da Washington nezdinde bir-
Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanan derin kriz, artık “çuval”a da sığmaz hale gelmiş durumda. Son dönemde
Washington’dan Ankara’ya doğru yapılan tek taraflı atışlarda yaşanan sıklık ve bunda bir üst aşama olarak kabul
edilebilecek “acemi büyükelçi” Ricciardone’nin Türk iç siyasetine yönelik “sömürge valisi” gibi yaptığı eleştiriler,
açıkçası fazlasıyla dikkat çekiyor.