39
şubat
2013
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
*
DHKP-C’nin İstanbul
ve Ankara’da gerçekleştir-
diği eylemlerle birlikte sınır
kapılarında patlatılmaya
başlayan bombalar ve iç
siyasete yönelik dış mü-
dahaleler, bundan sonraki
süreçte Türkiye’nin karşı
karşıya kalabileceği birtakım
meselelerle ilgili önemli
ipuçları veriyor.
Bu sorunların bir anda
patlak vermeye başlamasının
temel nedeni,Türkiye’nin
Arap Baharı” sürecinde
izlemeye başladığı ve Suriye
krizinde zirve yapmaya
başlayan, fazlasıyla “talepkâr”
ve “hırslı” bulunan dış politi-
kasıyla ilgili gibi görünüyor.
Bu kapsamda Başbakan
Erdoğan’ın son altı ay
içerisinde iki defa üst üste
Şanghay İşbirliği Örgütü
(
ŞİÖ)’ne işaret etmesi de
bundan dolayı bir tesadüf
sayılamaz.Türkiye, Başba-
kan Erdoğan’ın “Şanghay
Beşlisi latifesi” üzerinden,
başta ABD olmak üzere,
Batılı “dostlarına” ince bir
mesaj iletme gereği duyma-
ya başlamış durumda.
Nitekim Obama’nın son
döneminde patlak vermeye
başlayan, fakat seçim süre-
cinde bastırılan, seçimler
sonrası tekrar eski rayına
oturması beklenilen ikili
ilişkiler pek de öyle tahmin
edildiği gibi yürümüyor.
Öyle ki Türk-Amerikan
ilişkilerinde yaşanan derin
kriz, artık “çuval”a da sığmaz
hale gelmiş durumda. Son
dönemde Washington’dan
Ankara’ya doğru yapılan
tek taraflı atışlarda yaşa-
nan sıklık ve bunda bir üst
aşama olarak kabul edile-
bilecek “acemi büyükelçi”
Ricciardone’nin Türk iç
siyasetine yönelik “sömürge
valisi” gibi yaptığı eleştiriler,
açıkçası fazlasıyla dikkat
çekiyor.
Bunlar içerisinde
Ricciardone’nin çıkışı,
egemen bir devlete yönelik
yapılabilecek en ağır ha-
reketlerden biri olarak ön
plana çıktı ve tepki bulmak-
ta da gecikmedi. Büyükelçi
Ricciardone’ye gösterilen bu
tepkinin altında 1979 İran
İslam Devrimi öncesi, İran-
ABD ilişkileri ve bu kap-
samda Şah’ın “Tahran’daki
ABD Büyükelçisi’nden
onay almadan adım atamaz”
hale gelmiş olmasının da
kısmî etkisi olsa gerek. Ne
de olsa o dönemin ideolojik
yansımaları ve heyecanı,
Türkiye’de de kendisine belli
bir dönem yer edinmişti.
Tüm bunların üstüne
Başkan Obama’nın ilk resmi
ziyaretini İsrail’e yapacak
olması da oldukça dikkat
çekici. Söz konusu ziyaret,
bundan sonraki süreçte
(
eğer Obama taktik icabı
böyle bir adım atmıyor-
sa) “Yeni Ortadoğu”nun
hamisi noktasında en
azından Türkiye’nin yalnız
olmayacağını gösteriyor.
Bu da Türkiye’nin İsrail ile
yeni bir başlangıca, ilişkiye
zorlanması ile eşdeğerdir
ki açıkçası ortaya konulan
şartlar itibariyle Ankara’nın
ya da AK Parti hükümeti-
nin bundan nasıl sıyrılacağı
şimdiden merak konusu
olmaya başlamıştır.
Yeni Türkiye’ye
ayar mı çekilmeye
çalışılıyor?
Türkiye üzerinden Or-
tadoğu ve Kuzey Afrika’yı
istediği gibi kontrol edeme-
yeceğini anlayan ABD, bu
konuda şansını bir kez daha
denemekte ve Türkiye’yi
birtakım bildik “araçları”
ile hizaya getirmeye çalış-
maktadır. Nitekim son altı
ay içerisinde önce “beyzbol
sopası”, ardından “retorik
saldırı”, “randevu krizi” ve
Erbil’i bırak, Bağdat’a bak!”
şeklinde kendini gösteren
bu türden “ayar çekme” giri-
şimleri, geçtiğimiz ay içinde
ABD Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Victoria Nuland’ın
Dışişleri Bakanı Davutoğlu
üzerinden yaptığı “Kışkır-
tıcılık yapmayın!” türünden
sert uyarısı ile bir üst aşama-
ya tırmanmış vaziyette.
Buna karşılık Başbakan
Erdoğan’ın, bir anlamda
tüm bunlara geç de olsa bir
tepkisi olarak değerlendi-
rilebilecek, “Türkiye şamar
rahatsızlıkyarattığı dikkat-
lerdenkaçmıyor. Örneğin,
sonGazzekrizindeTürkiye
veMısır’ınortayakoyduğu
işbirliği vebununarkaplanı,
ABD ilebirliktebazı Batı ül-
kelerini ve İsrail’i endişelen-
dirmeyebaşlamışdurumda.
Retoriksaldırı” tepkisinin
altındadabüyükolasılıkla
buhususyatıyor. Nitekim
bu rahatsızlık, kendisini bir
süredirMısır sokakları ile
Tunus’taki hükümet kri-
zindegöstermeyebaşlamış
durumda. ArapBaharı süre-
cininbölgesel inisiyatifin-
dinamiklerininelinegeçme-
yebaşlaması durumu, karşı
devrimsüreçlerini tetikle-
mişgibi görünüyor.
***
Batı Kürdistan” olarakad-
landırılan “KuzeySuriye”,
ardındanDohavemuhalif-
ler, sonrasında iseGazze’de
yaşananbirtakımgeliş-
melerle “Yeni Ortadoğu”
süresindendışlanmaeğilimi
ağırlıkkazanmayabaşla-
yanyeni Türkiye’nin “Batılı
dostlarına” Şanghayüzerin-
denbir takımhatırlatmalar
yolunagitmesi, enazından
dışpolitikadamanevraka-
biliyetimizi -söylembazında
daolsa- ortayakoyabilmesi
açısındanönemli. Buhatır-
latma, aslındadünekadar
eleştirilenTürkdışpoliti-
kasınıngeleneksel tavırla-
rından, reflekslerindenbiri
İ
Ç
vedışpolitikabağlamındaparalel bir “açılım”
ve “yeniden inşa” süreci yaşayanTürkiye, olduk-
çakritik sayılabilecekbir dönemdebir kezdaha
derin tezgahlar” ilekarşı karşıya...