33
şubat
2013
Orhan Mücahit
>> MİT’in devlet adına Oslo’da başlat-
tığı süreç, bazı provokatif olaylarla beraber
birkaç kez akamete uğramasına rağmen,
Hükümet’in kararlılıkla yoluna devam et-
mesi üzerine devam ettirildi.Bir taraftan te-
rör örgütüne karşı hemen her alanda büyük
bir kararlılıkla yürütülen ciddi bir mücadele
var.PKK geçtiğimiz yıl hem şehirlerde,hem
de kırsalda büyük bir hezimete uğratıldı.
Özel Harekât ve Jandarma özel timlerinin
büyük bir özveri ve üstün başarı göstererek
sürdürdüğü operasyonlar sonucu PKK’nın
doğu bölgelerimizdeki alan hâkimiyeti or-
tadan kaldırılmış oldu.Geçtiğimiz yıl örgüt,
büyük kayıplar vererek “final yılı” dediği
2012’
yi, son yıllarda başarısız olduğu en
kötü yılı olarak kabul etmek zorunda kaldı.
Bu mücadele devam ederken, bir taraftan
da “yine, her şeye rağmen” Kürt sorununun
çözümü için çok önemli adımlar atıldı. Hü-
kümet, geçtiğimiz dönemde tüm karalama
çabalarına, türlü engellemelere ve kimi haklı
ama kimi provokatif tepkilere rağmen pek
çok açılımı gerçekleştirmeyi başardı. Son
olarak Öcalan’ı bir anlamda muhatap alarak
görüşmelere başlandı. Bu süreçte akla gelen
ilk soru şu: Terörle bir taraftan böyle ciddi
ve büyük bir mücadeleye girişmişken, öbür
taraftan yine ciddi bir kararlılıkla barış ma-
sasına oturmak bir çelişki değil mi?
Aslında çelişki gibi gözüken bu strateji
değişikliği,Türkiye’nin sorunu daha iyi kav-
radığını gösteriyor. Çünkü öncelikle anla-
şıldı ki sadece silahlı mücadele terörü bitir-
mek için asla yeterli değildir. Bir kere PKK,
(
artık) sıradan bir terör örgütü değil. PKK,
hassas ve kendine özgü karaktere, değerlere
ve özelliklere sahip bir coğrafyada, aslında
pek çok ülkenin kısa ve uzun vadeli plan-
ları için dolaylı yoldan kullandığı ve ciddi
bir şekilde desteklediği, uluslararası çalışan
karmaşık bir hiyerarşiye sahip, çok unsurlu
bir suç örgütü haline geldi. Yine anlaşıldı ki
(
artık) uluslararası suç trafiğinin önemli bir
taşeronu haline gelen bir örgütü “bir avuç
eşkıya gibi” görüp ciddiye almamanın bize
yararı dokunmuyor.
Bu sebeplerle Hükümet, terörle mücade-
le için üç önemli strateji geliştirdi. Birincisi,
cesur açılımlar yaparak farklıların üstünlü-
ğüne, belirli bir kesimin egemenliğine yavaş
yavaş son verdi. Yok sayılan sorunları sami-
mi bir şekilde çözmeye çalıştı. Özgürlük
alanını genişletti. İkinci olarak örgütle savaş
stratejisini değiştirerek özel operasyon tim-
lerini yeniden sahada etkin olarak kullan-
maya başladı. Özel timler nokta operasyon-
larla örgütün silahlı kanadına yaşam alanı
bırakmadı. Son olarak Hükümet, Öcalan’ın
çözüm sürecine ciddi anlamda katkı sağ-
layabileceğini görerek onunla görüşmelere
başladı. Bu sayılan stratejiler geçmişte de
denendi. Ancak başarılı olunamadı. Çünkü
öncelikle Türkiye’nin başında güçlü bir hü-
kümet yoktu.Terörle hem etkin bir biçimde
mücadele edip, hem de barış için çabalama
cesareti ve kararlılığını ilk defa bu hükümet
gerçekleştirdi.
Hükümetlerin arkasında büyük beklenti-
leri olan ve her şeye rağmen atılan adımları
destekleyen bu kadar güçlü bir seçmen des-
teği yoktu.Hükümetin siyasi icraatlarını en-
gelleyebilecek olan egemen erkler “üstünle-
rin” hakimiyeti altındaydı. Ayrıca provokatif
eylem ve söylemleri köpürtecek, attığı baş-
lıklarla gündemi alt üst edebilecek “güçlü bir
kartel medyası”engeli vardı. Ayrıca esas işini
bırakıp siyasetle uğraşan, statükonun esiri
bir ordu ve devlet kurumları vardı. Bütün bu
engeller ortadan kalktığına göre, pozitif dü-
şünmemek adına bir neden kalmıyor.
Son olarak şu gerçeği iyi anlamamız gere-
kiyor:Terörle barışmaya çalışmak, teröre ye-
nilmek veya teslim olmak değildir. Türkiye,
bugün terörle mücadelesinde hiç olmadığı
kadar güçlü ve kararlı. Ancak kesin ve kati
bir şekilde çözüm bulunmaz ise, terör belası
Türkiye gündeminin her zaman ilk sırala-
rında olmaya devam edecektir. Unutmaya-
lım, barışa yanaşmayan kimseler varlığını
kanla, savaşla, nifakla sürdüren kimselerdir.
Terörle barışmak, geçmişte yaşanılan acıları
unutmak değildir. Terörle barışmak, herşeyi
affetmek de değildir. “Yine yeni acılar yaşa-
mayalım, gencecik fidanları henüz baharla-
rındayken kara toprağın koynuna vermeye-
lim ve artık kardeşi kardeşe kırdırmayalım”
diye barış istiyoruz.
İ
MRALI
ile yapılan görüşmelerin seyri, eminim, bugünler-
de hepimizin merak ettiği konuların başında geliyor. Uzun
bir süredir gizli olarak sürdürülen, son yıllarda ise artık açık
şekilde resmi makamlarca da kabul edilen ve yapılan görüş-
melerde sona yaklaşıldığı izlenimi var.
Terörle barışmak teslim
olmak mıdır?
Siyaset
haber
ajanda